| Arıdan insana… |
| Pazartesi, 28 Aralık 2009 13:22 | |||
![]() Bu hafta, çok eskiden yazdığım yazılarımdan bir tanesini bugün yaşadıklarımızı düşünerek tekrar etme gereği duydum. Hayır yaptığını sanan insanları kandıran kurumlar, birbirine güvenmeyen kurumlar, meşru veya meşru olmayan her kurumun içinde var olan derin oluşumlar, başkalarının hissettiklerinin, hissettirdiklerimizin farkında olamayışımız, kendimize göre biçimlendirilmiş eğreti demokrasi anlayışımız, bulundukları mevkii kendilerine çıkar sağlama aracı olarak kullanan yöneticilerimiz, bir türlü işbirliği ve uyarılara açık olmayan anlayışımız bana hayvanlar alemindeki düzeni hatırlattı. Allah hayvanları, bitkileri kısacası doğayı bir denge içinde hep insanoğlunun yararına yarattı. Yani kendi yarattığı suretlerini memnun etmek için. Onların da verdiklerine hamd-ü Sena etmesini istediği için. Biz ne yapıyoruz? Hiçbir şeye doymuyoruz, açgözlülüğümüzü her alanda sürdürüyoruz. Sonra, dine (Allah’a da değil) sığınıp, işin şeklî yanıyla yetiniyoruz. Kulluk işimize geliyor, böylece günah çıkardığımızı sanıyoruz. Burada bir menkıbe anlatırsak biraz daha açıklayıcı olabiliriz: Veli’nin birine böbürlenerek şöyle derler: “Biz bulunca şükrediyoruz, bulamayınca sabrediyoruz.” Veli de onlara: “Bu dediğinizi Medine’nin köpekleri de yapıyor. Biz bulunca dağıtıyoruz, bulamayınca şükrediyoruz.” Kıssadan hisse... Gelelim arılara... 500 gram bal için arılar 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konuyor, kalkıyor. Bir kilo bal için 40 bin tane arı, 6 milyon çiçek dolaşıyor. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçek nektarı emiyor ve 100 bin kilometre kanat çırpıyor. Vücut ağırlığının 330 katı yük taşıyan arı bu deli çalışma arasında dönüp öbür arı benim kadar çalışıyor mu, dolaşıyor mu diye kontrol etme gereği duymuyor. Birbirlerine tam bir güven içindeler ve sadece hedeflerine odaklanmışlar. Bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları bu sürede daha az enerjiyle 10 trilyonluk işlem yapıyor. Bu süreç, koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesine eşdeğer. Onlar bu işi canla başla yapıyor ve genetik olarak bin yıllardır, nesilden nesile bir tembellik asla aktarılmış değil, hiçbir bozulma da görülmemiş. Arı cumhuriyetinde cinlik yapmak için “birkaç gram bal da kendime saklayayım” diye peteği hortumlayana da hiç rastlanmamış. Yani bal tutan parmağını yalar dememişler. Güneşle kalkıyor, güneşle yatıyorlar, hepsi de insanoğluna bir yararlı nimet üretmeye çalışıyorlar, biz insanlar ise bal tutan parmaklarımızı yalıyoruz. İnsanları soktuklarında, insan kanı onları zehirliyor ve ölüyorlar. İyi ki de ölüyorlar, aksi halde insan kanı nesillerinde bozulmaya yol açabilirdi. Arı, kimin kendine zarar vereceğini, kimi sokacağını da iyi biliyor. Arı, arıyı sokmuyor. Hiçbir arı, “kraliçe hanım işin kaymağını yiyecek diye ben geberene kadar çalışmam abi” de dememiş, başka bir cumhuriyet kurmayı, sorgulamayı, düzeni değiştirmeyi de düşünmemiş. İnsanoğlunun tek farkı, düşünebilmesi, sorgulayabilme yeteneği. Keşke düşünce tembeli olmasak… Hayırlı işler düşünebilsek… İnsanlığın gelişimi, iyiliği ve doğanın düzenini korumayı düşünenlerle, hinliği ve kendisi için iyi, başkaları için kötüyü düşünenler, düşünme işini başkalarına emanet edenler aynı kategoride olmamalı… Arılar, karşı kovandaki arıları kıskanıp o peteğe de dadanmazmış. En az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şeklin, arıların inşa ettiği altıgen prizma olduğunu fizikçiler de onaylıyormuş. Hey yüce rabbim sen her şeye kadirsin. Arılar hayvan sınıfında ama! Yüce Allah bize aklı niçin veriyor? Biz o aklı nerelere kullanıyoruz? Algılama derinliğimiz olmadan, hiçbir farkındalığımız olmadan ne yapsak nafile... Yolumuz çok uzun… Harika bir düzen içinde binlerce yıldır hayatına fesat, kıskançlık sokmadan yaşam sürdüren arılar gibi çalışan, üreten insanlara helal olsun. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

