Türkiye’nin borç dinamikleri
Pazartesi, 17 Ağustos 2009 09:13

alt

Ülkelerin mali güçlerinin tespitinde etkin olan Milli Gelir büyüklüğü, bütçe ve cari denge durumları, sosyal güvenlik ve kit açıkları gibi faktörler yanında önemli bir kriter olan ülkenin borçluluk durumu da mali yeterlilik analizlerinde önde gelen başlıklardandır.
Bir ülkenin neden borçlandığı sorusuna genellikle genç nüfus, verimsiz ekonomik yapı, iç tasarruf yetersizliği, mali disiplin eksikliği ve popülist politika uygulamaları, işsizliğe dayalı yüksek büyüme arzuları şeklinde cevap verildiği bilinmektedir.
Borçlu ülke olmak genellikle olumsuz bir algılama oluşturmakla birlikte, ülkelerin bütçe dengeleri ve Milli Gelir büyüklüklerine bağlı olarak avantajlı kaynak kullanımı durumları da oluşabilmektedir.
Borçlanmada miktardan daha önemli husus, o ülkenin borcunun milli gelirine oranıdır. Bir örnekle açıklayalım.

Yandaki örnekte (B) ülkesinin borcu mutlak değer olarak (A) ülkesinden daha fazla olduğu halde mali gücü daha yüksektir. Çünkü borcunun Milli Gelire oranı (A) ülkesinden daha azdır. (yüzde 25)
Bu basit örnek, değerlendirmelerimizi yaparken borcun miktarından çok o ülke GSMH’nın içindeki oranını dikkate almamız gerektiğini ortaya koymaktadır.

ÖZEL SEKTÖR NEDEN BORÇLANDI?
Ülkemiz ekonomisi özellikle 2001 ekonomik krizi ile bozulan dış itibarını, 2002 yılından sonra tek başına iktidar ortamı ile oluşan siyasi istikrar durumu ile yeniden düzeltme imkanı buldu. Bu süreç içerisinde tüm dünyada yaşanan Çin ve Uzak Doğu kaynaklı maliyet odaklı rekabet ortamı doğrudan ülkemizi de etkiledi. Özel sektörümüz bu rekabet ortamında ayakta kalabilmek için verimlilik ve katma değer oluşturacak ileri teknoloji içeren makine parkları ile modernize oldular. Ülke riskinin değişmesi kredi faizlerini de düşürdü. Leasing işlemleri ağırlıklı olmak üzere özel şirketlerimiz orta ve uzun vadeli olarak hazine kefaleti olmaksızın borçlandılar. Özel sektörümüzün yurt dışındaki varlıkları, borcun uzun vadeli olması vb. nedenlerle ekonomik kriz ortamında dahi özel sektör borçlarının çevrilmesinde bir sorun yaşanmadı. 2008 sonu itibariyle 185 milyar dolar civarında olan borcun 140 milyar doları uzun vadeli olduğunu belirtelim. Ayrıca özel sektörün teknoloji temelli bu verimlilik arayışı, ihracat artışlarının altındaki esas unsurdur.

KAMU BORÇLANMASI
Ülkemizin mevcut borç tablosunu Haziran 2009 itibariyle ortaya koymaya çalışalım.
Yukarıdaki tabloda Kamu Borç Stoku ile ilgili genel bilgiler yer alıyor.
Ancak analizlerde kullanılan temel veri “Kamu Net Borç Stoku” rakamıdır. Toplam Kamu Brüt borç rakamından Merkez Bankası net varlıkları, Kamu mevduatı, işsizlik fonu net varlıkları düşüldükten sonra kalan rakam Kamu Net Borç Stoku olmaktadır. Belirtilen formül çerçevesinde hesaplanan 2002-2008 yılları arası rakamlara aşağıda yer verilmektedir.
Kamu Net Borç Stokunun GSMH’ya oranı konusunda AB Maastricht kriterinin yüzde 60 olduğunu hatırlatalım. Ülkemizin bu konuda ciddi bir performans gösterdiği ve yüzde 28,2 gibi bir orana ulaştığını tespit ediyoruz.

IMF ’YE İHTİYAÇ VAR MI?
IMF’ye olan borcun 2002 yılındaki 23 milyar dolar seviyesinden 2009 itibariyle 7,8 milyar dolara gerilemesi önemlidir. Ülkemizin IMF ile ilişkilerinde önceki dönemler stand-by antlaşmalarındaki yerine getirilmeyen söz ve uygulamalar gibi hatalı pozisyonlara girmemesi önemlidir. Uluslararası ekonomik ilişkilerde asıl olan kendi ülke şartlarımızın doğru tespitidir. Özellikle küresel ekonomik kriz ortamında piyasaların canlandırılması için bazı tedbirlerin alınması gerekiyor. Vergi indirimleri, kamu harcama artışları gibi. Bu tür önlemlerin bir miktar bütçe açığı ve belki de enflasyon oluşturabileceği biliniyor. IMF programları ile ülkenin bugünkü şartları bu açılardan örtüşmeyebilir. Ayrıca vergi idaresi ile ilgili aşırı talepler en temel anayasal düzenlemeler içinde yer alan devletin “vergi hakkı “konusu tartışmaya açılabilir. (Bağımsız gelir idaresi önerisi)
Dolayısıyla IMF ile antlaşmanın kriz sonuna doğru ertelenmesi doğru bir yaklaşım olarak görülüyor.Son ekonomik gelişmelerin ülkemizin cari açık sorununu da ortadan kaldırdığı göz önüne alınırsa artık Türkiye’nin kendi imkanları ile mali disiplini uygulayabilen, bunun için IMF yardımına ihtiyaç duymayan bir ülke olduğu uluslararası toplum tarafından da algılanmalıdır.

BORÇ YÖNETİMİNDE KALİTE

Borç yönetiminde kalite unsurları önem taşır.
Hazine Garantörlüğü: Hazine son yıllarda garantör olmamaktadır.
Borç Çevirme Oranı: Bu oran hazinenin borçlanma sonrasında piyasaya bıraktığı kaynak miktarını göstermesi bakımından önemlidir. Borç çevirme oranı geriledikçe hazinenin yeniden borçlanma ihtiyacı azalacağından fonların üzerindeki baskı azalacak, faiz oranları düşecektir. Borç çevirme oranı 2008 yılında yüzde 73, 2009/Mart ayında yüzde 97, 2009/Nisan ayında ise yüzde 112 düzeyinde gerçekleşti. Bu durum bütçe açığının derinleşmemesi yönünde tedbir alınması gerektiğini ifade etmektedir.

DÜNYADA BORÇLULUK DURUMU
Dünyada ülkelerarası ilişkilerde toplam 51 trilyon dolar borcun mevcut olduğu ve bu borcun yüzde 44’ünün ABD ve İngiltere’ye ait olduğunu biliyoruz. Genel durum ise aşağıdaki örnekte görülüyor.
Yukarıdaki veriler ülkemizin gerek iç borç gerekse dış borçlarında GSMH’ya oran olarak azalma yaşadığı, kur riskini azalttığı, daha düşük maliyetle borçlandığı, hazine kefaleti vermediği, IMF borcunu kontrol altında tuttuğu ve dış ekonomik görünümünü krize rağmen bozmadığını söyleyebiliriz.
AB ekonomik anayasası sayılan Maastricht tanımlı iki ayrı göstergede Türkiye’nin durumunu belirterek yazımızı tamamlayalım.
Verilere baktığımızda ülkemizin borç göstergeleri olumsuzluk taşımıyor ve yeni bir büyüme projeksiyonunda yeni roller üstlenebilecek durumda gözüküyor.
Önümüzdeki hafta istihdam ve işsizlik konusunu değerlendirmeye çalışacağız.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız