Her yanım şaşkın
Pazartesi, 05 Ekim 2009 11:42


Nazım Hikmet’in “Akrep gibisin be kardeşim” şiirinde benzetmeler ne kadar da biz “insanı” tarif ediyor. Artık hiçbir şeye şaşırmayacağız desek de, şaşırmamak mümkün değil. Bu insanoğlu şekilden şekle giriyor.
Ama, ana kıstas “insan ve bilim” olduğunda, objektif, adil ve tutarlı politikalar izlendiğinde, hele empati kurulabildiğinde güven tesis edilebiliyor ki, o zaman çözülemeyecek sorun da kalmıyor. Birleştiğimiz noktayı “din” yaparsak, farklı din ve mezhepten insanları ötekileştiririz.
Mihenk taşı değişken ve sübjektif bir konu olmamalıdır. Kişiler, kurumlar ve din de çok kullanılıp aşındırılmamalıdır. Güvendiğimiz tek kaynak, kendimiz yani “insan” olmalıdır. İnsan, “barış, kardeşlik, demokrasi, özgürlükle, bağımsızlıkla, haklarına saygı duyulmasıyla, hakların unutturulmasıyla değil, hakların aranmasıyla” var ve bütün olabilir.   
Açıklık, şeffaflık, kurgulanmayan cesur girişimlerden korkarız ama her kurguladığımız olay başımıza daha çok iş açar, bizi daha çok uğraştırır, aleyhimize de döner nedense… Tıpkı başkalarının açıklarından, hatalarından nemalanmak isterken kendi açıklarımızın ortaya çıkması gibi… Başkalarına karşı önlem alırken, kendimize dönmesi gibi… En güvendiğimiz, en yararlı olduğumuz insanlardan ihanet görmemiz gibi…
Geleneksel, çok denenmiş yöntemler, bazen tuttuğu içindir ki, insanlar bir türlü ezber bozmaya cesaret edemezler. Bildiğini yapmak, bildiğini yemek, bildiği yere gitmek gibi güvenli ve rahat…
Çözüme bakmak önemli olan… Nasıl Balkanlarda yaşayanlarla ilgili can sıkıcı haberlere üzülüyorsak, Türk Cumhuriyetlerinden içimizi sızlatan bir haber geldiğinde meydanlarda yürüyorsak, insana ait, insani olan her konuda objektif bir duruş sergilemeliyiz. Kimse bu dünyada ikinci sınıf insan değildir. Herkes birbirine zarar vermeden, şiddet göstermeden kendi doğuştan özellikleri ile yaşamakta hürdür. Sadece kendi fikirlerini paylaştı diye Ahmet Kaya’ya yaşadığı hayatı dar ettiğimiz günler çok geride kaldı diye umuyorum.
Aynı duyguları Üsküp’te, Kosova’da geri bırakılmış ve ikinci sınıf insan muamelesi gören insanlar için de hissediyorum. Onların da sadece Müslüman olmaları, o topraklarda yaşıyor olmaları kendi suçları değil.
“Bir şeylerin konuşulması mı, bastırılması mı doğrudur?” sorusunun bendeki karşılığı “konuşulması”dır. Aile içinde de anneden, babadan gizlenen sorunlar, üstü örtülen, geçiştirilen konular, bazen üzmemek için, bazen kaybetme veya başka korkularla eşlere, yakınlarımıza belli edilmeyen sorunlar, gizlenen çözümler, sonradan büyüyerek karşımıza çıkmıyor mu? Sonucu her şeyden, hatta yaşamdan vazgeçmeye kadar varabilen nice örnekler var.
Son günlerde siyasi olarak tartışılması gereken konular, tartışmaların kavramların içinden çok, şekline odaklanmasından kaynaklanan sebeplerle spor sahalarına da yansıdı. Hiç düşünmeden, her şeyi aynı kefede değerlendirmek, empati kurmadan tavır değişikliği, centilmence ağırlanması gereken misafirlere davranışımızın popüler şeklini belirliyor, ne yazık ki.
Bir temele dayanmayan ırkçı anlayışlar veya karşıt görüşleri uç noktalarda yaşandığında ve ideolojilerimizi çok öne çıkardığımızda toplumsal barışın olamayacağını gördük. “Eşit ama aynı olmadığımızı, farklı ama ayrı olmadığımızı” unutmamalıyız.
Biz tüm bu süreci değiştirebiliriz. Tüm bu süreci insanın lehine döndürebiliriz. İşte size başarılmış bir örnek;
M. Gandi, insanın hiçbir şiddetle ezilmemesi gerekecek kadar değerli olduğunu savunur ve rakiplerini sadelikle saf dışı bırakırken; basit bir hayatı, pasif direniş yöntemini ve halkı yerli malı kullanımına teşvik etmeyi seçmişti. Bunun sonucu Hindistan halkının bağımsızlığı olmuştu.
Hindistan, 5 ayrı etnik grup, 5 ayrı dine inanan insanlardan oluşan dünyanın ikinci en yüksek nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi. Resmi dili Hintçe, yazışma dili İngilizce, 27 eyalette 850 ayrı dil konuşuluyor. Kast sistemi olan bu büyük, kalabalık ülkede açlık had safhada… En büyük kavga Müslümanlarla, Hindular arasında inek kesme inancı nedeniyle oluyor. Karşılıklı olarak, inanca saygı isteyenler, birbirlerinin inancına saygı göstermiyor. Burada inanca, akıl ve açlık
140. doğum yıldönümünde M. Gandi’yi sevgiyle, hayranlıkla anıyorum. Türkiye’de nice sivil itaatsizlik lideri Gandiler doğması dileğiyle…
“Bir toplum uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama bir toplum uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa yapılabilecek hiçbir şey yoktur.” GANDİ

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız