Örnek patron
Pazartesi, 03 Ağustos 2009 09:18

alt

Geçen hafta cevaplayamadığım, profesyoneller tarafından yönetilen kurumsal bir şirkette, üst yönetimden (işverenden) beklenen örnek kurumsal yönetim anlayışıyla ilgili görüşlerime bu hafta açıklık getiriyorum:
Bugüne kadar iş yaşamımdaki teorik ve pratik gelişim sürecimden çıkarabildiğim sonuçları başlıklar halinde sıralayarak, kolay kurallaştırılabilir bazı ipuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
-Bir şirket ortağının profesyoneller tarafından ciddiyetle dikkate alınması, profesyonelin yandaşı muamelesi görmemesi için, oy hakkına ve gücüne sahip olması yetmez. Yeterli bilgi, donanım, etkileşim ve iletişim konularında kavrayış becerisine sahip olması, yönetim ile ilgili sorulara cevap verebilmesi, konuları doğru ve bütünsel olarak sorgulayabilmesi önemlidir.
-Sadece genel finansal tablolar, özel maliyetler ve makro göstergelerle iktifa etmemesi, bunun yanı sıra sosyal ve idari gelişmeleri de izlemesi, toplumsal maliyetleri de ihmal etmemesi gerekir. Her bölüm ve süreç içindeki uygulamalarının adil olup olmadığını,  dengelerin korunup korunmadığını kontrol etmelidir.
-Ekonomik performans kadar, sosyal ve çevresel performansın gelişmesi için çaba göstermeli, sosyal sorumlulukları yerine getirmeli, şirket itibarını olumlu noktalara taşımalıdır.
-Sadece sonuca odaklanmadan ama süreçlerde de kısırlaşmadan, vizyonu kaybetmeden, yeni fikirler geliştirmesi, ilham, sezgi ve plânlama yetilerini sürekli geliştirmesi, şirket içi doğru iletişimi güçlendirmesi, kendisiyle iletişimi zorlaştırmaması, ulaşılabilir olması ve eleştirilere açık olması tüm yönetimin başarısının derecesini belirler.
-Mümkün olduğu kadar, şirket elemanlarıyla şirket içinde muhatap olunması;  imza, hesap, bilgi alma vs. konularının şirket içinde çözümlenmesi için (aksi halde,  tüm ortaklara ve çalışanlara yetişme konusunda hem zaman kaybı, hem de çok başlı yapılar ortaya çıkar) özen göstermelidir.
-Üst yönetimin ilgili kişilerin, aldığı kararlar ve bilgisi dışında talimatlar vermemesi, ilgili kişilere danışarak hızlı karar vermesi, yöneticilere yetki ve sorumlulukları delege edip, sonra da bu sorumlulukların yerine getirilmesini kontrol etmesi şirketin kurumsallaşması adına çok önemlidir.
-Kendi veya yakınlarının, arkadaşlarının mülklerini, ürünlerini başka ucuz ve nitelikli alternatifler varken şirkete tedarik ettirilmesinin sağlanmasına, eş, akraba, dost kayırmacılığı yapılmasına engel olmalı, özel işinin çıkarlarıyla, ortaklı işi birbirine karıştırmamalıdır.
-Kendisinin ve ailesinin özel işlerini şirket personeline yaptırmamalıdır.
-Gelen kuşakların yeterli ve tecrübeli oldukları bölümlerde, kendileriyle aynı nitelik ve pozisyona sahip diğer çalışanlardan farklı şartlarda çalıştırılmamasını sağlamak bir aile şirketinde profesyonel anlamda üst düzey yöneticinin aynı zamanda dengelere bağlı olarak “eğitici” vasfının bir gereğidir.
-Şirket içinde “Benim adamım”, “Senin adamın” ayrımını yaratmaması, belirli kişileri ön plâna çıkarıp, tüm yanlışlarına göz yummaması, aşikâr durumları görmezden gelmemesi, adaleti geciktirmemesi, çok yönlü sorgulama olmaksızın karar almaması, her anlatılanı çapraz dinlemeyle karşılaştırması gereken bir yöneticinin, bazen düştüğü en büyük hataların başında böyle bir ortama müsaade etmek yer alır.
-Kendisinin tüm davranış ve harcamalarıyla örnek olması, prosedürlere uyması, mali disiplini bozacak, kötü örnek olacak, takibi zorlaştıracak, verileri saptıracak, en ufak fiktif uygulamaya, açık gelire, kanuna karşı hilelere, düzensizliğe, hak yemeye, çıkarları için yasal olmayan ve çevreyi bozan uygulamalara geçit vermemesi gerekir.
-Şirket değer, kültür, ilke ve kurallarının ve rakiplerinin en yakın takipçisi olması, şeffaflıktan asla korkmaması, iyi bir izleyen olması, şirket üst yönetimlerinin olmazsa olmazlarıdır. Var mı böyle bir işveren?
Rakiplerine karşı saygılı, sektörü için faydalı olması, bir gereklilik olabilir mi acaba? 
Yadırgayıp, “Yuh artık” demeyin sakın… Bazen centilmenlik o kadar öne çıkar ki, güçlü rakibin çıkarlarının, şirketin çıkarlarının önüne geçtiği örneklere de rastlayabilirsiniz! Bazen de tam tersi, küçük rakibe karşı acımasız olabilirsiniz.
Tutarsızlık ve adaletsizlik, çoklu standartlar ne yazık ki şirket değerlerini de yok eder. Hele idare edeceğim derken, yalan söylenmesi, samimiyetsizlik, terzinin kıvırma paylarının çok olması, tüm yöneticilerin inandırıcılık ve güvenilirliğini yitirmesine sebep olur.
Doğrulara önce kızılır, ancak, haklılığı kanıtlanınca kabul edilir. Yalana belki önce inanılır, ancak, hakikat muhakkak ortaya çıkar. Zaten, çoğunlukla insanlar, yalanı hemen fark eder, yüzlememeyi tercih ederler. Yani bazen kibarlığınız, karşı tarafın kendini akıllı sanmasına sebep olabilir.
Tüm bunlar olması gereken birer gereklilik ve gerçeklikken, çevrenin sizden beklediği çok farklı olabiliyor. Sistem, insanları güç sahibine yatkın olmaya ve gücünü kullandırmaya zorluyor. Bu açıdan baktığınızda siyasi sistemle, iş hayatındaki sistem benzerlik içinde… Haftaya siyasi sistemle, işletmelerdeki sistem benzerlikleri arasında bağlantı kurmaya devam etmeye ne dersiniz?

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız