| Fesat odakları |
| Pazartesi, 26 Temmuz 2010 10:25 | |||
![]() Türkiye’nin gelişim ve dönüşüm sürecinde tıkanma noktalarında karşımıza hep siyaset ve siyasetçi çıkar. Özellikle bu ülkede siyasetin yapılmasına imkân tanıyan kanunların değişmesi gerekliliği herkesçe bilinmesine rağmen bu konuda bir gelişme yaşanmaması, hem merkezde, hem de yerelde farklı tip siyasetçi anlayışı yaratmaktadır. Bu tıkanıklık anlamında baktığımızda, doğrusu genelde partilerin içinde demokrasi anlayışının partilere göre bir değişim göstermediğini, merkeze yakın olmanın, eleştiri yapmamanın her şeyi çözdüğünü düşünüyorum. Bu yazımın içinde bir genelleme yapıyor olacağım. Bundan aslında olumsuz etkilenenler -ki onlar da merkeze yakın olmayı başardıklarında aynı anlayışı benimserler- ve aklıselim çok az insan dışında, genelin hiç rahatsız olmadığını düşünüyorum. Balık baştan kokar… Merkezi eleştirenin, farklı fikirleri olanın da başı kopar… Önemli olan parti değil, parti için olmazsa olmaz olduğunu düşünen/düşündürülen insanların varlığıdır. Parti lehine olacağını düşünülen en ufak eleştiri bile, baştakilerin varlığını tehdit gibi görülmesine sebep olarak algılatılmaya çalışılabilir, bu fikri beyan edeni kara listeye aldırabilir. Parti içi demokrasi, iyi niyetli görüş ve fikir beyanı hemen bir tehdit olarak algılanır, birçok farklı yorumlarla, aklıselim bir insanın aklına bile gelmeyen yeni biçimini bulur, hiç olmayacak yakınlıklar kurdurulur, hiç düşünülmeyen sonuçlar çıkarılır. Hele insanî boyuttan bir bakış açısı asla kabul görmez ve anlaşılmaz. Vefa, dostluk, insanlık insana uzak kavramlardır. Size göre hatalı veya size yanlış yapan bir insana başkalarının insanî bakış açısına tahammülünüz, merhametiniz, hak tesliminiz olmamalıdır. Gidene hay hay, gelene vay vaya hemen ayak uydurmalısınız. Kişiler için istenen demokrasiyi, aynı kişiler başkaları için uygulamadığında ses çıkmaz, ama istenmeyen insanlar için demokrasi değil, vefa bile gereksizdir. Sözünüz geçmediği halde, yetkililere yaptığınız uyarılar zaten dikkate alınmadığı gibi, çevreye duyurmadığınız, başkalarıyla paylaşmadığınız için de, yetersizdir. Kolay gözden çıkarılmaların travmasını yaşamanıza insanî değerlendirme de yapılmaz. Bir rövanş zihniyetinde, işlem tamamsa gerisinin bir anlamı olmaz. Partinin demokrasi anlayışı yerelden değil, merkezden geliyor, karar ve onay merci tek kişi ise sizin yapacaklarınız ve söyleyeceklerinizin hiçbir değeri yoktur. Kimsenin insanları bu konuda sorgulama hakları da yoktur. Merkezle ilin arası iyiyse dediklerine itibar edilir. O zaman sorumluluğa yöneticiler de dâhil olur. Bu sorumluluk yetkisi ve ilgisi olan herkesindir. Nitekim, bu AKP’nin Bursa İl Başkanlığı seçiminde de ve sonrasında da atanmasında böyle olmuş, ama ne parti içinden dışarı bir olumsuz ifade sızmış, ne de gazeteciler CHP ile ilgili yaptıkları yorumları yapmışlardır. Tek karar merciinin aslında merkez olduğunu unutmayıp, sadece halka değil, merkeze de şirin görüşmeye çalışmalısınız. Bunu unutup, sizi veya başkalarını bazı tepkilerini göstermemekle suçlayanların, zaman gelip, değişmeyenleri ve merkezi eleştirdiğinizde sizinle ilgili başka suçlama ve senaryolar yazmalarına göz yummalısınız. Siyaset sahnesi eğer, bir “katarsis” yaratıyorsa anlamlıdır. Ama görünen o ki, yaşananlardan ders çıkarmak, arınmak yerine kirlenmek yeğleniliyor. Çevreniz sizi o kadar şişirmeye çalışıyor ki, güvenmek konusunda padişahları geçer hale gelebiliyorsunuz. Başkalarına konuşma yasağı koyar, insanları ne kadar koparır, vazgeçirirseniz o kadar başarılısınızdır. Ne kadar sevilir, övülürseniz o kadar da düşmanınız olur. Size faydalı olmak için yapılan her şey aslında zarar verir. Birileri mesleğinin şeklini değiştirip, uzmanlık alanını ortalığı karıştırma olarak belirler. Siz de daha da gaza gelirsiniz. Hatta onlar kişisel meydan okumalarına sizi de alet etmek isterler. Onlar kadar ilkeli, sözünün eri olmanın yolu aynı düşmanları hedeflemenizden geçer. Görüşlerini net ortaya koyanlar, sizi, partinin düşmanı gibi algılatırlar. Sanki kişilerin değişmesi, zihniyeti, genel politika ve anlayışı değiştirecekmiş gibi, arınma ve temizlik, kişileri yok ederek yapılmaya çalışılır. Üstelik aynı yok etme yanlısı anlayışı size de yüklemeye çalışırlar. Sanki Ergenekonvari senaryo ve kurgularla, kuyu kazarak, birbirini şikâyet ederek bir yere varılmadığı görülmüyormuş gibi, şeytanî anlayış ve oncu, buncu olmak herkese yakıştırılır. Danışıklı yapılanlar bir gün bumerang etkisi de gösterebilir. İnsanların kolaylıkla değiştiği bir ortamda doğru olan oncu, buncu olmak değil, hem parti içi, hem de ülke genelinde ideale yakın demokrasi, hak ve özgürlüklerin tesis edileceği bir ortam yaratılması için mücadele etmektir. Herkes kurt politikacıdır, öngörüleri muazzamdır. Herkes kurt olma konusunda birbiriyle yarış halindedir. Onlar her şeyi bilir, görür, bağlantıları kurar, kokuları alırlar. Hele ortalığı birbirine katmada üstlerine yoktur. Uzmanlık konuları da budur. Kendileri yarışmaya, yok etmeye yatkın oldukları için sizi de öyle görmek isterler. Bir yandan da mukayeseler yapar, sizi yerin dibine batırırlar. Kendileri dışında herkes saf, aptaldır. Olmayacak lafların peşinde koşmak, dediydin, demediydin, anlam yüklemeler, enerji tüketmeler kurt siyasetçilerin ana konusudur. Bence Türkiye’deki siyaset yapma anlayışının özeti budur. Umarım artık siyaset gerçek bir katarsis olur da, herkes bundan ders alır, arınır, değişimlere, fikir özgürlüklerine açık olunur. İnsanlar gözden de çıkarılsa, fırlatılıp atılmadıkları, insanca davranış görecekleri vefalı ortamlara daha müsamahalı bakılabilir. Her durumun herkesin başına geleceği unutulmamalıdır. Sistemin insanlara öğrettiği ve yükledikleri yanlışların bertaraf edildiği, tarafların bir anda değiştiği, günah keçilerinin yaratılmadığı güven ortamı yaratılır. Aslolan kişiler değil, parti olmalıdır. Kimse kişisel nedenlerle partiye zarar vermemelidir. Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

