| Kaderimiz ve tut-ar-lılık |
| Salı, 23 Mart 2010 11:41 | |||
![]() Bugünkü konumuz iletişim stratejisi olsun. Bazı insanlar algı yönetimini çok iyi beceriyorlar, doğru iletişim stratejileri izliyorlar derken, aslında sorgulayan, eleştirel düşünebilen insanlar için hiç de inandırıcı olamıyorlar. Bir şeyleri içselleştiremiyorsanız, çelişkiler ortaya çıkıveriyor. Uygunluk, yeterlilik, ortak yönler ve niyetten oluşan güvenilirlik bileşenlerinden biri eksik olduğunda, adil ve tutarlı olamadığınız zaman inanılır ve güvenilir olamıyorsunuz. Tutarlılık deyince bazen yanlış anlama da olabiliyor. Tutarlılık sabit fikir, değişim ve gelişime kapalılık değildir. İdeolojilere bağımlı katı anlayış hiç olmamalıdır. Tutarlılık, bilginin sorumluluğudur. Dile getirilenle, icraatın aynı olması, duruma göre değişen anlayış değil, her olayın kendi şartlarıyla ancak çifte standartsız değerlendirilmesi, kuralların çelişkili sonuçlar üretmemesi, doğruya ulaşmada önermeler arasında çelişki olmaması, farka, farklılığa eşit erdemli tutum, düşünce-davranış uyumu, tutarlılığı ifade eder. Yine söylediklerimizin, düşüncemizin bizi kaderimize götürdüğünü tutarsız davranışlarımızda da görüyoruz. Kendi kişisel gelişimini ve değişimini sağlayamayan insanlar ne yazık ki tutarsız davranışlara yöneliyorlar. Kimler tutarsız oluyor peki? Küçük hesaplar yapan, içten pazarlıklı, samimiyetsiz, bencil, kibirli, sevgisiz, tembel, söylediği ve yaptığına sahip çıkmayan, güç seven, çıkarcı, haddini bilemeyen insanlar tutarlı olamazlar. Kararlılık, tahammül, özgüven, demokrat ve dirençli olmayı gerektiren tutarlı tutumlar, umutsuzluk ve karamsarlığı da bertaraf edebilme gücüne sahiptir. Sağlıklı, olgun, saygın insanlar da tutarlılık önemli bir özelliktir.“Bir bilgenin sahip olması gereken en temel özellik tutarlılıktır” demiş Kant… Bazen, yapılanların sadece sempatik görünmek ve taraftar toplamak için yapıldığını, farklı konulara ve eleştirilere, sorgulanmaya gösterilen tepkilerden anlıyoruz. Tüm hakları kendinde gören, cesur çıkışlar yapıp, kararlarından vazgeçen, sürdürmekten ürken, bir yandan hoşgörülü görünüp, bir yandan tehdit eden, belirli dönemlerde darbe karşıtı, hukuka saygılı, İttihat Terakki’nin yaptıkları için savunmacı, bir yanda Gazze’yi savunurken, diğer dönemlerde kendi ülkesindeki karmaşıklıkları görmeyen, AB üyeliği için çalışırken, büyükelçileri geri çağıran zihniyet daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz birçok çelişkiyle tutarlı, dolayısıyla inandırıcı olamıyor. Olsa olsa, Ahmet Altan’ın dediği gibi, kendini beğenmiş, her hamlesine alkış bekleyen, tüm çelişkilerinin aynı hayranlıkla kabul edilmesini istiyor. Kendini en akıllı, en cesur, en yiğit, en dürüst, tek kendisi sanıyor. Aşağılama, dışlamanın, kibrin en büyük belirtisi “Sen kimsin?” sorusunu hiç sevmem. Demokratik hassasiyeti olan, özgürlükleri önemseyen, yasaklara, dayatmalara, kapatmalara karşı çıkan insanlar, tutarlı olmak zorundadır. Karşı hareketler, karşı oldukları harekete karakter olarak benzediğinden, tutum ve davranışlar da birbirinden çok farklı olmuyor. Eleştirel aklı, soru sormayı, sorulan sorulara tahammülü benimsemek durumundayız. Duran, dinlendiren, taraf olunmasına rağmen, tarafsız olmayı, başkasının gözüyle görebilmeyi becerebilmek zorundayız. Biat edenler, sorgulamayanlar, eleştirel bakamayanlar basiti, niteliksizliği, popüler olanı benimsemek zorunda… Hayatımıza ve kendimize soru soralım. Soru sormayı bilmek, yaşam içinde dik durmayı bilebilmektir… Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

