O günden bugüne
Pazartesi, 29 Haziran 2009 14:45

alt

 Cok değerli Bursalılar, Pusula yine bana yazma yönünü gösterdi ve sizlerle buluşmak kısmet oldu. Son yazımdan sonra sizlerle paylaşacak çok konumuz var. Ekonomik ve siyasi sorunlar, takip etmekte zorlanacak bir hızla artıyor. Bursa’nın, Türkiye’nin, dünyanın gündemindeki sorunların çözümü de giderek ağırlaşıyor. Her çözüm bir başka sorunun başlangıcı oluyor, devran da böyle dönüyor.
Yazı yazmayı bıraktığım günden bu yana, gündemde o kadar çok iki taraflı kurgusal gelişmeler ve komplo teorileri oldu ki işin içinden çık çıkabilirsen…
Bir yanda yürüyen Ergenekon davasına eklenen ordunun Fethullah Gülen ve AKP’nin önünü kesme plânlarıyla ilgili iddia ve belge, diğer yanda ekonomik krize rağmen IMF’yle anlaşma yapılmamasıyla ilgili Ufuk Söylemez’in hem TV’de izlediğim, hem de Ekonomik Pusula’da okuduğum görüşleri… Doğrusu Kasım 2008’de BTSO Meclis toplantısına konuk olan Deniz Gökçe’ye aynı kuşkuyla menşei belirsiz paranın girişiyle ilgili görüşlerini sorduğumda, derin konulara girmeyelim, demişti.
TC. Merkez Bankası’nın yayımladığı aylık ödemeler dengesi istatistikleri, krizin ekonomiye etkileriyle birlikte 6 aydır kayıtlı para çıkışı yaşanırken, sisteme olağanüstü boyutlarda kaynağı belirsiz, kayıt dışı para girişi gösteriyor. Ufuk Söylemez bunun ya çok fahiş bir bilânço hatası olduğunu ya da Türk ekonomisi ve/veya Türkiye üzerinde farklı amaç ve niyetlerle yapılan büyük bir mali operasyon olabileceğini açıklıyor.
Şimdi hal böyle olunca aklıma ister istemez, 1994 krizinde döviz rezervi sıkıntısını çözmek için uygulandığı iddia edilen kolaycı bir yöntem geliyor. O dönemde de dışarıdan para almadan, Afganistan ve İran kaynaklı uyuşturucu ihracatı Türkiye üzerinden yapılarak 20 milyar dolarlık kara para girişiyle kolayca krizi atlatmıştık. PKK’yı uyuşturucu ticareti yapmakla suçlayıp, devlet yapınca ‘Avrupa bunu nasılsa kullanıyor, Türkiye devleti kontrolünde olsun bari’ savunmasıyla meşru hale getirip vicdanlarımızı rahatlatmıştık.
Peki, çeteleri yok edeceğiz, bu yanlışları ortadan kaldıracağız diyenler şimdi bu para ak mı, pak mı nasıl açıklayacak? Şimdi kendi kontrolünde olunca ak mı oluyor?
Bu tür işlemlere göz yumduğunuzda çetelerin olmaması, çeteler olunca it dalaşı olmaması, aralarında erk ve maddi güç paylaşımı sorunu olmaması, aralarından itirafçılar çıkmaması, itirafçıların ve devlet için çalıştığını iddia edenlerin beklentilerinin olmaması mümkün müdür? Artık her şey ortaya çıktığında bu insanları bu işleri yapmak zorunda olanlar savunmak zorunda kalırlar. Devletin ve işletmelerin meşru güçlerince yapılan her türlü gayri yasal işler şekil değiştirmeye ve hak görülmeye mahkûmdur. Hele güçler arasında uyum sorunu varsa sıkıntı daha da büyür, engellemek mümkün olamaz. 
Kara para elde edilen faaliyetlere, silah kaçakçılığı, çocuk ve genç ticareti, beyaz kadın ticareti, adam kaçırma, şantaj, resmi belgede sahtecilik sonu elde edilen gelir, ticari hile, sahte damgalı ölçü-tartı cihazı kullanma, kamu ihalelerine fesat karıştırarak kazanç sağlama, bilimsel ve sınai casusluk, kasten adam öldürme, hileli iflas, kalpazanlık, organ ticareti, değerli kağıt sahteciliği, piyasaya sahte mal sürme de eklenebiliyor.
Resmi makamlar kara parayla ilgili tüm boşlukları ne kadar ustalıkla kapatırlarsa kapatsınlar, kesin sonuca bir türlü ulaşılamıyor. İnternet üzerinden gerçekleştirilen parasal işlemlerin yanı sıra, smart-card’larla (akıllı kartlar) yapılan işlemler de hiçbir şekilde kontrol edilemiyor ve kayıtlara geçirilemiyor. Bazı ülkelerin kara parayla mücadele için koyduğu limitlerin resmi makamlara bildirilmesi zorunluluğu bile konuyu çözemiyormuş.
Velhasıl her şeyi kontrol edebileceğini ve baskı altında tutabileceğini sananlar ve yaptıklarıyla sürekli övünenler bilseler ki bu işleri aklına koyanları izlemenin ve gizlemenin sonu yok. Yanlışı her yapanın da bir açıklaması var, ne ki isterse belgesi ortaya çıksın…Böyle durumlar ortaya çıktığında net tavır koyabilmek için bu konulara kendinizin bulaşmamış olması, doğru işler yaptığınıza ya da yapacağınıza inanmanız, kendi bilginiz dahilinde yapılan işleri meşru olarak kabul etmemeniz gerekir. Herkesin ideolojik, maddi, idari kaygılarla işlediği suçlar, yanlışlar kendi anlayışına göre meşru geliyor.    
Çok enteresan devlet içinde, özel, tüzel tüm kurumlarda hep güç çekişmesi ve kontrolsüz bir güç vardır. Bunlar karşısında iki yol vardır. Ya mücadele edersiniz ya da teslim olur, alttan alırsınız. Bu ya sizin kişiliğiniz ya da o an içinde bulunduğunuz ruh halinizle ilgili bir karar olabilir.
Yine Ekonomik Pusula’da Celil İnce’nin yazısını da okuyunca çok önemsediğim tutarlılık ve yazının konusu başka bağlantılar kurmama, Türkiye’de yapılan tutarsızlıkları daha net görmeme sebep oldu. Olay gazetesini kadroları, ekipleri, ekipmanlarıyla Bursa’nın en çok okunan gazetesi yapanların başarılarının görmezden gelinip, kurumlara her yeni gelenin yaptığı gibi, gazetenin geleneğini aşan savunma, övünme, eleştiriye kapalılık, ‘en doğruyu biz yapıyoruz, krize rağmen kimseyi işten çıkarmadık’ diyenlerin, krizi bahane ederek işten çıkarma tutarsızlıklarının verdiği rahatsızlıktan ince ince söz ediyor yazısında Celil İnce. Tabii diğer duygusal retlerin verdiği rahatsızlık da cabası olmuş.
Aslında bu tür davranış ve inkârlar hiçbirimize yabancı değil. Başbakanımız kriz de yok demişti. Peki, kriz yoksa hükümete bağlı kurumlar dahi nasıl krizi bahane ederek işten çıkarmalar gerçekleştirdiler? Geçmiş uygulamacıları karalama, kendini savunma, övünme, eleştiriye ve görüşlere kapalılık bu dönemin herkese sirayet etmiş modası adeta. Başkalarının yaptığını eleştirip sonra aynısını yapmak tarihin tekrar zorunluluğunu gösteriyor.
İktidara gelenler, eğer, geçmişte ezildiklerini, yok sayıldıklarını, mağdur edildiklerini düşünerek geliyorlarsa ellerine gücü geçirdiklerinde neden asla paylaşmak, eleştirilmek istemiyorlar? Devletle toplum arasında evvel ezel var olan güvensizlik, gerginlik, devletin kendini hep kusursuz görmesi, toplum üstü halleriyle tırmanışa geçiyor. Zaafları olan, mücadele gücü olmayan, düşünme tembeli olanlar hep yine kolaycılığı seçiyor ve tavrını birileri aracılığıyla koymayı tercih ediyor. O birileri de hep aşınan oluyor. 
Toplum olarak birçok konuda rahatımıza o kadar düşkünüz ki, sonunu düşünmeden hep kolaycı çözümlere gidiveriyoruz. Birilerine sırtımızı dayama, güvenme, birilerinden medet umma en kolay yol olarak seçiliyor. Bu tür çözüm ve çok başlı güç savaşları sonunda ne yazık ki kaos yaratır. Eğer, çözümler gerçekçi, akılcı, kendi gücümüze, kendimize güvenerek yapacaklarımıza dayanan sivil ve insani çözümler olmazsa kalıcı olamaz. Başımıza iş çıkmasın diye görmezden geldiğimiz, göz yumduğumuz konular sonra sorun yumağı olarak geliveriyor. Ahmet Altan, bazen Başbakan’ın bu kolaycılığa Avrupa Birliği gibi konularda düştüğünü, arada askerin koluna giriverdiğini yazıyor bir yazısında. Yine özelleştirmelerdeki ver  kurtul anlayışı bir başka kolaycılık örneği…
Sonuç olarak ben bir vatandaş olarak, samimi, inandırıcı, inkâr, yalan ve kurgusu olmayan; şeffaf, tutarlı, mücadele gücü yüksek, kolaya kaçmayan bir anlayışla yönetilmek istiyorum… 

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız