|

Sizi bu hafta gündemden uzaklaştırarak, iş arayanların kendisinin bir değer ve bir kaynak olduğunu, işletmelere bazen 3-4 saatte, bazen 1-2 saatte, bazen de 15 dakikada anlatmaya çalışıp, işvereni veya departman yöneticisini kendisinin istihdamı konusunda ikna edebilmelerinin yollarından söz edeceğim. Bunun için yazılmış kurallar olmamasına rağmen, dünyada kabul görmüş biraz da yaşanmışlar çerçevesinde olgunlaşmış süreçlere bakalım istiyorum. Birinci kural, iyi bir mülakat için mülakata hazır olarak gitmek çok önemli. Mülakata gidilen firma ve pozisyon hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olunursa, başarılı olma şansı o kadar artacaktır. İyi hazırlanılmış bir mülakatta, mülakatların ana teması olan “Neden Sizi Tercih Edelim?” sorusuna verilecek yanıt, firma ve firma politikasının iyi analiz edildiğini göstereceği için, sizi tercih edilir aday yapacaktır. Fakat tüm bu hazırlıklara rağmen unutulmaması gereken bir durum var ki, o da mülakatçının ehil kişi olup olmadığı veya iyi/ kötü gün halleridir. Birçok kez taktik olarak kullanılan, sizin baskı ortamında nasıl davrandığınızı görebilmek adına sert ve ısrarcı sorular sorulması gibi durumlara da hazırlıklı olmak gerekir. Bunları önceden kestirebilmek çok mümkün değildir. Bu nedenle mülakatçıdan size beklediğiniz soruları sormasını beklemek, en büyük hataların başında gelmektedir. Bu gibi durumlarda kariyeriniz ve performansınız ile ilgili önemli noktalara, gelen sorularla bağlantılı olmak şartı ile temaslarda bulunmak faydalı olacaktır. Bunları mülakat öncesi çalışmış olmak size kolaylık sağlayacaktır. Özel hayatınızdan hedeflerinize, çocukluğunuzdan dünya görüşünüze kadar beklenmedik birçok soru sorulabilir mülakatçılar tarafından. Bunlardan bazılarını birlikte inceleyelim. Bu işi ne kadar süre yapabilirsiniz? Bir iş için kesin zaman sınırlaması koymak doğru değildir. Bu nedenle zaman belirtmek yerine, yapacağınız işi öğrenene, yeterli tecrübe edinene kadar çalışmak istediğinizi ve firma içinde bir üst konuma terfi etmeyi umduğunuzu belirtmek, çok akıllıca olacaktır. Yanıtınızdan sonra bu soruyu mülakatçıya sizinle ne kadar çalışmak istediklerini sorabilirsiniz. Stresli ortamlarda çalışabilir misiniz? Bu soruya herkes ‘evet’ yanıtını verecektir ama burada önemli olan daha önceki işinizde benzer durumlarda sergilediğiniz başarılı bir durumu aktarmak olmalıdır. Örneklemeler daha pekiştirici ve inandırıcı olacaktır. Eğitim gördüğünüz konu bilinçli bir tercih midir? Bu en sık sorulan sorulardan birisidir. Vereceğiniz yanıt sizin hedefleri olan biri olup olmadığınızı da ortaya koyacaktır. Bu soruya verilmesi gereken yanıt, bölümünüzden hoşlandığınız ve ilgi alanınız olduğudur. Sormak istediğiniz bir soru var mı? Bu soruya asla ‘hayır’ demeyin. ‘Hayır’ yanıtınız başvurduğunuz firmaya ve pozisyona karşı yeteri kadar istekli olmadığınızı gösterir. Bunu bir fırsat olarak değerlendirmek ve işe olan hevesinizi sorularınızla ortaya koymanız gerekmektedir. Mevcut işinizde sizi iş aramaya iten sebepler nelerdir? Bu, en tehlikeli sorulardan birisidir. Sorunun altında, sizin uygun aday olup olmadığınızı anlayabilmek adına birçok gizli soru yatmaktadır. Vereceğiniz yanıtlara dikkat etmelisiniz. İşletme politikası veya pozisyonun sizi tatmin etmediği gibi yanıtlar benzer durumu başvurduğunuz pozisyonda da yaşama ihtimaliniz olduğunu açıkça ortaya koyacaktır. Ayrıca bu soruya yanıt verirken; iş arkadaşlarınızı, yöneticilerinizi ve firma politikasını asla kötülememeniz gerektiğinin altını çizmek isterim. Böyle bir yaklaşım özgeçmişinizin rafa kaldırılmasına sebebiyet verebilir. Bu soruya verilebilecek en makul yanıt, icra ettiğiniz görev rahatsızlıklarınızı örneklemeniz olmalıdır. Ayrıca başvurduğunuz pozisyonun size uygunluğundan dolayı da iş arama sürecinizin hızlanmış olduğunu dile getirmek doğru bir yaklaşım olacaktır. Bu işe başvurmanızda etkili olan nedenler nelerdi? Bu soruya asla maddi yaklaşım sergileyen yanıtlar vermemelisiniz. İşin size kazandıracağı tecrübe, eğitim olanakları ve gelecekte kariyerinize olan katkılarından söz etmek daha doğru olacaktır.
SÖZSÜZ İLETİŞİM Tokalaşma: Tokalaşma sözsüz iletişimin başlangıcını, hatta ilk izlenime dikkat eden mülakatçılar için de, uygun aday olup olmadığınızın göstergesi olabilir. Bu nedenle size uzatılan bir eli tereddüt etmeden, kendinizden emin sağlam ve samimi sıkmalısınız. Bu samimiyetinizin de bir göstergesi olacaktır. Duruş: Dik duruşunuz, kendinize olan özgüveninizin yansımasıdır. Kamburu çıkmış bir oturuş, karşınızdakine özensiz, yorgun, tembel izlenimi vereceğinden oturuşunuza mülakat sürecinde, mülakat ortamı nasıl olursa olsun dikkat etmeniz anlamına gelir. Göz teması: Göz teması en acemi mülakatçı tarafından da dikkat edilen ve önemsenen bir sözsüz iletişim aracıdır. Mülakatı yapan kişi ile özellikle o konuşurken, göz teması kurmaya dikkat edin. Asla mülakatçı konuşurken etrafınıza bakmayın. Bu tarz bir davranış özgüven eksikliği ve isteksizlik belirtisi olarak algılanacaktır. Mimikler: Mimikler en bilinçsiz sözsüz iletişim öğeleridir. Fazla kullanıldığında dikkati dağıtabilirler. Konuşurken yüzünüzle veya saçınızla oynamamaya dikkat edin. Mülakata hazır olmak başarı için çok önemlidir. Fakat söylediklerinizle birlikte sözsüz iletişim süreci bir işi alıp alamayacağınızın göstergesi de olabilir. Son olarak unutulmaması gerektiğini düşündüğüm ve özellikle altını kırmızı ile çizmek istediğim bir konu var ki o da mülakatta sorulara vereceğiniz yanıtlar kadar giyim tarzınız, kendinize özen gösterip göstermediğiniz, temizliğiniz ve duruşunuzun mülakatçı tarafından dikkatle inceleniyor olduğudur. Bu nedenle, hiçbir zaman vasat veya abartılı bir görüntü ile mülakatçı karşısına çıkılmamalıdır. Fakat şu ana kadar yazdıklarımı uygulamanız, kişisel yeteneği, mesleki tecrübesi ve analiz yeteneği olmayan bir mülakatçı tarafından yönetilmesi halinde ağzınızla kuş tutsanız dahi işe kabul edilmeniz mümkün olmayacaktır. Bu tür talihsizlikler yaşamamanız dileğimle. SELMA ÇETİNKAYA TÜRKER
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|