TRT’nin yeni vizyonu ve bölgesel ekonomi
Pazartesi, 10 Mayıs 2010 14:25


Türkiye bir süredir gerek komşuları ile gerekse AB ve bölge ülkeleri ile ilişkilerinde yeni bir dış politika konsepti kurgulamaya çalışıyor. “Sıfır sorun politikası” olarak da adlandırılan bu yeni yaklaşımın, özellikle tarihi ve kültürel bağlarımız olan çevre ülkelerde büyük bir ilgi uyandırdığı görülüyor. Bu politikanın uzantısı olan “vizesiz ülkeler” çalışması ile de yıllardır aralarına suni duvarlar oluşturulmuş birçok akraba milletin bir anda iletişim kanallarının açıldığını fark ediyoruz.

DIŞ POLİTİKA KONSEPTİ BELİRLEYİCİ

Yine bu stratejik yaklaşımların özünde bölgesel çatışma alanlarının minimize edilerek, yeni ve daha büyük bir vizyonla olaylara yaklaşılması ile birçok yerel problemin çerçevesinin sınırlandırıldığı ve bu suretle daha barışçıl bir bölge coğrafyası oluşması umutlarının artırılabildiğini de tespit ediyoruz.
Oluşturulmaya çalışılan bu dış politika konseptinin çok sayıda parametrelerinin olduğu biliniyor. Bu unsurlardan birisinin Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun (TRT) yeni vizyonu olduğu dikkat çekiyor.
Yaklaşık iki yıl önce en yüksek devlet memuriyeti olan Müsteşarlık görevini yürütürken TRT Genel Müdürlüğüne atanan Sayın İbrahim Şahin’in bu görevi üstlenmesinden itibaren kurumda yaşanan değişiklik gerçekten dikkat çekicidir. Bu süreçte yeni personel alımı olmaksızın mevcut kapasiteyi yaklaşık 3 kat fazla kullanan bir yapıya ulaştı TRT.
İzleyebildiğimiz kadarı ile TRT şu anda 13 televizyon kanalı, 15 radyo kanalı ve 3 dergi ile dünya çapında bir yayın kuruluşu olma özelliğini taşıyor.
Kamusal diplomasiye önemli destek veren TRT, Anayasa ve yasalarla gerçekleştirilen hukuki altyapıya dayalı olarak başlattığı TRT-Şeş kanalı ile bölgesel diller ve lehçelerle yapılan ilk TV yayınına imza atmış oldu. Önemli bir demokratik eksiklik giderildi ve hiçbir olumsuzluk yaşanmadı. Toplumun devletle ilişkisi daha fazla gelişti, güven ortamı oluşturuldu.

DÜNYA TÜRKİYE’Yİ İZLİYOR
TRT-Avaz kanalı, kardeş ve akraba milletler olarak saydığımız Türki Cumhuriyetlerinin tamamına hitap ediyor ve bu topluluklarla ülkemiz arasındaki iletişimi doğrudan sağlamayı amaçlıyor.
TRT el-Türkiyye ise Türkiye’yi Arap dünyasına açan çok önemli ve geç kalmış bir uygulama. İngiliz BBC Televizyonunun 1938 yılından beri Arapça yayın yapması, Fransa’nın “France-24 Arabic” kanalı ile Rusya’nın “Rusiya-al Yaum” kanalının mevcudiyeti, Türkiye’nin bu coğrafyadan sanki bilinçli olarak uzak tutulduğunun işaretleri gibi.
Katar’ın El-Cezire TV’sinin BBC’den istifa eden elemanlar tarafından kurulduğunu da hatırlatalım. Bölgede Arapça konuşmayan İran ve İsrail’in de Arapça kanalları olduğunu da belirtmemiz gerekiyor.
TRT Türk, TRT Müzik, TRT Çocuk, TRT Turizm ve Belgesel, TRT Haber gibi yenilikler gerçekten kültür, turizm ve sanat hayatımıza yeni renkler katıyor.
TRT tam 32 dilde radyo ve internet yayıncılığı yapıyor. Turizm ve belgesel kanalı 5 faklı dilde Türkiye tanıtımı yapıyor.
Türkiye’nin bölgesinde oluşturduğu yeni vizyon TRT aracılığı ile dalga dalga yaklaşık bir milyar nüfus üzerinde etkili bir izlenim oluşturuyor. Bu önemli iletişim potansiyeli Türkiye’nin bölgedeki gücü ve yeni politik duruşu nedeniyle büyük önem taşıyor.

ETKİ ALANIMIZ BÜYÜYOR

Avrupa Birliği vizyonunun Türkiye gibi çok boyutlu ilişkiler geliştirme kapasitesi olan bir ülke için artık yetersiz kaldığı tartışmaları da başlamış bulunuyor. TRT’nin yeni rolü ülke vizyonunun belirlenmesinde de şüphesiz etkili olmakta.
Ülkemiz, TRT’nin izlendiği her coğrafyada ticaretini, yatırım projelerini, finans çözümlerini, dış ekonomik ilişkilerini rahatlıkla geliştirebilmektedir. Dış politika konseptimiz de bu anlayışla birebir örtüşüyor.
TRT’nin artık BBC ölçeğinde yeni bir İngilizce kanalını devreye alması ve hedefine tüm dünyada izlenen Doğu Avrupa’nın, Kafkasların, Orta Asya’nın, Ortadoğu’nun kısacası Türkiye etki alanının uluslararası yayın organı olması gerekiyor. Türk dış politikasının Afrika açılımı çerçevesinde bu yayına Fransızca ve Güney Amerika vizyonu nedeniyle de İspanyolca boyutlar mutlaka eklenmelidir.
Tabii ki bu büyük aşamalar kaydedilirken, TRT’nin sadece Türkiye’nin propagandasını yapan bir kanal değil, Türkiye’nin dünya ölçeğinde tarafsız yayın yapma yeteneği kazanmış bağımsız bir uluslararası yayın organı olma hedefini de önümüze koymamız gerekiyor.
TRT’nin bu başarı hikayesinin tüm kamu yönetimimizce dikkatle izlenmesi, dünyada ve bölgemizde oluşacak yeni dengelerde dünya ile rekabet edebilen, özgüveni yüksek vatandaşlardan oluşan ve demokratik standartlarını yükseltmiş bir ülkenin kurumları ve yöneticileri olduklarını unutmamaları gerekiyor. Tebrikler TRT.

Sedat Yalçın'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız