| Dil yaresi |
| Pazartesi, 09 Kasım 2009 16:15 | |||
![]() Benim için kendimi ifade edebilmek çok önemli bir şeydir. Konuşurken ve yazarken şehvete kapılıyorum galiba… Ekonomik PUSULA’nın 1. yılında köşe yazarları ve gazete ekibiyle yediğimiz yemekte, uzman arkadaşlar bizim uzun yazmamızın gazete mizanpajında yarattığı sıkıntıyı anlattılar. Usta yazar, az sözle öz yazar, biz daha usta değiliz. Ama gazeteye şekil veren arkadaş işin uzmanı, o bu işin altından kalkmalı. Bu sıkıntıyı en çok da Sedat Yalçın’la ben veriyoruz anlaşılan. Baktık, konuşurken de aynı sıkıntı mevcut. Kendimdeki arızayı daha sonra irdeleyeceğim ama ‘DİL’ konusunu es geçemeyeceğim. Eskiden beri, kadın, dil, Picasso, demokrasi, insan hakları, çevre gibi konularda ilginç bulduğum, düşündüren, bağ kurmamı sağlayan yazıları saklarım. İnsanların dil ve her türlü haklarına saygılı olunması gerektiğini düşünürüm. İster istemez de bu konuda yapılan baskılardan da, tüm baskılardan olduğu gibi rahatsız olurum. Toplumlar, yazı dili, konuşma dili, halk dili, lehçe, resmî dil tartışmalarını yaparken dili; resmî ve prestiji olmayan dil, bilmem kaç sözcüklü dil olarak aşağılarken, dil bilimciler, anlam bilimciler farklı tartışmalar açarak, araştırarak, dilin felsefesini yapmışlar, biçimsel düşünme disiplinini yaratmışlar ve dili anlamlandırmışlar. Sözcükler, anlam, kavram, ses düzeneği dili oluşturuyor. Bir görüşe göre (Herakleitos), insan dilindeki sözcükler, anlamlarını doğuştan kazanmış, sözcük, nesne, kavram arasında önceden bağ var. Bir başka görüşe (Hermogenes) göre ise, sözcükler anlamlarını, insanlar arasındaki karşılıklı anlaşma ve uyuşmayla kazanmış. Sözcük-nesne arası ilişkinin adlandırılması, Sokrates ve Platon’la başlamış, sonra nesne adlarının doğal mı, saymaca mı olduğu, semantik (anlam bilim) açısından Michel Breal tarafından incelenmiş. Dilbilimsel yaklaşıma göre; zaman içinde anlam değişiklikleri ile dilin yapısı, düşünce ve anlam arasında karşılıklı bağlantı var. 20. yüzyılda çağdaş dil bilimin öncüsü Saussure, dili, dil(langue), söz(parole) olarak gösteren ve gösterilen kavramları olarak ayırmış. Yaşayan en büyük dil bilimci ve filozof Chomsky, ‘dili özgürce kullanmak ve yaratıcılık insanın doğasında var, sonradan edinilmiyor, dil, zihnin aynasıdır’ diyor, dilde yapısalcılık ve geçişlilik olduğunu düşünüyor. Kürtçe eğitim ve düşünceye özgürlük istediği için Türkiye’de DGM’ye ifade verdi. Türkçe dili, yazı dili ve konuşma dili olarak ilk inceleyen ve bu konuda yazılı bir belgeye kavuşturan Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eseridir. Kaşgarlı Mahmut, Türklerin, göçebe olarak yerleştikleri her toplumun ses yapısı, lehçesi, ağız ayrılıkları, ses değişikliklerinden etkilendiklerini yazıyor divanında. 11.yüzyıl-13.yüzyıl arası karışık dilli bir geçiş yaşanmış. Orta Asya’da Karalanki Türkçesi ortak yazı dili olmuş. Yerleşik şehirli ve göçebe iç içe yaşamış. Aral gölü kuzeyindeki steplerden güneye Harezm, Siderya bölgelerine göçle, Horasan ve Selçuklu devletlerinin kuruluşu, Azerbaycan ve Irak’ta Abbasî başkenti Bağdat’ta farklı Türkçeler konuşulmuş. Çağatayca, Kıpçak Türkçesi, Oğuz Türkçesi gibi farklı lehçeler oluşmuş. Oğuz Türkleri Anadolu’da bağımsız olarak yerleştikten sonra, konuşma dili, yazı diline aktarılıp durulmaya başlamış. Oğuz Türkçesi özellikleri yoğunlaşmaya başlamış. Tüm bunlar, yukarıdaki bilimsel açıklamaların kendi dilimizdeki gelişmelerin de bir gerçeği olduğunu gösteriyor. Her dil, kullanıldığında, yazı diline döndüğünde gelişiyor. Bugüne kadar bize Kürtçe dilinin bir özelliği olmadığı söylendi. Kürtçe isimler, harfler yasaklandı, insanlar yargılandı. Şimdi bakıyorum da, Kürt edebiyatçıları topluluğunun Kürtçe şiir antolojileri olduğunu, Modern Kürt öykü sanatı kitaplarını, Kürt dili ve edebiyatı hakkında araştırmalar, sözlüklerin olduğunu, kültürlerinin zenginliği hakkında kitapların basıldığını öğreniyoruz. Yine coştum. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dediği gibi gümbür gümbürdüyorum. En azından üç dilde ana avrat dümdüz gitmeyi bilecek kadar dili önemsemek gerektiğini ifade ediyor şiirinde sevgili B. Rahmi… Dili, ideolojinin nesnesi yapmadan, yaratıcı yazarların dile, edebiyata, kendi uzmanlık alanlarına katkılarını sağlamak gerek. İçinden yazmak gelen hiç kimsenin önünde durmamak gerek. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

