Bas gaza hurdabus, bas gaza! (3)
Pazartesi, 07 Eylül 2009 12:48

Hurdabusların Bursa gündemini tartıştığımız yazı dizisi bu hafta bitiyor. Bir önceki yazımızda bilimsel yaklaşımlardan bahsedelim demiştik, örneklerle devam ediyoruz.
Bakın bu metrobüsler hakkında Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Kurumu (CNRS) uzmanı Foot ne diyor?
“Manyetik kılavuzlamalı metrobüs araçların kent içi trafikte uygulanması neredeyse imkânsız. Yol boyunca yerleştirilen mıknatıslarla aracın bir tramvay gibi kendi güzergâhını bulması anlamına gelen ve bu sayede kamu taşımacılığına tahsis edilen yol şeritlerinin çok daha dar tutulabilmesini sağlayan bu sistem, Phileas’ların teknolojik üstünlüğü”
Ve Foot devam ediyor açıklamasına;
“Bu özellik devre dışında kaldığında klâsik araçlardan yaklaşık iki kat daha pahalı olmaları ve tekerlek çaplarının küçüklüğünün yanı sıra, kinetik enerjilerini azaltma amacıyla araç kütlelerinin hafifletilmiş olmasının bir dezavantaj haline geldiğini” söylüyor.
Bir de çevreci motor olduğu söyleniyor. Şimdi tüm otobüsler Euro 4-5 motor. Yurtdışında tüm üretilen araçlar, emisyon oranını düşürmek üzere tasarlanmış. Bizde sanayide bilinçsizce, hız arttırmak için katalitik konvertör boşaltımı yapılıyormuş. Sonra bu konvertörleri de söküp kiloyla satıyorlarmış. İşte anlayış farkı. Kimse onlara ‘emisyon oranını neden daha aza düşürmüyorsun’ diye ceza vermezken, onlar, Ar-Ge’ye ve halkın bilinçlenmesine para yatırıyorlar. Yani her şey ceza mantığıyla çözülmüyor. Ceza da kararlılık ve adalet istiyor.
Bu araçları bir Fransa’nın kuzeyindeki Douai Belediyesi almış. İtalya’nın Bologna ve Pescara belediyeleri de bu alımları yapmışlar. Bu rapora ulaştıklarında belediye çoktan parasal yükümlülük altına girdiğinden dönüş yapamamışlar. Fransız hükümetiyse tramvay statüsüyle işletme izni vermiyormuş. İncelediklerimden anladığım kadarıyla bu tür araçlar yurtdışında lâstikli araçlar olmalarına rağmen, ray üstünde ve sadece banliyölere çalışıyorlar.
Foot, ‘Politikacılar teknolojinin cazibesine kapılıp, özellikle toplu taşımacılıkta karar verme konusunda irrasyonel davranabiliyor’ diyor.
Foot, bu alımları yapan belediyelerin yeterince araştırma yapmadığını, alım gerekçelerini kavrayamadığını belirtmiş. ‘Kent taşımacılığı en fazla bir yeniliğe tahammül ediyor. Manyetik sistemli otobüs, tramvay arası hibrid (melez) araçların, dizel ve elektrik enerjisi olanağıyla ikinci hibrid özelliği var. Bir üçüncü özellik de durağa sıfır yanaşmada kızıl ötesi tekniği kullanmaları. Deneyler gösteriyor ki, daha önce denenmemiş yeniliklerin sayısını ikiye üçe çıkardınız mı, işin içinden hiç çıkamıyorsunuz’ diye uyarıyor Foot. Brezilya’da çevresiyle birlikte 4 milyon nüfuslu Curitiba kenti teknolojik yenilikleri kullanmış ve iyi işleyen bir metrobüs sistemine sahip olmuş. Ama durağa sıfır yanaşma sistemi kaldırım kenarına yerleştirilen kauçuk tabakasına sürtünmeyle sağlanıyormuş. İlk bakışta ilkel gelebilir ama aynı işi daha iyi görüyor, diyor Foot. Yani, modernlik sadece teknik nesnelerde değil, öncelikle düşünme ve çözme biçiminde olmalı. Sadece aracın modernliği üzerine yoğunlaşma, stratejik bir hatayı beraberinde getirebiliyor diye görüşlerini de özetlemiş Foot. Rüşvet olasılığına da sıcak bakmamış, fikrini, ‘o zaman sistemleri önceden denenmiş, iyi işleyen Alsthom, Bombardier gibi firmaları seçerlerdi’ diye belirtmiş. 
Evet, bazen en basit çözüm en doğru çözümdür. Uzayda yer çekimi olmadığından akmayan tükenmez kalem sorununu Rus’lar kurşun kalemle çözerken, Nasa, 12 milyon dolara mal olan bir Ar-Ge çalışması sonucu çözmüş. Japonya’da bir sabun fabrikasında boş çıkan kutu sorununu çözmek için X-ışını cihazı tasarlamaya çalışırken, küçük bir fabrikada bir işçi, güçlü endüstriyel bir vantilâtör aldırıp, açarak üretim bandından boş kutuların düşmesiyle çözmüş. Çözüme odaklanarak, basit çözümler aramak, çözüme ulaştırıyor.
Tam yazımı bitirdim sanırken, özel manyetik çiviler kullanılarak yine milyon dolarlar harcanılarak yapılan hattın asfaltında çökmeler olduğu haberleri çıktı. Suçlu fren yapan otobüsler, sürücüleri ve sıcaklar.
Yine bir haber daha; engelli araçlarına uygun otobüslere karşın, engelliler duraklara erişemiyormuş. Uyarılara rağmen hep geçiştirilen rampa, asansör, uygun taban sistemi yapılmadığından engelliler yasal haklarını aramak için başvuru yapmışlar.
Anlaşılan çok da fazla kullanılmayan, ya da arıza nedeniyle devre dışı bırakılan birçok denenmemiş teknik özelliğe çok para vermişiz. Politikacılar biraz çılgın olmalı…
Benim çözümümü sorarsanız, “eğer, kesin çözüm olan raylı sistemi yapacak gücünüz yoksa arızalara önlem olarak, tercihli çift şeritli yollarda, denenmiş, bilinen iyi marka –ihaleye tüm katılanlar arasında en ucuz fiyatı veren değil- körüklü otobüslerle iyi analiz edilmiş, iyi plânlanmış çözüm üretmektir”.
Bunun için de, çok katılımlı, akademik odaların, STK’ların temsil edildiği, her semtten, mahalleden halk temsilcilerinin taleplerinin dinleneceği bir çalıştay sonucu, ulaşım master plânı çalışmalarına hemen başlanmalıdır. Görüş almak, dinlemek, raporları değerlendirmek doğru çözümlere her zaman katkı sağlar. Ama nedense yöneticiler bunu her kafadan bir ses çıkması olarak algılarlar. Hele kanaat önderleri dışında halkı hiçe sayarlar. Hep muhatap azaltılmak istenir. Oysaki sonuçta karar merci siz olacak, düşünemediğiniz birçok şeyi kararlarınıza yansıtarak hem hatayı minimuma indirecek, hem de paylaştırmış olacaksınız. Önce hazırlık yapıp onaylatılmaya kalkışılan her konu tepki görecektir.
Tepkiyi “Olmaz!” diyerek değil, görüş, çözüm ve niyet saptamanızla verdiğinizde, tepki veren de tepki almamalıdır. Aslında böyle önerileri yapanları iyi niyetli kabul etmek gerekir. Birçok insan, zamanında uyarmayarak, mevcut yönetimin hata yapmasını ister ve bekler. İnsana, kuruma, yaşadığı yere verdiği zarardan çok, kendine yanlış bulma artısı kazandırmaya çalışmayı önceler.
İşte bu durumlarda, ‘kazanan, kaybeden belli olmaz’. Paylaşımsız, kapalı devre sistemlerle, kişisel ve küçük hesaplar yapmakla çok yol almak da, marka olmak da, kurum olmak da mümkün değildir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız