| Öz-güven, öz-gürlük |
| Pazartesi, 12 Nisan 2010 14:08 | |||
![]() Anayasa konusunda ortak akıl zemini yaratmadan, niyete doğru onaylama anlayışıyla ilgili gelişmeler, özgüven, özgürlük, tutarlılık kavramlarını irdelememiz gerektiğini düşündürdü. İkilik yaratabilen, güç çekişmesine giren insanlar, muhalefette de iktidarda da bundan vazgeçmeyeceklerdir. Onlar, sorgulama ve takip yerine ‘benim dediğim, benim bildiğim olsun’a yoğunlaşırlar. Onların dediği yanlış veya doğru olabilir, sorunlara, sorulara çözüm ve cevap olmayabilir, olsun, “diyen onlardır ve yeterlidir…” Oysa konumun, dengenin korunması, tahammülü ve saygının sürdürülmesini gerektiriyor. Bu tür insanlar, kendilerine sufle edilen her şeye inanır, ona göre politikalar belirlerler. Kafalarını karıştırmak çok kolaydır. Buradan hareketle her eleştiriyi, tepkiyi, başarıya karşı yapılmış, birilerinin planlı hareketi olarak algılarsak paranoya geliştirmiş olur, doğru uyarıları da göz ardı eder, plansız ve dinlemeyen anlayışımızla bol bol yanlış yaparız. İşletmelerde de icra veya iktidar makamı hesap verme, muhalefete, eleştirilere tahammül makamıdır… Tabii bu işletmelerde üst yönetimin, yöneticilerine göre değişiklik gösterebilir. Bazen üst yönetim, istediğine hesap sorar, bazen istediğinin arkasında yer alır. İşte tutarsızlık örneği… Neden? Çünkü onlar önce kendilerine güvenmezler… Birini garanti, döver ölmez görür, vazgeçmez sanır, öbürünü de bir şekilde, maddi, manevi destekle elde tutmaya çalışırlar… Şimdi arkasında olanlar, yarın çıkarlarına bir nebze dokunulduğunda kararlarını da değiştirebilirler. Her şey, herkese bir müddet için verilmiştir. Özgüvene dayalı özgürlük anlayışı çok taraflı düşünmeyi ve herkese aynı yaklaşımı göstermeyi gerektirir. Özgürlük, demokrasi ve hak talepleri korkulacak bir şey değildir. Bunun için özgüven sorununu aşmamız, riske girmeyi bilmemiz gereklidir. Tabii yamalanmış Prozac özgüveninden bahsetmiyoruz burada… Geçenlerde bir TV programında psikiyatrlar depresif aşkı tartışırken, danışanlarına “sen çok değerlisin” gazını fazla verdiklerinden, insanların sevdiklerine rest çekme, bırakabilme güveninin ölçüsünün kaçırıldığını söylediler. Güler Kazmacı ile konuşurken de, NLP’ye ilgi duyanların, bu tekniklerden yararlananların başkalarının dertlerini paylaşmaya, kötü şeyler işitmeye kapalı olduklarını söyledi. Bunlar paylaştığım, daha önce de örnekleriyle yaşadığım ve saptadığım tespitlerin onaylanmasıydı. Özgüveni olmayan insanlar, daha eksik buldukları insanları taraflarına alıp, sahte bir uyumla, verimsiz çalışmalar yapmayı tercih ederler, zorlanmak hiç işlerine gelmez, kendilerini zorlayanları vazgeçirmek en doğru yöntemdir. Kendilerine yanaşarak sahte ilgi gösterilmesinden, soru sorulmasından ve pohpohlanmaktan etkilenerek karşılıklı dolduruşlarla beslenirler. Özendikleri hal yerine getirilmiştir. Birilerinin patron gücüne sahip olması, hem kendilerinin, hem de çevrelerinde o güce dayanan insanların çok hoşuna gider. Hele o gücü harekete geçirecek ara gazları herkesin besinidir. Bu gaz, onları her şeyi hak ettiklerine ikna eder. “İşletmelerdeki gerçeklik siyasette de geçerlidir”. Hak etmediğini düşünenlere kızınca tepkisini kontrol edemez. Geldiği yere çoğunluğun iradesi ile geldiğini, karşı çıkanların onu ve halkın iradesini hafife aldığını düşünür, bu da onu kendisini eleştirenlere hakaret etme, saygısızlık etme hakkı verdiği yanılgısına sürükler. Saygısızlık edilen azınlığın iradesi ve haklarının olduğunu unutur. Oysa karşılıklı güven bunalımını aşmanın yolu icra makamına düşer, samimiyetle ortak akıl yaratma çabası gösteren taraf icra olmalıdır. Bir cevap alamasanız da, yeterlilikleri olmadığını düşünseniz de, yaptıkları muhalefetle sizi sıksalar da, yapmak istediklerinize inandığınızda, inatla, sorumluluk alarak, severek bir şeyler yaptığınızda katlanırsınız. Bundan bıkıp, sıkılırsanız, sizi tutan kimse de yoktur zaten… Sınır ve yeterliliklerini bilmeyenlerin talepleri her zaman rahatsız edici olmuştur ama hak edenlere haklarının teslimleri de; ya eşitlik veya maddeci anlayışla hep güme gitmiştir. Hayat bitmeyen bir mücadele olmasına rağmen, rahatlık ve kolaycılık tuzağı da kaçınılmaz olabilir… Özgüveni olan insanlar özgürdür, çünkü mücadele onların özünde vardır… Başarısızlık yoktur, vazgeçmek vardır…
|

