Felsefenin sefaletinden nefasetine Ah şu çılgın filozoflar
Pazartesi, 25 Ocak 2010 11:33


Bu hafta gazetede okuduğum bir yazıdan duyduğum rahatsızlık nedeniyle, sektör gazetesine yazdığım eski yazılarımdan birinden alıntı yapacağım.
Ne okudum da yazı tekrarı yapacağım, anlatayım. Gazetede “Devlet felsefe yapma” dedi başlığıyla, FELSEFECİLER Derneği’nin, değiştirilen müfredatla, hâkim kılınan belirli ideoloji nedeniyle, felsefe eğitiminin olanaksızlaştırıldığı ifadesi benim için çok dikkat çekiciydi.
Uzmanlar ve eğitimciler, yeni müfredatın; sorunlu bir perspektifi olduğu, konuların rastgele konduğu, tartışma yerine benimsetmeyi öne çıkaran bir şekilde ve kavrayış eksiğiyle, insanların Tanrı’ya ait aklın hamalları gibi görülerek bir ideolojiye gönderme yapıldığı, dil sorunu olduğu, özensiz yazar seçimi yapıldığı, Felsefe derslerinin Din ve Ahlâk dersleri haline getirilmeye çalışıldığı uyarısını yapıyorlar.
Oldum olası tefekküre dalmayı severim. Hele insanların anlaşmalarının zorluğu, gerçeklik-nedensellik, görünürlük, varlık-düşünce, zihinsel kalıplar vs. konularında fazladan düşünmek zorunda kalıyoruz.
Düşünmeyi, sorgulamayı, kuşkulu bakmayı, araştırmayı yaşamın her alanında çok önemserim. Felsefe, tüm sosyal bilimlerin, düşüncenin metodolojisi. Düşünmenin, tartışmanın önemini es geçmek nasıl mümkün oluyor, anlaşılır gibi değil.
Tüm sağduyulu ülkelerde mantıklı tartışmaların ilâcı olarak ‘felsefe’ dersleri öneriliyor. Her konunun felsefesini yapsak, daha derin düşünebilsek, sorgulayabilsek sorunlarımız daha da azalacak oysa ki…
En çok tartışılması gereken konulardan biri de felsefesiz hayat olmayacağına göre, kavramlardan önermelere giden yolda, istisnasız, tüm bölümlerde okuyan öğrencilere lisede daha fazla felsefe dersi okutulması.
Sosyal bilimlerde ortak dil olarak kabul edilen felsefenin, mantıklı düşünebilen, düşündüğünün hesabını verebilen, kuşku duyabilen, ‘birey’leşmiş insanın ancak felsefeyle yetişebileceği, su götürmez bir gerçek.
Ancak, bu eğitimi, temalar, kavramlar, problemler üzerinden felsefe yapmayı öğretmek yerine, kuramsal bilgilerle geçiştirirsek, çok da faydasını göremeyiz, iyi öğretmen çok önemli. Öğrenciyle iç içe, felsefi yorum ve değerlendirme yapabilecek öğreticiler, felsefeyi yaşamımızda daha işlevsel hale getirebilirler.
Socrates’in dediği gibi, “Hesabı verilmemiş bir hayat, yaşanmaya değmez” gerçekten de…
Felsefe eğitiminin ihmali günlük yaşamda barışı da bozuyor. Demokrasi, lâiklik, hak, adalet, trafik vs. her alanda farklı görüşler, uzlaşmasız kavga halindeyiz. Farklı görüşlerde uzlaşmaya felsefe açısından yaklaşmak, ‘kavramlar üzerinde hesabını vererek tartışmayı, doğru soru sormayı gerektiriyor. Aksi, bir kör dövüşü haline geliyor. Felsefesizlik, ikili ilişkilerden tutun da sektörel, siyasi her alanda kör dövüşü yaratıyor. Sektörümüz de bundan nasibini alıyor. Sorgulama mantığımızın eksikliği ve yöntemsizlik, birilerinin çıkarlarına hizmet etmemize neden oluyor, derken, şu başımıza gelene bakın…
Aslında, İÖ 6. yüzyılda da toplumu Platon, Sokrates, Aristo yönlendirmiş. İS. 17. yüzyılda da toplumun kurtuluşu felsefeyle olmuş. İnsanlığı, dinlerin yasaklayan, baskıcı zihniyetinden, sorgulama, akıl ve mantık kurtarmış. Felsefe sözcük anlamıyla, bilgi dostu, bilgelik demek, derken şu başımıza gelene bakın…
Anlaşılan, bizler, hâlâ, büyük düşünenler büyük hata yapar görüşünden ve kalıplardan kurtulamıyoruz.
Bir insan bizim için yoğun ve sistematik düşünecek, deneyecek, sorgulayacak, üretecek, yazacak, biz de ondan, bizim değerlerimize uygun, sıradan yaşamasını bekleyeceğiz.
Vallahi akılsızlığımızın ve kendi sınırlarımızın farkında değiliz. Haddimizi aşıyoruz. Bu insanlar, yol gösterici şövalyeler…  Azizler değil… Descartes ‘en büyük ruhlar, en büyük erdemler kadar, en büyük erdemsizliklere de yeteneklidir’ demiş.
İnsanlık âleminin kafa yapısına yön verenlerin, sıradan olmasını beklemek abesle iştigal… Sanatçılar, yaratanlar, düşünenler, yaşamlarını eserlerinde yaşarlar, ya da eserlerini yaşarlar…
Bence bu felsefeye nefaset katıyor. İsteyen istediği felsefeyi benimsesin, ama felsefesiz olmaz. Felsefeye ideolojik müdahaleler de olmaz. Bir felsefenin düşünür ve kavrayıcıları Hallac-ı Mansur’lar, Hz. Mevlâna’lar neler çekmiş, bugün evrenin kabul görmüş felsefesini yaratmışlar.
Bizim için düşünerek, bizi tembel ve bağımlı kılmak, tepemizdekilerin işine geliyor. UYU YAVRUM NİNNİ… Danalar girsin bostana… Sahi bostanda niye lahanalar var?
FELSEFESİZ HAYAT ÇOK BAYAT DİYEN DE VAR, FELSEFESİZ HAYAT ÇOK KIYAK DİYEN DE…
Ne yapalım, herkes kendi kaderini yaşar… 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız