| Bursa’da inecek var... |
| Pazartesi, 04 Ocak 2010 14:57 | |||
![]() Aslında 17 Aralık 2009’da yapılan Turizm Çalıştayı’nı yazmayacaktım; ama Kaz Dağı, denizi, tarihi, doğası Bursa gibi zengin olan Çanakkale’de de böyle bir aramanın yapıldığını gazetede okuyunca bütün valiliklere turizm hareketlenmesi için bir talimat gittiğini düşündüm. Ben de 32 farklı sektörü tetiklediği söylenen, çare olarak görülen bu sektörün Bursa’ya etkileriyle ilgili görüşlerimi ve söylenenleri paylaşayım istedim. Konuşmacılar genel olarak; Bursa’nın transit bir şehir olduğu, destinasyon olamadığı, sejur hedefi olması gerektiğini, bunun için çok farklı bir sürü özelliğin bir arada olmasına rağmen iyi değerlendirilemediği, tanıtım eksiğimiz olduğu, nitelikli tesis eksiğinin giderilmeye çalışıldığı, hizmet kalitesinin arttırılması gereği ile 100-200 bin turist değil, 1 milyon turist hedeflenmesinin uygun olacağı konularında hemfikirdiler. Abdülhak Şinasi Hisar’ın dediği gibi: “Bizi bizde bizim için saklayan şehir”, “Tüm zamanlarda içinde yaşayanlara sadık kalmış güzel şehrimiz” Bursa’da zaman artık durmuyor. Bursa korunamadı. Ne yazık ki, artık söylemlerimize kattığımız ortak akıl, birlikte yönetim, Bursa, Bursalılık zihniyeti gibi söylemler de bir koruma bilinci yaratamıyor. Bursa’nın değerlerine duyarlılık yaratmıyor, zihinsel, çevresel kurtuluş sağlanamıyor. Plânlama anlayışına hâlâ hiçbir konuda yaklaşamıyoruz. Şehri, Bursalılara tanıtamıyor, onları Bursa’da nasıl yaşayacakları konusunda bilinçlendiremiyoruz. Tarihi eserleri yeniden inşa etmeyi sahip çıkmak gibi algılıyor, onları koruyamıyoruz. Estetik ve mimarî değer bilincine ulaşamıyor, gizli kalan değerlerimizi tanıtamıyoruz. Fauna, flora bunlar da ayrıntı görülüyor. Ulaşılamayan Bursa’ya rağmen, Uludağ’a ulaşmak için dişli tren plânlanıyor. Uludağ’da yetki karmaşası aşılıp, tek ses olmak üzere Bursa Büyükşehir Belediyesi yetkileri almaya çalışıyor. En beğendiğim, gerçekçi konuşan ve olması gerekeni söyleyen Vural Öger’di. Bursa’nın bir sürü özelliğine ek olarak sanayi şehri olmasının dezavantajını ifade etti. Prag, korunmuş ortaçağ mimarisiyle bir (old city, alt stadt) eski şehir olarak ve şirin evleriyle spa merkezi olan Karlovy Vary ile milyonlarca turist çekerken, Bursa’nın bunu başaramamasına hayret ettiğini de söyledi Sayın Öger. Geçmişi yaşatamayan bir şehir olmamız gerçekten üzücü… Oysa Bursa, tarihi değerleri korunan (yenisi yapılan değil), Bodrum, Alaçatı gibi lifestyle’ı olan bir şehir de olamadı. Türkiye’nin bir türlü stabil olamayan şartları da işimizi zorlaştırıyor. Şifalı suları olan bir termal şehirde hamam ve spa kültürünü geliştiremedik. Türkiye’nin ilk kayak merkezi doğru dürüst, otopark, tuvalet, su, hava kirliliği vs. gibi alt yapı sorunlarını çözemedi. Yayla turizminden, trekking, hiking, doğa, kültür, sanat, tarih, Kapalı Çarşı, Hac turizmi… her konuda çok şeyler yapabiliriz. Ürünümüz çok, tanıtımımız yok. İngiltere Kraliçesi’ni getirdik, bunu kullanamadık. Tıpkı, gişe rekorları kıran Truva filminin Çanakkale’ye katkı sağlamasını başaramadığımız gibi… Tüm bunlar konuşulurken, eski Turizm il Müdürü rahmetli Ünsal Yazıcıoğlu’nun tanıtım gayretleri aklıma geldi. 1976 yıllarında oluşturulan İl Turizm Komitesi’nde yer alan Halit Cura, Osman Odman’la birlikte hazırladığımız İngilizce, Almanca broşürlerimizle ITB Berlin Fuarı’nda stand kiralayarak Bursa adına katılımcı olmuştuk. Sevabıyla, günahıyla İDO ile Bursa’ya ulaşımı kolaylaştıran, çok maliyetli de olsa, bir Kongre Kültür Merkezi kazandıran yine rahmetli Belediye Başkanımız Hikmet Şahin’i anmamız gerek. Bursa’ya hizmetleri olan tüm Belediye Başkanları ve bürokratlarımıza teşekkür ederek yazımızı “her şey Bursa için” diyerek bitirelim. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

