| Türkiye’de politik evreler ve ekonomik yansımaları |
| Pazartesi, 08 Mart 2010 16:12 | |||
![]() Ekonomi çok değişkenli verilerden yararlanılarak yürütülen bir politika alanı. Bazen dünya konjonktüründen, bazen doğal afetlerden, bazen de iç siyasi gelişmelerden etkilenmek suretiyle dengelerini oluşturmaya çalışır. Bu değişkenlerin ekonomi üzerinde olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi de güçlü bir ekonomik yapı oluşturmaktan geçer. Ekonomi yönetimlerinin modellerini oluştururken en fazla etkilendikleri konu başlıklarından birisi “öngörülebilirlik”tir. Yakın ve orta vadede gelişmelerin tahmin edilebilmesi siyasi istikrarın ve dış ekonomik konjonktürün olumlu seyrine bağlıdır. Siyasi istikrar kendiliğinden ekonomide güven ve kredibilite oluşturur. Ülke ve firma risk primleri azalır. Siyasi istikrarın temelinde ise ülkenin geleceği ile ilgili evrensel standartlara ulaşma çabaları ile mevcut statülerden yarar sağlayan güçlerin mücadelesi yatar. Bu mücadelelerin ülkede tahribat yapmadan yürütülmesi toplumun olup bitenleri doğru algılaması, bilgi kirliliğinin olmaması büyük önem taşır. Medeni ilişkiler ve demokratik değerleri içselleştirerek ülkede siyasi istikrarı bozmadan değişimler gerçekleştirilebilir. Toplumsal ihtiyaçlar ve evrensel prensipleri dikkate almayan yaklaşımlar, genelde antidemokratik usullerle gündeme getirilir ki süreç içerisinde kamu vicdanında kabul görmezler. POLİTİK KIRILMA NOKTALARI Bu çerçevede ülkemizde Cumhuriyet döneminde yaşanan belirli kırılma noktalarını işaret eden evreleri bir tablo halinde belirtelim: 1923-1935: Liberal ekonomi politikası, serbest dış ticaret 1930-1935: Devletçi ekonomi politikası, dış ticarette kısıtlı 1935-1950: Sanayi planları, devletçi politikalar, dış ticaret kısıtlı 1950-1959: Liberal politikalar, yabancı sermaye teşvikleri, dış ticaret kısıtlamaları 1959: Devalüasyon 1960: Askeri darbe 1960-1970: Planlama, devlet müdahaleleri, ithal ikamesine dayalı kalkınma modeli 1971: Askeri müdahale 1972-1979: Koalisyon hükümetleri ve ekonominin 70 sent’e muhtaç konuma gelmesi 1980: Devalüasyon ve askeri darbe 1980-1992: İhracata yönelik büyüme, liberal politikalar, dış ticarette serbestleşme, özelleştirme, ekonomide kamu ağırlığının azaltılması, borçlanmayla finansman 1993-1994: Ekonomik kriz ve devalüasyon 1994-1999: Yönsüz politikalar, AB ile Gümrük Birliği 2000-2002: Ekonomik kriz dönemi, IMF ile ortak politikalar 2003-2008: Liberal politikalar, özelleştirmeler, yabancı sermayenin girişi, AB ile müzakere dönemi ve uyum süreci 2008: Küresel kriz dönemi YAŞANAN SÜREÇLER Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğundan tarıma dayalı, fakir ve dış borçları yüksek bir ekonomik yapı devraldığını biliyoruz. 1923-1930 yıllarında uygulanan serbest liberal ekonomi modeli özel sektörün güçlenmesini amaçlayan bir anlayışla hazırlanmıştı. Ancak bu yönde sermaye birikiminin oluşmaması ve 1930 dünya krizinin patlaması ile planlı ekonomi modeline geçildi. Bu model gümrük duvarları ile korunan, ithal ikamesine dayalı sanayileşmeyi hedef alan, kambiyo kısıtlamalarının yapıldığı, sabit kur politikasının uygulandığı ve sermaye hareketliliğinin olmadığı bir yapılanma idi. Bu model 1980’lere kadar sürdü. Devlet ekonomide ağırlıklı olarak söz sahibi idi. 1980’lerin ilk yarısından başlayarak sanayileşme modelini ihracata dayalı sanayileşmeye çeviren Türkiye serbest faiz ve döviz yöntemine geçiş yaptı. Sermaye hareketleri serbest bırakıldı. 2000’li yılların başında iki kez kriz yaşayan Türkiye piyasaya dayalı ekonomi modelini sürdürmektedir. Bu dönemin en temel değişimi Türkiye’nin AB’ne üyelik müzakerelerine başlamış olmasıdır. Bütün bu yıllar içinde Türkiye’de demokrasi 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde olmak üzere 3 kez kesintiye uğradı. Askeri yönetim Sivil yönetimin yerini aldı. Bu süreçler birçok yönü ile tartışılabilir. Ancak istikrarsız siyasi yapının ekonomiye yansımalarının son derece ağır olduğunun bilinmesi gerekir. YAŞANANLARDAN SONUÇ ÇIKARMALIYIZ 1923 yılında sadece 570 milyon dolar olan milli gelirimizin 2008 yılında 746,4 milyar dolara yükselmesi, kişi başına düşen milli gelirin ise 47,5 dolardan 10 bin 436 dolara yükselmesinin bütün bu siyasi dalgalanmalara rağmen gerçekleştirildiğini belirtmemiz gerekiyor. Gelecek nesillerimizi üstün kılacak olan, değerleri ile evrensel ölçüleri bağdaştırmış, demokrasiyi kendisi için değil tüm toplum için isteyen bugünkü çabalarımız olacaktır. Demokratikleşmemiz ekonomide şeffaflık ve verimlilik anlamına da geleceğinden, istikrar için demokrasi talebimizi hep yenilemeliyiz diye düşünüyorum. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

