Girişim, gelişim, değişim
Pazartesi, 10 Mayıs 2010 14:27


Bu başlık, geçtiğimiz hafta AGİFED (Anadolu Girişimci Kadınlar Federasyonu) Bursa’da BUİKAD (Bursa İş Kadınları Derneği) tarafından yapılan zirvesinin sloganıydı. Ana sponsoru BTSO olan bu organizasyonu, TOBB Kadın Girişimciler Bursa İl Kurulu da destekledi.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadın girişimcilerin katılımıyla gerçekleşen organizasyonda çok başarılı ve verimli oturumlar yaşandı.
Bursa, geçen hafta BTSO ve Uludağ Üniversitesi İktisat Topluluğu’nun birlikte düzenlediği Ekonomi Zirvesi de gençler için Abbas Güçlü ile daha da güçlüydü…
Toplumda giderek girişimin gelişim ve değişimi getireceği yolunda bir bilinç oluşmaya başladı. Bu bir geçiş dönemidir.
Orta sınıf halk, Tanzimat’tan beri demokrasi için mücadele ediyor. Cumhuriyet dönemiyle birlikte ortaya çıkan elit kesim idarî işlere talip oldu. Reformlar için elite ihtiyacı olan orta sınıfsa girişimci oldu, daha da demokratlaştı.
Cumhuriyet seçkinleri, halkı cahil, ne yapacağını bilemez gördüğünden topluma tam güvenemediler. O dönemde yapılanları gerçekten algılayamayan insanlar, şimdi o ezikliği aşıp, kendi gücünü ortaya koyuyor.
Değişim, sosyal çatışmayla olmasa da siyasi gerilimlerle, izafi demokrasi ve dirençle yaşanıyor. Anadolu burjuvazisi kendisine güvenen iktidarlar olduğunda büyük ataklar gerçekleştirdi.
Aslında iyi yol gösterici olunduğunda, uzağında kalmayarak, tahammül ederek, anlayarak, çalışarak, vazgeçmeyerek ve değer vererek yaklaştığımızda içinde üretim duygu ve ruhu olanlar ortaya çıkarılabiliyor.
Girişim için bir çok önemli kişisel özelliğe sahip olunması gerektiği gibi, huzurlu, gerilimsiz, teşvik edilen bir yatırım huzur ve iklimi de gerekli.
Fuat Keyman’ın dediği gibi, Türkiye’de bölünmüş üç orta sınıf var. Dinî muhafazakârlar, etnik muhafazakârlar ve lâik muhafazakârlar kendi toplumsal ve ekonomik örgütlenmeleriyle güç kazanmaya çalışıyorlar.
Tabii ki, bu kesimlerin hepsi yatırım anlamında destek ve teşvikte eşit anlayış da görmüyorlar. Zaten kamusal yükler, yüksek dolaylı vergiler, yüksek devlet faizleri rekabet gücünü yitirmiş girişimciler neredeyse istihdam sorununun çözümü olmamak, hatta sebebi olmakla suçlandı. İstenen veriye istenen anlam yüklenmeye çalışılırken, işi olanların çoğunlukta olduğu gibi savunmalar öne sürülerek, kayıtsız, sigortasız, düşük ücretle işçi çalıştıranın haksız rekabetinden söz edilirken, devletin haksız rekabete neden olan kaçak mazot, kayıtsız çalışan konusuna hazırladığı zemin ve gerekçeler görmezden geliniyor.
Bunlar sonuç, sebeplerin tamamen idarenin kontrolünde ve yönetiminde olması gerekir.
Komşularıyla barış yapmaktan söz eden hükümet, muhalefetle, yargıyla, askerle, işverenle, medyayla sürekli kavga halinde. Alınganlık eşiği çok yüksek. Her yorum çirkin olarak görülüyor. Mizaha karşı bile tavır alınıyor.
İşverenle çalışan arasında gerilim yaratmak barış yanlısı olduğunu söyleyen anlayışa çok da uymuyor. Kayıtlı çalışan, sömürü yapmamak için özveride bulunan herkese toptan haksızlık ediliyor.
Kaldı ki kayıtsız çalışan da iş bulamayıp girişimci olmak zorunda kalan, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan insanlar.
Mazotun üstünde bu kadar yük varken;
- siz insanları başka yollara itiyorsanız,
- ekonomide üretilen tüm mal ve hizmetlerin üstündeki bu yük nedeniyle rekabet gücümüzü azaltıyor,
- vatandaşın şehir içi, şehirlerarası tüm ulaşımını pahalıya mal ediyorsanız, işçi maliyetleri üstünde tahsil edemediğiniz tutarlara reel faizin üstünde gecikme zammı gibi gereksiz yükler ekliyorsanız o zaman kimseyi suçlayamaz, kayıtlı işleme özendiremez, öngördüğünüz tahsilatları da yapamazsınız.
Tüm işletmeler, büyük özveriyle varlık mücadelesi verirken, Türkiye’de işletmelerin yüzde 86’sı mikro ölçekte iken, ortaya atılmış her fikri ciddiye alamayız. Bu devirde tüm rasyonel işletmeler, işine en verimli olacak uzman kişilerle çalışmak zorunda olacağından, 1-9 kişi arasında çalışanı olan mikro ölçekteki işletmeler için 1 kişi bile yüzde 100 ile yüzde 10 arası artış demek oluyor ki, bu tolere edilebilir bir sayı değildir.
Mantık ve akıl sınırlarını aşan önerilere tepki hakkımız saklı olmalıdır. Üreten insanların mantık dışı hiçbir talebi olamayacağından tepkilerine hak vermek gerekir. Kendi dışında herkesi hatalı ve eksik görmek iktidar zehirlenmesinin tipik bir örneği gibi görünüyor.
Sorun varsa sorumluluk tek taraflı değildir.    

Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız