Vergi araçlı devlet yardımları ve kontrolü
Pazartesi, 22 Şubat 2010 22:00


Küreselleşme, üretim faktörlerinin serbest dolaşımı üzerindeki engelleri kaldırmıştır. Bu süreç ülkelerin vergi sistemlerini araç olarak kullanarak uluslararası doğrudan yatırımların kendi ülkelerinde gerçekleşmesi için bir cazibe oluşturma arayışlarını hızlandırmıştır. Bu gelişmeler “vergi rekabeti ” olarak adlandırılabilir. 1980’lere kadar ülkeler arasında vergi sistemlerinin uyumlaştırılması (harmonizasyon) trend halinde iken, 1990’lardan sonra bu süreç “vergi rekabeti” adıyla hızlanmaya başlamıştır.
Dünya ölçeğinde kaynakların etkin kullanımı olarak gerekçelendirilen vergi rekabeti uygulamalarında ülkeler gerek dolaysız vergilerde (Kurumlar, Gelir Vergileri) gerekse dolaylı vergilerde (ÖTV, KDV, BSMV vb.) radikal indirimler uygulayabilmektedir. Geçen haftaki yazımızda belirttiğimiz yatırım teşvik argümanlarından önemli birisi olan “vergi” alanındaki bu gelişmeler uluslararası yatırımcıların tercihlerini önemli ölçüde etkilemektedir.
Ülkeler “vergi harcaması” olarak da adlandırılan istisna ve muafiyet uygulamaları ile birtakım vergilerden vazgeçme iradesini ağırlıklı olarak kendi ekonomilerinin rekabet gücünün artırılması amacı ile de gündeme taşımaktadırlar.

AB DEVLET YARDIMLARINDA HASSAS
AB’nin ortak politikalarından biri olan rekabet politikası, iki ana konuyu içermektedir. Bunlardan ilki şirketlere uygulanan anti-tröst kuralları, diğeri ise devlet yardımlarına ilişkin kurallardır. Ancak her iki konu için esas olan husus, etkin bir şekilde işleyen iç pazar yaratılması önündeki bütün engellerin ortadan kaldırılmasıdır. Bu engeller piyasa aktörleri tarafından oluşturulabileceği gibi benzer etkilere sahip rekabeti bozucu engeller devlet tarafından da gündeme getirilebilmektedir. Devletin teşebbüslere yaptığı muhtelif yardımlar piyasadaki rekabetçi yapıyı bozabilir. Bu nedenle devlet yardımları konusu AB tarafından özel düzenlemelere tabi tutulmuştur. Üye devletlerin vereceği devlet yardımlarının AB mevzuatına uygun olup olmadığı AB Komisyonu tarafından denetlenmektedir.
Prensip olarak bir üye devlet tarafından veya devlet kaynakları kullanılarak verilen yardımlar, belirli firmaları veya belirli malların üretimini destekleyerek rekabeti bozuyorsa ve bu yardımlar üye devletler arasında rekabeti etkilediği takdirde yardımın ortak Pazar ile bağdaşmaz nitelikte olduğu kabul edilmektedir.

VERGİ VE DEVLET YARDIMI
Devlet yardımlarının vergi aracı kullanılarak verilmesi ile başka araçlar kullanılarak verilmesi arasında fark bulunmamaktadır. Şirketlerin üye devletler tarafından doğrudan finansman yoluyla desteklenmeleri etkin, ancak en bariz ve açık devlet yardımı aracı olduğu için üye devletler dikkatlerini vergi teşviklerine/avantajlarına yöneltmişlerdir.
Belli vergi kurallarına ilişkin uyumlaştırma veya yakınlaştırmaya ait herhangi bir ortak politikanın belirlenmediği durumlarda, üye devletler vergi istisnası, vergi oranını indirme ve benzeri nitelikte vergi avantajlarını uygulamakta serbesttirler.
AB uygulamasında vergi aracı kullanılarak yapılan devlet yardımlarının uyuşmazlık durumunda incelenmesinin çok uzun sürmesi nedeniyle diğer devlet yardımı türlerine göre “vergi aracı” tercih edilmektedir.
Yapılan yardımın devlet yardımı olup olmadığı hususu AB Komisyonu tarafından aşağıdaki kriterlere bağlanmıştır.
- Yapılan düzenleme yükümlülükleri hafifleten bir avantaj sağlamalıdır.
- Söz konusu avantaj devlet kaynaklarından sağlanmalıdır.
- Getirilen vergi tedbiri üye ülkeler arasındaki rekabeti ve ticareti etkileyecek nitelikte olmalıdır.
- Yardım belirli sektörleri ya da belirli mallara yönelik (seçici) olmalıdır.
Genel vergi tedbiri ile devlet yardımı arasındaki farkın iyi anlaşılması gerekmektedir. Genel tedbirler bütün ekonomik aktörlere uygulanan vergi ile ilgili tedbirler olarak anlaşılmaktadır. Dolayısıyla üye ülkeler spesifik ve seçici olmayan vergi düzenlemeleri ile vergi yükünü farklı üretim faktörleri üzerine yayabilirler.

YARDIMIN ORTAK PAZARLA BAĞDAŞMASI ÖNEMLİ
Ayrıca uygulanan bir vergisel tedbirden bazı şirketlerin veya sektörlerin daha fazla yararlanması ile spesifiklik ve seçiciliğini birbirine karıştırılmaması gerekir. Doğaldır ki işgücü üzerine konulan vergilerin azaltılması emek yoğun sektörleri daha fazla pozitif etkileyecektir. Bu durum seçicilik olarak nitelendirilemez.
Ancak, bir vergisel tedbirin devlet yardımı olarak kabul edilmesi bu tedbirin uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Çünkü ilk aşamada devlet yardımı olarak kabul edilirken, tedbirin ikinci aşamada ortak pazar ile bağdaşıp bağdaşmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Vergi teşviklerinin AB hukuku karşısında nasıl şekillendirilmesi gerektiği ve de ülkenin rekabet gücüne katkı vermeyi amaçlayan düzenlemelerin “zararlı vergi rekabeti” sayılmaması için neler yapılmalı konusunu önümüzdeki hafta değerlendireceğiz.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız