| Mesnevi medeniyeti |
| Pazartesi, 07 Aralık 2009 15:28 | |||
![]() Yine Mevlâna ile ilgili yazmadan geçemeyeceğim. Bu aralar kadın girişimcilerimiz çok faal. Krize çare bulmanın yolu yaşadığınız şehre hareket getirmekten, dayanışmadan, sıkı iletişimden geçiyor. Konya İş Kadınları Derneği, evrensel, güncel değer Mevlâna’nın ölümünün 736. yılında “İş yaşamında Hoşgörü Buluşmaları” toplantısı yaptı. Toplantı tam da kadınların seçme, seçilme özgürlüğünü kazandığı güne programlanmıştı. Yani iki kez anlamlıydı. 32 yıl sonra yeniden izlediğim Sema ayini ise etkileyici idi. TOBB Kadın Girişimciler Bursa İl Kurulu olarak biz de 4 kişi, BUİKAD olarak 3 kişi ile bu anlamlı buluşmaya katıldık. Düzenlenen toplantıya, Psikoterapist Dr. Faik Özdengül, Mevlâna’nın 22. Kuşak torunu Esin Çelebi Bayrı, Mediatör Deniz Kite, iş kadını Leyla Alaton ve yazar Elif Şafak panelist olarak katıldılar. Size, anladığım şekilde ama mümkün olduğunca her konuşmacının anlattıklarını birbiriyle bağlantılı olarak özetlemeye çalışacağım. Eğer, temel hak ve hürriyetlerimiz pratikte hoşgörüsüzlük duvarına çarpıyorsa toplumsal, kurumsal, kişiler arası mutabakat yaralanıyor. Hoşgörü eşitler arasında oluyor savı öne sürüldü. L. Alaton ise “hoşgörü eşit dağılır mı” diye güzel bir soru sordu. İnanç ve değerler arasında hakir görme, hakir görmemeyi kendi büyüklüğü gibi empoze etmeye çalışma, gizli hiyerarşi varsa barış da olmuyor. İş yerlerinde herkes kendini ifade etme konusunda hoşgörü ve anlayışla karşılaşırsa işletme barışına, verimliliğine ve hedeflere ulaşılmasına katkı sağlayacağı ifade edildi. Kibirli zemine basarsak, hiyerarşik bakarsak ayağımız kayar, diyor E.Şafak. Onun için de romanlarını yatay evren yaratarak vecd halinde, ahlâk bekçiliği yapmadan, yargılamadan, ilâhlaştırmadan yazdığını ifade ediyor. Bir zamanlar denenmiş, eşitlikçi olmayan, hak ve özgürlükleri unutturmak isteyen, ben senin için her şeyi bilir, yaparım, sen de yerinde say anlayışının artık yerini hoşgörüye bırakacağı anlayış için gayret göstermek zorundayız. Hâlâ sıkıntıları süren sert ve şiddet yanlısı politikaları bırakmaz, koşulsuz demokrasi için gerekli zemini hazırlamazsak, nedenleri ortadan kaldıramazsak hiçbir konuya kalıcı çözüm getiremeyeceğimizi zaten kavramıştım, bu felsefe ve “hoşgörü” kavramı irdelenirken iyice anladım. Senlik, benlik, sencil, bencil hepsi biziz. Tüm insanlarda hayvan, şeytan, rahman sıfatı var. Kendimizi kendimizden arıtıp, gerçek kimliğimizi bir bulsak, tevazuya kavuşacağız. O zaman sen yaptın, ben dedim de ortadan kalkacak. Suretleri görüp, manâdan gafil kalınca “ömür bitiyor, yol bitmiyor” anlaşılan... Mevlâna Mesnevi’ de hayatı ‘yol’ metaforu ile açıklıyor. Hakiki evlerimize giden yolcularız hepimiz. İnsanın ana hikâyesini “ayrılık ve kayıp” olarak açıklıyor Dr. Özdegül. İsteklerimizin gerçekleşmeme sıkıntısıyla, suçluluk duygusuyla, cezalandırma korkularıyla zıtlıkların ahengi ve dengesi içinde yaşamaya çalışıyoruz. Tüm bunlardan, hor görülmekten incinmemenin yolu “hoşgörmekten”, hoşgörmenin yolu “AŞK”tan ve “olgun olmaktan”, olgun olmanın yolu da “HİÇ” olmaktan geçiyor” diyor Özdegül hoca. Dünyaya geliş amacımıza uygun olarak kendimizi gerçekleştirme sorumluluğumuz var. Bize verilen yetenek, beceri, çalışkanlık hepsini kullanıp, seçimlerimizi yapmalıyız. Bildikçe, öğrendikçe hiç bilmediğimizi, aslında bir “HİÇ” olduğumuzu fark edip, mütevazı olalım o zaman “hoşgörülü” olabiliriz diyor D.Kite. “Herkes, birbirini kendi gözüyle görüyor, var olmakla ilgili tanımlamasına dokunulduğu anda, ‘yok sayıldığında’ hoşgörü kalkıyor” diye çok doğru bir açıklama ve insanı, eylemi yapma nedenlerinden ötürü hoş görebiliriz ama eylemi hoş göremeyiz şeklinde bir saptama da ekliyor Sayın Kite. Kadınların itikat meydanında boğuşmaktan, harem oyunlarından yorulan, anlaşılabilmek, anlatabilmek için büyük sıkıntılar yaşayan Mevlâna’nın, E. Şafak’ın romanında özellikle Kimya Hatun’la ilgili bizlerin farklı kaynaklardan okuduğu kitaplardaki farklı bilgilerle ilgili çelişkilere ve Rumi’nin kadına bakışına verdiği cevap “ben algıladığım gibi kurguladım, Rumi de döneminin insanı” şeklinde oldu. Benim algıladığımsa, Rumi ve Şems’in, kendilerini anlayamayan şeriat ehli ve kadınlara karşı çok da hoşgörülü olamadıkları…5 Aralık Şems’in öldüğü gün. Bu vesile ile türbesini de ziyaret ettik. Aslında bir kadın ve kadınların anlayışsızlıkları ve harem oyunları nedeniyle öldürülen Şems, sanki bizi çağırmış gibi geldi. Zaten Mesnevi’de de Rumi haklı olarak “yetkin olmayan herkese danışmanın doğru olmadığını, sizi durduracağını” ifade etmiş, ne de olsa “HOŞGÖRÜ, EŞİTLER ARASINDA OLUR… HOŞGÖRÜYÜ EŞİT DAĞITMAK DA ÇOK ZOR DOĞRUSU; HAKEDEN VAR; HAKETMEYEN VAR… Yani kısacası: “Ben varsa tevazu yoktur, tevazu yoksa hor-görü vardır, Hor-görü varsa, hoşgörü” yoktur. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

