| Butlanla malûl mutlak yetki |
| Pazartesi, 21 Haziran 2010 10:35 | |||
![]() Ey Google sana “Güle Güle” diyebilecek kadar, güçlü bir hukuk devletiyiz biz. İstersek mahkemeleri, istersek seni yoklukla sakatlayabiliriz. Bursa Hâkimiyet’in başlığında olduğu gibi nasıl “tıpış tıpış geldin”? diye sorabiliriz. Yok, öyle bize 3. dünya ülkesi gibi muamele, Atatürk’e hakarete müsamaha, basın özgürlüğü filân… Bizim değerlerimiz, onurumuz, kimliğimiz, hukukumuz var, koruruz… Dostluğumuz da, düşmanlığımız kadar güçlü… Biz bu ülkeye geniş bant getirdik, internet otobanları yaptık, bilgi toplumu olma hedef ve projelerimiz var. Herkes haddini bilsin. Allah Allah, bu noktaya gelmeden, tüm bunları çözemez mi idik? Her şey bir reklam ve güç gösterisi olmak zorunda mı? Bakanlar böyle mi gündeme gelip, kendinden söz ettiriyor? Şimdi vatandaş sıkıntı yaşamazsa yapılanların kıymeti mi kalmıyor? Çalışanlar, işverenin vergisi şimdi mi akla geldi? Demokratız ama başka ülkelerin kaldırttıkları yayınları örnek gösteriyoruz. Ülkelerarası kapatma başvuru adetlerimizi yarıştırıyoruz… Anlaşma yolları varken hukuk yolunu gösteren anlayış, herkesi mahkeme yoluna davet ediyor. Sonra uzlaşmayan siz oluyorsunuz. Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın fikir özgürlüğü çerçevesinde olduğunu düşünmek istediğim şekilde, “Anayasa taslağına CHP’nin Anayasa mahkemesine yaptığı itiraz sonucu mahkeme kararını yoklukla malul sayabiliriz” önerisi enteresan… O.Can, reddedileceği varsayımıyla bu öneriyi yapıyor. Ya kabul edilirse, yok sayacak mıyız? Daha önce kabul/reddedilmiş varsa onları da var/yok sayacak mıyız? Anayasa Mahkemesi’nin, bu değişiklikle ilgili yetkisinin olmadığı, anayasada kendisinin fonksiyon ihlâli yapacağı, yetki aşımı olacağı genel kabul görüyor. Yani, hukuka uymayan bir karar, hükümsüz kabul edilmekle birlikte, doğuracağı kriz, emsalleri, teamül ve bugüne kadar zımnen kabul görmesi nedeniyle, hukuksuzluğa, hukuksuz cevap vermemek için bu kararın kabul edilmesi gerektiği de savunuluyor. Anayasa’nın 138. maddesinde, yargıçların kanaatlerine göre karar verebileceği, 153. maddesinde ise Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu belirtiliyor. Ancak anayasal kurallara uyulmadığında bağlayıcı olmaz fikri de kabul görüyor. Anayasayı Kurucu Meclis yapar, Anayasa Mahkemesi ise kurulu iktidardır, hukuki denetim, hukuk ihlâl edilerek yapılamaz, yasa olmadan, yargı ve mahkeme olmaz anlayışı ile düşünerek bu savı ortaya atan Can, kriz potansiyelinin de düşünülmesi gerektiğini kabul ediyor. Bu işi siyasi kavga haline getirmeden uzlaşma yolu ile yapmak en doğrusu iken mahkeme yoluna zorlamak niye? Yokluk halinin kim tarafından, nasıl tespit edileceğinin cevabı da yok! Bu konunun hukukiliği kadar, doğuracağı sonuçlar, yaratacağı krizler de düşünülmek durumunda… Tartışmaları izlerken görüyoruz ki, her görüşten insanlar, Anayasa’nın değişmesi gerektiği konusunda hem fikir. Hatta sivil irade, siyasi iradeden daha istekli ve çaba göstermiş. Siyasi irade ise oy hesabı yapmış. Yargı vesayet mekanizması şeklinde çalışıyor. Siyasi kavganın ortasında, tüm taraflara göre de taraflı… Vatandaşa göre yargı ise, geciken adalet, geciktiği için yıldıran, zarar veren, zaman zaman hatalı, hukuksuz kararlar, suçlunun korumaya alındığı bir sistem, düşünce suçuna karşı ise sevk ve idare makamı gibi tutum takınıyor şeklinde algılanıyor… Yargı süreci halka dayandırılır, halk adına hareket ederse, demokrasiden kopmaz, baskıcı olmaz. Mutlak yetkili, söz sahibi benim, herkes benle iyi olsun kompleksi ve anlayışından artık tüm kurumlarda vazgeçilebilmeli… Kişilikli, kimlikli, demokrat, özgür, güçlü, hakka, hukuka saygılı olmanın yolu biraz da inandırmayan mütevazılıkta, derin benden kurtulmakta... Sena Kaleli'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

