| Üretim yapımız ve işsizlik |
| Salı, 06 Nisan 2010 11:08 | |||
![]() Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarından biri işsizlik. Nüfus artış hızının yüksekliği, iç tasarrufların yetersizliği, ekonominin ihtiyaç duyduğu ölçekte dış yatırım alınamaması, tarım kaynaklı istihdamın kentlere kayması, teknolojik gelişim vb. nedenlerle işsizlik sürekli artış kaydediyor. Sadece 2009 yılında işgücü piyasasına giren kişi sayısı 914 bin olarak açıklandı. Ve toplam işsiz sayısı 3,4 milyon kişiye ulaşmış durumda. Küresel krizin işsizlik üzerindeki olumsuz etkileri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye için de geçerli. Dış talep düşmesine bağlı kapasite kullanım oranlarındaki azalma işsiz stokumuzda konjonktürel etkiler oluşturdu kuşkusuz. Ancak 2010 yılının ilk ayları 2009’un son çeyreği de dahil olmak üzere tüm göstergelerde olumlu yönde düzelme dikkat çekiyor. Bu gelişmeler işsizlik rakamları üzerindeki kriz kaynaklı etkileri hızla eritecek ve kriz öncesi duruma ulaşılacaktır. Ülkemizde küresel kriz öncesi işsizlik rakamı yüzde 9-11 bandı üzerinde dolaşıyordu. Yani son 7 yılda istihdam rakamları yaklaşık 3 milyon kişi civarında artmış olmasına rağmen işsiz stoku rakamında azalma olmamıştır. Çünkü yeni işgücü piyasasına girenler ile tarım kesiminden gelenlerin tamamına iş bulunsa dahi mevcut işsizlik oranı aynı kalmaktadır. EMEK YOĞUN SANAYİ YAPISI Uzmanlar bizim sanayi ve tarım yapımızın bugünkü yapısıyla yıllık 900 bin kişilik yeni istihdam yaratamayacağı görüşündedirler. Ve bu noktada 1990’lı yıllarda oluşturulan sanayi yapılanmasında önemli bir tercih hatası yapıldığı kanaati ifade edilmektedir. Şöyle ki 1990’larda yüzde 3,5 büyüme, yüzde 7 bütçe açığı ve yüzde 70’lerde enflasyonla Türkiye’de işsizlik nasıl olmuş da yüzde 7-8 bandı içerisinde tutulabilmiş. Açıklaması, nüfusun genç ve sayıca fazla olması nedeniyle emek yoğun düşük teknoloji sektörlerine ağırlık verilmiş olmasıdır. Dünya 1990’lı yıllarda bilgi teknolojilerine yatırım yaparak yüksek katma değerli üretim yapısı oluştururken, Türkiye tercih ettiği emek yoğun modeli dönüştüremedi. Devlet ise bu süreci öngörme noktasında iyi sınav veremedi. Kalite ve verimlilik aramadan tarımda hesapsız kitapsız desteklemeler yapıldı. Satın alınan ürünler yakıldı, denize döküldü. Bu yöntemle de işsizliğin önlendiği zannedildi. Halbuki yürütülen tarım politikası değil, oy karşılığı oynanan popülizm tiyatrosuydu. Deniz bitince orijinal sanayi ve tarım yapımız ile orijinal işsiz stokumuz ile başbaşa kaldık. Yine eski yönetim anlayışlarının ürünü olan KİT’lerin arpalık olarak kullanımı da gerçek işsizlik oranını örten bir başka uygulamaydı. EKONOMİDE GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZORUNLU İşsizliği kısmen azaltacak olan mesleki ve teknik eğitim sorunlarını artık tartışma aşamasını bitirmeli ve öncelikle “mesleksizlik” sorununu çözmeliyiz. Neler yapılmalı sorusuna net ve samimi cevaplar verebilmeliyiz. - İşsizlik kısa vadede çözülmesi mümkün olmayan bir sorun. Makul seviyelere çekilmesi amaçlanmalı (Yüzde 4-5 gibi). - Sanayide üretim şeklimizi katma değer eksenli yapıya dönüştürmek zorundayız. - Verimliliği artıracağız (Ar-Ge ve inovasyon temelinde). - Esnek üretim modelleri ile yatırım iklimini geliştireceğiz. - Katma değerli üretim arttıkça ücretler de artabilecektir. Katma değeri düşük işgücü yüksek ücret talep etmemeli. - Toplam faktör verimliliğimizi sürekli yükselteceğiz - Küresel üretim zincirlerinde daha fazla değer katabilen ülke olmamız gerekiyor. - İç tasarruf artışına bağlı yatırımları özellikle bilgi teknolojilerine yönlendirmeliyiz. - Tarımda etkin bir yapı oluşturulması, iyi tarım uygulamaları ve ölçek ekonomisi önemli dönüşüm unsurları olacaktır. İşsiz ve aç insanların sayısının artması, sürdürülebilir büyüme önünde engel oluşturabilir. Faktör verimliliği üzerine kurgulayacağımız yeni ekonomik yapı yüksek katma değer, yüksek tasarruf ve yüksek yatırım anlamına geleceğinden istihdam dostu bir modelin de ortaya çıkacağı kanaatindeyim.
|

