| Sn.Kılıçdaroğlu |
| Pazartesi, 31 Mayıs 2010 12:42 | |||
![]() Ülkemiz yeni bir gündemle buluştu. Evet, Ana Muhalefet Partimizin lider değişikliği ile gelişen sürece işaret etmek istiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu’nu yaklaşık 25 yıl öncesinden Maliye Bakanlığı bürokrasisinde farklı görevlerde ancak aynı birimde birlikte çalışarak tanımış bir meslektaşı olarak onun farklı yönlerini konu alan bir değerlendirme yapmak istiyorum. Son hafta içerisinde yurtdışında bulunmam nedeniyle izleyebildiğim kadarı ile Sayın Kılıçdaroğlu’nun “halka yakın” kişilik yapısı üzerinde ısrarla durulduğu anlaşılıyor. Bunun altında yapan sebeplerin en önemlisi yüksek öğrenimini farklı bir kültürel ortamda yapmış olması olduğunu vurgulamak isterim. Maliye bürokrasisindeki meslektaşları olan Zekeriya TEMİZEL ve Abdüllatif ŞENER’in aksine o mülkiye ekolüne mensup değildir. Yani devletçi bir anlayışla yetişmemiştir. Bürokratik hayatında Maliye Bakanlığındaki çalışmaları Sosyal Sigortalar Kurumundaki çalışmalarından daha başarılı olduğu söylenebilir. SSK Genel Müdürlüğü döneminde kaotik siyasi ortamların olması ve de çokça hatalı emeklilik işlemlerinin belirlenmiş olması onun için talihsiz anılar olarak hatırlanır. Ancak rahmetli Özal’ın önemli bürokratlarından olan Gelirler Genel Müdürü Altan TUFAN’ın başarılı bürokratik kadrosunda yer alarak ismini ilk kez tanıtmayı başarmıştı. O SALT BİR VERGİCİ Mİ? Bürokrasideki tanınmışlığı biraz da meslek ötesi alanlardaki duyarlılığı ile de açıklanabilir. Zaten bu özelliği kamu görevlerinden ayrıldıktan sonra Ankara’ da yaptığı Yeminli Mali Müşavirlik faaliyeti sırasında ilginç bir dernek kurması ile de kendisini göstermişti. Evet, bu derneğin adı “Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği” idi. Aslında bu derneğin kuruluş amacının arkasında mesleki bir refleksle vergilerin yerinde kullanılmadığı bilincini toplumda oluşturmak ve kendisini bununla mücadele edecek prototip olarak takdim arzusu bulunduğu da düşünüldü. Bunun böyle olduğu siyasete girdikten sonra bu derneğin adının ortalarda hiç gözükmemesi ile anlaşıldı. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu’nun uzmanlık alanlarının vergi ve sosyal güvenlik sistemi olduğu, bu nedenle devletin tüm konularına sadece bu pencerelerden bakabileceği gibi bir kaygı var. Kongre konuşması bunun ilk işaretlerini verir gibi. Kendi alanındaki bilgisi ve bürokrasi dönemlerinde bildiğimiz samimi tavrını siyasi alanda ne kadar sürdürebilir zaman gösterecek. Örneğin bazı iktidar yöneticileri ile yürüttüğü yolsuzluk iddialarına dayalı tartışmaların bir kısmının kendi partisine mensup Belediye Başkanlarına uzanması aşamasında ki suskunluğu acaba samimiyet testinden geçebilecek mi? sorusunu da akla getiriyor. EKONOMİDE VİZYON İHTİYACI Ayrıca ekonomi yönetiminin özel bir vizyon gerektirdiği, sadece yolsuzluk, yoksulluk konularından ibaret olmadığı herkesçe bilinen bir konudur. Ekonominin zor alanı olan ülkenin dünya ölçeğinde rekabet gücü kazanabilmesi konusunda anlatılması gereken en az 30 başlık varken, siyasetin kolay ve yumuşak karnı olan sosyal politikaları öne çıkarmak acaba yeni bir popülizm dalgası ile karşı karşıya mıyız diye düşündürmüyor değil. Bilgi ile fikir sahibi olanların topluma karşı sorumluluk taşımaları gerektiğine inananlardanım. İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk ve gelir dağılımı gibi sorunların tamamının önemli olduğu ancak bu sorunları anlatırken tüm dünyada işsizlik oranlarının neden yüksek olduğunu; AB ülkelerinde emeklilerin neden sokaklarda gösteri yaptıklarını; İngiltere, Almanya ve Fransa sosyal güvenlik sistemlerinin neden çökmek üzere olduklarını; AB ülkeleri borç batağında iken Türkiye’nin neden böyle bir zorluk yaşamadığını da samimiyetle ortaya koymak gerekiyor. Ülkemizin mukayeseli olarak üstün olduğu sektörler nelerdir? Sanayi yapımızı küresel sanayi eğilimlerinin dışına alabilir miyiz? AB ile ilişkileri kesip attığımızda işsiz sayımızın bugünkünün 2-3 katına çıkacağını düşünüyor muyuz? gibi daha çok sayıda soru cevap bekliyor Sayın Kılıçdaroğlu’ndan. Henüz kurtulmaya çalıştığımız KİT’leri yeniden canlandırmak, primini çalışanların ödeyeceği Aile Sigortası uygulamasını başlatmak, en iyi bilinen vergi konusunda yapısal bir vizyon ortaya koymamak ve büyük ekonomik sorunların çözümünde gerekli kaynakları açıklayamamak sanırım bir vizyon sorununu işaret ediyor gibi. DIŞ POLİTİKADA GERİYE DÖNÜŞ İŞARETLERİ Dış politika vizyonunun “AB ile ilişkilerini kesmek” ve Kıbrıs’ta “çözümsüzlük çözümdür” çerçevesinden ibaret ise işimiz gerçekten zor demektir. Kongre konuşmasında, Türkiye’nin bölgesel ve küresel anlamda oluşturduğu aktif güç projeksiyonuna değinmemesi acaba eski tüm komşularıyla kavgalı, içe kapanık bir Türkiye modeline dönüş anlamına mı geliyor diye düşünmeden edemedim. Sn. Kılıçdaroğlu’nun tarzının kamuoyunda sıcak karşılanması, aslında iktidar partisinin yıllardır ifade ettiği, Ana Muhalefet Partisinin halktan kopuk olduğu iddiasını doğrulayan bir gelişme oldu. Bu durum ülkemizin gerçek gündemler ile buluşması için aslında bir şans. Bugüne kadar toplumun göremediği, yüzü devlete değil halka dönük olan bir sosyal demokrat parti, iktidarı da diri tutacaktır. Bu da Türkiye için yeni kazanımlar ortaya çıkaracaktır. DEMOKRASİ UMUTLARI BAŞKA BAHARA MI? Ülkemizin batı standartlarında 1.sınıf bir demokrasi ile yönetilebilmesi için Ana Muhalefet Partimizin bu alandaki problemli noktalarda çözüm geliştirip geliştirmeyeceği henüz belli değil. Yakın siyasi tarihimizde yaşanan çok sayıdaki darbe teşebbüsü iddiaları için hiçbir değerlendirme yapmamış olması Sn. Kılıçdaroğlu için gerçekten büyük eksiklik. Genel başkanı olduğu partinin varlık sebebi olan demokrasimizi yok etmeyi düşünebilen organizasyonları CHP eski usullerle mi değerlendirecek yoksa toplumun beklediği demokratik cesareti gösterebilecek mi? Ben bu konuda tereddütlüyüm. Kendisi ile birlikte ekibinin ve de ona bu görevi tevdi eden iradenin de bu değişimi istemesi gerekiyor. O durumda iktidar ve muhalefet suni gündemleri değil, Türkiye’nin konularını konuşmaya başlayacaklar. Bu da demokraside, ekonomide hatalı yapıların sorgulanması anlamına gelecek. Ancak çok zor. Sn. Kılıçdaroğlu’nu oraya getirenlerin isteği O’nun Türkiye’nin demokratikleşmesi yada ekonomisinin güçlenmesi yönünde çalışması için değil, AK Parti’nin iktidardan uzaklaştırılması için ortam oluşturulmasından ibaret. Bu konuda yanılmayı gerçekten çok isterim. İnancım o ki bir ülkede demokrasi ve kalkınma konuları, partiler üstü konuşma yeteneği kazanmış iktidar ve muhalefetin varlığı ile başarılabilen hususlar olduğudur. Yeni dönem hepimiz için hayırlı olsun. Sedat Yalçın'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

