|
 Sosyal Politika, akademik anlamda ekonomik faaliyetlerin bazı sosyal kesimlerde doğurduğu maddi olumsuzlukları ve sosyal adaletsizliği gidermeyi hedef alan bir disiplin olarak tanımlanıyor. Ayrıca sosyal hayatın düzenlenmesinde ekonomik etkinliklerle birlikte sosyal ahlak kavramının da bir şemsiye rolü üstlenmesi gereğinin altı çiziliyor. Bir başka anlatımla ekonomik faaliyetlerin gelir ve servet dağılımının ahlaki ve adil esaslara göre nasıl oluşması gerektiği yönünde yapılan çalışmalar sosyal politika konularının temelini oluşturuyor.
AKSİYON ALANI GENİŞ Üretim sürecine emeği ile katılan işgücünün korunmasına, endüstri ilişkilerinin adil bir şekilde kurumsallaşmasına ve böylece sınıflararası sosyal gerginliklerin asgariye indirilmesine yönelik tedbirler sosyal politikaların esas hareket noktasını oluşturmaktadır. Bugün modern anlamda sosyal politika uygulamalarında hemen hemen bütün sosyal alanların ve bütün sosyal grupların sorunları ile ilgilenilmekte ve çözümler üretilmektedir. Uzmanlık alanlarına göre farklı tanımlar getirilse de özünde sosyal politikanın gelir ve servet dağılımı politikası olduğunu belirtelim. Çok geniş ilgi ve aksiyon alanı bulunan sosyal politikaları incelerken gerçekten çok önemli ülke sorunları ya da gündemi ile karşılaştığınızı fark ediyorsunuz. Sadece ana başlıkları görmeniz bile sosyal politika alanının daha yakından izlenmesi gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu bizlere gösteriyor. Üzerinde konuştuğumuz konunun alt başlıkları kısaca şöyle: Sosyal tarih, sosyal devlet, sosyal güvenlik, çalışanların korunması, dezavantajlı grupların korunması, sosyal planlama, sosyal kalkınma, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, sendikalar ve toplu pazarlık, kooperatifçilik, şehircilik ve sosyal konut politikaları, iş hukuku, uluslararası göç sorunları, mesleki eğitim ve istihdam, sosyal risklere karşı tedbirler, gelir dağılımı, sağlık ve çevre politikaları, insan kaynakları yönetimi ve sosyal rehabilitasyon. AVRUPA BİRLİĞİ YAKLAŞIMI Yukarıda belirtilen konu başlıklarında ülkemizdeki gelişmelere ve uygulamada yaşanan tartışmalara girmeden önce konunun Avrupa Birliği’nde ele alınış şeklini kısaca özetlemek istiyorum. Avrupa Birliği sosyal politikaları, istihdam başlığı ile birlikte ele almaktadır. Aktif, katılımcı ve sağlıklı bir topluma ulaşmak amacıyla yaşam kalitesinin iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. AB Sosyal politikaları açısından önemli dönüm noktalarından biri, 1989 yılında kabul edilen temel sosyal haklara ilişkin ‘Sosyal Şart’tır. Bu düzenleme ile sadece ekonomik yönü ile öne çıkan birliğin aynı zamanda sosyal bir boyuta da sahip olduğu vurgulanmak istenmiştir. AB’de büyüme ve istihdam yaratmaya yönelik politika çerçevesi ortaya koyan Lizbon Sözleşmesinin temel noktalarını da bu sosyal şart hükümleri oluşturmuştur. AB istihdam ve sosyal politikasının iki temel unsuru istihdam stratejisi ve sosyal ajandadır. İstihdam stratejisi ile işgücü piyasaları düzenlenirken, sosyal ajanda ile de refah ve büyümenin herkese ve her bölgeye ulaştırılması hedeflenmektedir.
SOSYAL DEVLET OLMANIN GEREĞİ Ülkemize dönecek olursak, öncelikle Anayasamızın 2. maddesi ile belirlenmiş olan ‘Sosyal Devlet’ ilkesi gereği olarak devletin sosyal politika uygulamalarında özel görevler üstlenmesi zorunlu görülüyor. Yoksulluğun ortadan kaldırılması için ekonomik tedbirlerle birlikte sosyal faaliyetlere de önem verilmesi gerekiyor.
Ülkemizde bir durum tespiti yapmaya çalışalım. (%) 2002 2006 Gıda Yoksulluğu 1,35 0,74 Gıda ve Gıda Dışı Yoksulluk 26 17 Gini Katsayısı 0,44 0,38 (Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı düzeliyor)
- Günlük 1 doların altında yaşayan kişi bulunmuyor. Yukarıdaki veriler kendi içinde kısmi iyileşmeler olduğunu göstermekle birlikte uluslararası mukayese durumunda daha epeyce yol almamız gerektiği açıkça gözüküyor. Dokuzuncu Kalkınma planında belirtildiği üzere Türkiye’de 2005 yılında en zengin yüzde 20’lik grubun yıllık kullanılabilir gelirden aldığı pay en yoksul yüzde 20’lik grubun aldığı payın 7,28 katıdır. Bu oran AB-25 ortalamasında 4,6’dır. Ülkemizde son dönemlerde özellikle yoksul kesimlerin refah düzeylerinin yükseltilmesine dönük somut bazı göstergeler yaşandı. Örneğin eskiden okullar açıldığında çocuklarının kitap temini telaşına düşen aileler artık bu sorunu yaşamıyorlar. Çok başlıklı ve popülist uygulamalara açık bir yapı arz eden Sosyal Güvenlik sistemi yeniden yapılandırılarak uzun dönemde sürdürülebilir hale getirildi. Özellikle yaşlılarımızın hastane kapılarında sabah karanlığında uzun kuyruklara girdiği, güçlükle muayene oldukları, ayrıca yeniden ilaç kuyruklarına girdikleri, hastanelerde yer olmadığı için tedavi olamadıkları günler çok eski değil. Şu anda kamu ve özel hastanelerinin tamamına gidilebilmesi ve tüm eczanelerden ilaç alım imkanı getirilmesi insanımızı önemli ölçüde rahatlatmıştır. Hekime ve ilaca erişim artık daha kolay. Özürlü vatandaşlarımız için çıkarılmış olan yasa büyük bir ihtiyacı karşılamıştır. Özürlülerimiz artık evlere kapalı değil, günyüzü ile buluştular ve özürlü çocuklar ücretsiz eğitiliyorlar. Yaşlılara özel bakım imkanları getirildi. Seneye evde bakım projesi genişletiliyor. Sosyal riski azaltma projeleri ile (şartlı nakit transferi) çocuk yoksulluğunun azaltılması amaçlanıyor. Dar gelirlilere dönük toplu konut projeleri gerçek bir sosyal bilinci yansıtıyor. Sosyal yardım programları önceki yıllarla kıyaslanamayacak kadar artırılıyor. Gıda, yakacak, barınma, eğitim, kırsal alan destekleri, aşevleri, istihdam destekleri ve özürlü yardımları başlıkları altında geliştiriliyor. Sosyal yardımların bütünleştirilmesi, mükerrerliğin önlenmesi ve bu alanda veri tabanı elde edilmesine dönük çalışmalar tamamlanmak üzere.
ELEŞTİRİLER DAHA İYİYE ULAŞABİLMEK İÇİN GEREKLİ Özellikle son yıllarda yaşanan küresel ekonomik gelişmelerin ülkemizde yoksulluğu artırdığı, sosyal yardımların toplumu tembelliğe teşvik ettiği ve kayırmacı bir anlayışla yürütüldüğü şeklinde değerlendirmelere de rastlanıyor. Dünyanın en zengin ülkelerinde dahi yoksulların ve dezavantajlı grupların bulunduğunu ve bu gruplara sosyal yardım programlarının düzenlendiğini öncelikle belirtelim. Ayrıca yukarıdaki eleştirileri getiren kesimlerin alternatif çözüm önerilerinin kömür ya da gıda yardımı yerine nakit para verilmesinden öte geçmemesi, bu konunun iyi incelenmesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin demokratikleşmesini tamamlaması ve ona bağlı şeffaflık ortamının oluşması, toplumun hak arama yeteneğini artıracak ve devlet ile daha barışık bir yapı oluşacaktır. Verimli bir ekonomik yapı ve demokratik bir Türkiye, milli gelirin kişi ve gruplar arasında adil dağıtılmama sorununu da ortadan kaldıracak yegane çözüm olarak gözüküyor. Gelecek hafta önemli bir yapısal sorunumuz olan ‘Sosyal Güvenlik Reformu’nu değerlendireceğiz.
|