|

Geçen haftanın kısa bir özetini yaparsak, bu haftanın yazısı daha anlaşılır olacak. Ofisime oğluna iş başvurusu için gelen bir emekli memur olan bir küçük idari birimin yöneticiliğine seçilmiş bir beyin, şirkette boş pozisyon olsun, olmasın; oğlunun nitelikleri uygun olsun, olmasın bir şirket ortağının, yönetim kurulu başkan yardımcısının torpiliyle işe alınması gerektiğini anlatırken yaratmaya çalıştığı baskı ve buna bağlı tehditlerinden bahsetmiştik. Ona göre, bu beyefendinin tehdit cesaret ve gücünü seçildiği makamdan alabilme özgürlüğü vardı. Galiba bu hafta da işin her yönünü tek tek ele almakta yarar olacak. Seçim süresince toplumun her görüşten, her sınıftan sesini duyuran bir çoğunluğun aslında, sistemin kendisinden kaynaklanan bir şekilde çıkarlarını önemsemesi gerektiğine, kuralsızlığı benimserse bundan nemalanabileceğine inandığını, torpil mekanizmasının sistemin zorunlu, ayrılmaz parçası olduğunu düşünmek zorunda bırakıldığını gördüm. Kendi zümresini oluşturan siyasetin, asıl amacı olan herkese dokunmak ve bu topraklarda yaşayan insanların sorunlarını sürekli çözmek, bir menfaat, bir çıkar beklemeden gönüllü bir şekilde bu ülke için bir şeyler üretmek olduğu fikri yıllarla birlikte geri plana itildiğinden, sistem kendi kuralsızlarını yaratıyor. Bu kuralsızlık da sistem haline geliyor ve sisteme ayak uyduran kazandığını zannediyor… Herkesin sadece kendini önemsediğini ve önemsenmek istediğini, herkesin yasal olmayan bir şekilde ya da başkalarının aleyhine de olsa kendi işinin görülmesini istediğini, eline fırsat geçtiğinde değerlendirdiğini, herkesin güç kullanma, çıkarına dönme, söz sahibi olma merakında olduğunu, başkalarında eleştirdiğini kendisinin yaptığını gördüm. Bilâ istisna herkes ‘harcanacağımı’ söylüyordu. Muhtemelen, karşı tarafa da ‘benim harcayacağım’ söyleniyordu. Bu siyasî anlayışın bir ürünü olmasa gerekti. ‘Herkesi kendisi gibi sanmak’ genel kabul olmuş. Günlük yaşamın içinde herkes aynı fikirde olduğuna göre, insan öğütmek doğamızda olan bir alışkanlık diye düşünüyorum. İnsan öğütmeye, hepimizin her alandan alışık olmasından kaynaklanan bir görüş birliği var. Onun içindir ki ben seçim çalışmaları sırasında bana bunu hep hatırlatacak olan şahmeranı(*) taktım, insanlığa hizmet etmekten de vazgeçmeme, ruhuma uygun bir şekilde mücadele etme, ezber bozma kararı aldım… İnsanların işini görüp, hep verirseniz, bunu da unutursanız, iyisiniz; olanaklarınız ve anlayışınızı aşan talepleri karşılayamaz, işini göremezseniz, karşınızdaki insanlar zalim birer düşman olurlar… Bunlardan her alanda bol miktarda var… Ne yapalım, hepsi insanî tepkiler ve sistemin getirileri, keşke elimizden daha çoğu gelebilse… Tüm bu anlayışın da çoklu standartlar, tutarsız, adaletsiz uygulamalardan geldiği kanısına vardım. Bu insanlar uzaydan gelmediler. Zaman içinde gelişen anlayış, sistemli bir şekilde insanların bu yaşam tarzına uyum sağlamalarına sebep oldu. Sonuç itibariyle, herkes kendi evlerinde yaşadıklarını, çalıştıkları şirketlere de taşımaya başlamadılar mı sanki? İnsanlar, kendi yapabileceği, yaptığı haksızlıkları, başkalarının da yapacağını düşünerek hareket etmeye çalışıyor, birbirini diğerine karşı uyarıyor. Siyasi anlamda yaptığımız tahlili, bir profesyonelin iş hayatındaki kariyer süreci ve şirket ortağı ve sahibi arasındaki ilişkide örnek olarak incelersek ana soru aşağıdaki gibidir; Ciddi, profesyoneller tarafından yönetilen kurumsal şirketlerde, şirket ortakları veya yönetim kurulu üyelerinden beklenen, profesyonel kurum yönetimi örnek anlayışı nasıl olmalıdır? Yerim bu kadarına elverdiğinden haftaya bu konunun cevabını vereceğim. Az sonra… (*) Şahmeran, belden aşağısı yılan, üstü insan, doğaüstü yaratık. Hayatını kurtardığı insan tarafından yeri, hastalanan krala deva olmak için bildirilen ve öldürülen yılanların şahı, şahmeranın, insanoğluna itimat edilmeyeceğini bildiği halde aldandığını, yine de yerini istemeyerek bildiren adama ölmeden önce bile yardım ederek onun vezir olmasına sebep olduğunu anlatan efsane. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|