| Sağlıkta Türkiye modeli arayışı |
| Pazartesi, 14 Eylül 2009 11:13 | |||
![]() Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri 1920 yılından itibaren ülke insanımızın sağlık sorunları ile ilgili çok sayıda çalışmanın içerisinde oldu. İstikrar ortamının elverdiği ölçüde başarılı uygulamalar yaşandı. Bazı alanlarda ise mesafe kaydedilemedi. Savaş yıllarından yorgun çıkan Türkiye’nin 1923 yılında 86 adet tedavi kurumu, 6 bin 437 adet hastane yatağı, 554 hekimi, 69 eczacısı, 4 hemşiresi, 560 sağlık memuru ve 136 ebe mevcudu vardı. Sıfır noktadan oluşturulan sağlık sistemi çerçevesinde 1928 yılında Tababet Kanunu, 1930 yılında da Umumi Hıfzıssıhha Kanunu yürürlüğe girdi. Cumhuriyet döneminin ilk sağlık planı 1946 tarihinde devrin Sağlık Bakanı Dr. Behçet Uz tarafından hazırlandı. Sağlığın finansmanı için önem arz eden Sosyal Sigortalar Kurumu 1946 yılında kuruldu. Sağlıkla ilgili sivil toplum ve tıp mesleğine ilişkin altyapı yasaları oluşturuldu. Türk Tabipler Birliği Kanunu ve Hemşirelik Kanunu bunlardan bazılarıdır. İlk Genel Sağlık Sigortası Kanunu taslağı 1971 yılında hazırlandı ama yasalaşmadı. 1987 yılında Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu çıkartıldı. Ancak uygulama imkanı sınırlı kaldı. 1992 yılında yoksul vatandaşların sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmaları için çıkartılan “Yeşil Kart” uygulaması da sistem içinde yerini aldı. 1990’lı yıllarda yürütülen sağlık reformu çalışmaları özü itibariyle aşağıdaki hususları hedefliyordu: -Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması ve Genel Sağlık Sigortası’nın kurulması, -Sağlık Bakanlığı’nın uygulamadan çok düzenleyici bir yapıya kavuşturulması, -Hastanelerin özerk bir yapıya kavuşturulması, -Aile Hekimliği. TEMEL YAKLAŞIMLAR ÖNEMLİSağlık sistemleri günümüzde çok yönlü tartışılmaktadır. Ağırlıklı olarak sağlığın en temel insan hakkı olduğundan hareketle devletin vatandaşlara tüm sağlık hizmetlerini ücretsiz vermesi ve harcamalarının finansmanını ise genel bütçeden karşılaması önerisi yöntemlerden birisidir. Diğer yöntemde ise vatandaşın Genel Sağlık Sigortası sistemine alınması, düşük gelirlilerin primlerinin devletçe üstlenilmesi, kamu ve özel sektör hastanelerinden istediğine başvurabilmesi, ancak sınırlı bir katkı payı ile sistemin maliyetine katılınması olarak özetlenebilir. Birkaç özel ayrıntıyı okuyucularımızın bilgisine sunmak isterim. Tıp fakültelerine öğretim üyesi yetersizliği nedeniyle yıllarca az öğrenci alınmasının yanlışlığına yukarıdaki veriler açıkça cevap veriyor sanıyorum. Dünya Sağlık Örgütü, her ülkenin kendi şartlarını dikkate alarak sağlık sistemini dizayn etmesi tavsiyesinde bulunmaktadır. Dolayısıyla sağlık sistemleri kurulurken, tüm dünya uygulamalarının incelenmesi, mevcut sistemin tecrübelerinden yararlanılması ve 21. yüzyıl vizyonuna uygun davranılması önem arz etmektedir. DÖNÜŞÜMPROGRAMI DEVREDE Türkiye, yaşanan tecrübelerden hareketle ve de vatandaşların sağlık hizmet taleplerindeki değişimi de dikkate alarak Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında bir çalışmayı hayata geçirmeye çalışıyor. Türkiye Sağlıkta Dönüşüm Programı 2003 yılı itibariyle kamuoyu ile paylaşıldı. Bu programın ana çerçevesi 8 başlık altında özetlenebilir: 1. Planlayıcı ve denetleyici Sağlık Bakanlığı. 2. Genel sağlık sigortası. 3. Yaygın sağlık hizmet sistemi (Aile hekimliği, Özerk sağlık işletmeleri, Etkili sevk zinciri). 4.Sağlık insan gücü yetkinliği. 5.Sistemi destekleyici eğitim ve bilim kurumları. 6.Kalite ve akreditasyon. 7Kurumsal ilaç ve malzeme yönetimi. 8. Sağlık bilgi sistemi. Bu parametreler ve ülkenin sağlık alanına ayırabildiği kaynaklar dikkate alındığında önemli bir dönüşüm programının devreye alındığı söylenebilir. Projenin uygulama sürecinde kamu hastaneleri birleştirildi ve özel hastanelere doğrudan gitme imkanı sağlandı. İlaca erişim kolaylaştı ve tüm eczanelerden ilaç alımı mümkün hale geldi. Bu uygulamalar doğrudan ilaç istatistiklerine yansıdı. AB ülkelerinin ortalama ilaç fiyatlarının ülkemizde referans fiyat olarak uygulanması sonucu ilaç alımlarında yüzde 80’lere varan tasarruf oluştu. Bu tasarrufun parasal karşılığı yıllık 1 katrilyon TL oldu. Kişi başına muayene sayısı AB ülkeleri düzeyine ulaştı. İlaç ve tedavi masraflarını kendi karşılayanların yüzdesi 2003 yılında yüzde 32 iken 2007 yılında yüzde 16,5 oranına düştü. TÜİK verilerine göre, sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı 2003 yılında yüzde 39,5 iken bu oran 2007 yılında yüzde 66,5 oranına ulaştı. Aile Hekimliği uygulaması batı ülkelerinden neredeyse 40 yıl sonra başlatıldı. Birinci aşama sevk zinciri sağlıklı işlemeye başladı. Hastanelere doğrudan başvuru sayısı azalıyor. Kamu hastanelerinin özerk bir yapıya kavuşması ve tam gün yasası, özel muayenehanelerin cazip olmaktan çıkarılması gibi uygulamalar yoğun bir şekilde tartışılıyor. Genel sağlık sigortası primlerinin düşük gelirli gruplarca ödenemeyeceği, bu nedenle bu kişilerin sağlık hizmeti alamayacağı, GSS karşılığı sunulan temel teminat paketi kapsamına girmeyen tedaviler için ayrıca para ödeneceği, kamu hastanelerinin özerkleştirme planının özelleştirme ile sonuçlanacağı gibi sistemin geneline dönük eleştiriler de yapılıyor. Öncelikle şu hususu belirtelim: Hiçbir sistem ilk tasarısında tüm tarafların beklentilerini karşılayamayabilir. Yapılan eleştirileri de dikkate alan tarzda sistem geliştirilebilir. Prim ödeyememesi nedeni ile sağlık hizmetleri kapsamından GSS iştirakçilerinin çıkarılmasına hiçbir sistem razı olmaz. Sosyal projeler devreye alınarak o vatandaşların prim borçları mutlaka ödenir, diye düşünüyorum. Ayrıca Sağlık Bakanlığı’nın düzenleme ve denetleme fonksiyonunu üst düzeyde gerçekleştirmesi şartıyla yerel hastanelerin özerk yapıya kavuşmasında sakınca aramamak gerekir. Mevcut durumun Sağlık Bakanlığı üzerinden aşırı bürokratik yapı içerdiği ve birçok sakıncayı barındırdığını biliyoruz. Yeni model, özelleştirme kompleksine kapılmadan şeffaf ve hesap verebilir bir şekilde düzenlenebilmelidir. Şeffaflık başarının anahtarı olacaktır. Aile Hekimliği hayatımıza girecek yeni bir model. Onu geliştirelim ve hizmet kalitesini sürekli yükseltelim. Ülke insanımız hastanelerdeki temel sağlık hizmetleri, hastane hizmetleri ve personel açısından değişim ve dönüşümü yakından izliyor. SAĞLIKTA İDDİALIHEDEFLER 2009-2013 stratejik planı ile birçok alanda Sağlık Bakanlığı’nın iddialı hedefler geliştirdiğini görüyoruz. Birkaç tanesini ifade edelim. -Anne, bebek ve çocuk ölümlerini bugüne göre yüzde 40 azaltmak, -İlaç ve tıbbi teknoloji geliştirmeyi teşvik edecek düzenlemeleri 2011 yılına kadar tamamlamak, -Aile Hekimliği’ni 2010 yılında tüm yurda yaymak, -Evde bakım hizmetlerini 2010 yılına kadar genişletmek, -Tütün ve alkol kullanımını 2013 yılına kadar yüzde 25 azaltmak; -Biyoteknoloji ile biyogüvenlik politikalarını 2011 yılına kadar oluşturmak, -Bulaşıcı hastalıklara bağlı ölümleri yüzde 25 azaltmak. Yukarıda görüldüğü gibi sağlık alanında büyük atılımlar söz konusu ve bu atılımlar servet düzeyinde rantlarında el değiştirmesine sebep olabiliyor. Soğukkanlı ve aklıselimle kararların alınıp, dünyayı yakından izleyerek çok güzel sonuçların alınabileceğini unutmayalım. Sağlık kampuslarının oluşumu ve tıp turizminin desteklenmesi ile yüksek tıp teknolojisi ve ilaç sanayinin geliştirilmesi önümüzdeki acil hedefler olmalı. Bu anlayışla sağlıkta Türkiye modelini oluşturabiliriz. İdeolojik yaklaşımlar, Türkiye’nin 21.yüzyıl vizyonu ile sağlık alanında yaşanan baş döndürücü yenilikler karşısında fazla bir anlam ifade etmiyor. Özgüvenimizi ve heyecanımızı lütfen yitirmeyelim. Gelecek hafta Konut Politikalarımız çerçevesinde TOKİ modelini inceleyeceğiz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|


TEMEL YAKLAŞIMLAR ÖNEMLİ
DÖNÜŞÜM
SAĞLIKTA İDDİALI