Önemli bir reform alanı: Sosyal güvenlik sistemimiz
Pazartesi, 07 Eylül 2009 12:49

Yediden yetmişe toplumun tamamını ilgilendiren bir konudan bahsediyoruz. Sosyal güvenlik; medeni toplum olmanın en temel göstergelerinden biri. Emeklilik ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı insan haklarının da önemli başlıkları olarak sayılıyor. İnsani yönü tartışmasız kabul görürken, aslında konunun ciddi manada finansman ve fon yönetimi boyutları olduğu da fark ediliyor. Çünkü sosyal güvenlik bütçesi, ülkenin genel bütçesinden sonraki en büyük fonunu ifade ediyor.
Sosyal güvenlik sistemlerinin üstlendiği emeklilik ve sağlık giderlerini karşılayacak ölçüde prim gelirlerine sahip olması gerektiği teorik olarak varsayılır.
Burada oluşacak gelir fazlası katılımcılar adına değerlendirilir, yatırıma dönüştürülür. Açık oluşması durumunda genel bütçeden transfer yoluyla açık kapatılmaya çalışılır. “Aktüerya dengesi” olarak da adlandırılan bu yapı iyi yönetilemez ise süreç içerisinde ülkelerin genel bütçe dengelerini dahi sarsacak mali sorunlarla baş başa kalınması muhtemeldir.
Ülkemizdeki tecrübe aslında belirttiğimiz sakıncaları da içerecek şekilde geçmişte bizzat yaşanmış ve sisteme müdahale kaçınılmaz bir hal almıştır.
Türkiye’nin koalisyonlarla yönetildiği, özellikle 90’lı yıllarda popülist politikalar sonucu yaşanan erken emeklilik uygulamaları, sistemi açmaza sokan en büyük handikaplardan biri oldu. Prim karşılığı olmadan emeklilik avantajı yaşamak isteyen birçok çıkar grubu sistem üzerinde önemli tahribatlar oluşturdu.
Ayrıca sosyal güvenlik sisteminin Emekli Sandığı, Bağkur ve SSK şeklinde çok başlı ve farklı uygulamalarla yönetilmesi toplumda eşitsizlik duygularını öne çıkardı.
15 milyon sigortalının bulunduğu, çalışanların bakmakla yükümlü oldukları kişiler ve yeşil kartlılarla birlikte nüfusun yüzde 90’ına sosyal güvenlik şemsiyesi sağlamaya çalışan sistemin doğru bir zeminde yönetilmesi için uzun yıllardır üzerinde çalışılan “Sosyal Güvenlik Reformu” 2008 yılı itibariyle somutlaştı ve TBMM’de yasalaşarak uygulamaya girdi.

REFORMUN
GEREKÇELERİ NEYDİ ?

Reform öncesi (2007 sonu) sosyal güvenlik mali dengesi aşağıda belirtilen büyüklükleri içermekteydi. Tabloda görülen açıklar reformun önemli gerekçeleri arasına girdi:
Bu açıkların finansman şekli, bütçe üzerinde oluşturduğu baskı, ülkenin enflasyon yoluyla fiyat istikrarını, borç artışı yoluyla da mali disiplinini  bozucu etkiler yaptığı biliniyor.
Reform öncesi son durumda genel bütçe imkanlarında, 33 Katrilyon TL. sosyal güvenlik sistemine kaynak aktarılmasının mevcut durumun sürdürülemeyeceğinin göstergesiydi.
Ayrıca; düşük aktif-pasif oranı denilen yani, 2 çalışanın 1 emekliye baktığı bir yapı da reformun önemli gerekçelerinden birisini oluşturdu. Batı ülkelerinde 5-6 çalışanın 1 emekliye baktığı emsal uygulamalar ülkemizin bulunduğu pozisyonun zorluğunu ortaya koyuyordu.
Yine fark etmesek de nüfusumuzun hızla yaşlandığı bir gerçek. 65 yaş üzeri nüfusun toplam nüfusa oranının 2012 yılında yüzde 7’ ye, 2037 yılında ise yüzde 14’lere ulaşacağını biliyor muydunuz? Avrupa ülkelerinin şu anda yaşadıkları yaşlı nüfus gerçeği ile bizler de yaklaşık 20-25 yıl sonra yaşamaya başlayacağız. Bu durum sosyal güvenlik sisteminin yapısal değişikliklere hazırlanması gereğini bizlere ifade etmektedir.
Bir başka husus yüksek aylık bağlama oranı konusudur. Bu hususta da Türkiye’de birçok gelişmekte ülkenin de ötesinde popülist uygulamalar hayata geçirilmiştir. Aylık bağlama oranları konusunda aşağıda bazı ülkeler örnek olarak verilmektedir:

REFORMUN ÖZÜ
MALİ DENGE ARAYIŞI

Sosyal güvenliğin temel amacı; sosyal bir riskle karşılaşan bireye, ekonomik bir güvence sağlamaktır. Bu güvence yeterli düzeyde ise bireyin yoksulluğa düşmesini de önleyecektir.
Reform öncesi sistemin yoksulluğu ortadan kaldırmadığı, eşitsizliklere yol açtığı ifade edilerek reform sayesinde bu sorunun çözüme kavuşturulacağı hedeflenmiştir. Sistemde gelir kaynaklarını artırmadan bu hedefe ulaşmak kolay değildir. Çünkü kapsamlı ve etkin bir korumanın sağlandığı AB ülkelerinde sosyal koruma harcamaları, GSMH’nın yüzde 19-30’u düzeyine ulaşmaktadır.
Dünyadaki sosyal güvenlik sistemleri incelendiğinde bugün ve gelecekte sosyal güvenliğin finansmanının sadece prim gelirleri ile karşılanamayacağı yönündeki bilimsel gerçek kesinlik kazanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla devletin de genel bütçeden sosyal güvenliğin finansmanına düzenli katkı yapması kaçınılmaz görünmektedir.
Bu gerçeklerden hareketle sosyal devlet ilkelerinin de gereği olarak SGK’nın aylık prim tahsilatının dörtte biri tutarında Hazine’den kuruma devlet katkısı aktarılacağı hükmü reform yasasında yer aldı. Açık verilmemesi halinde dahi bu katkı devam edecek.

YENİLİKLER NELER?

Prim ödemede basamak yerine beyan sistemi, Bağkurlulara geçici iş görmezlik, Bağkur prim oranlarının indirilmesi, emzirme, cenaze ve çeyiz yardımları, tarım Bağkurluları ve köy muhtarları için özel düzenleme, doğum borçlanması, özürlü çocuk sahibi kadınlara erken emeklilik, şehit ve gazi yakınları için özel düzenlemeler, isteğe bağlı sigortalılık, dul ve yetim aylıkları, yurt dışına götürülen işçiler, ana babaya ölüm aylığı, fiili hizmet zammı, kayıt dışılıkla mücadele, zorunlu göçe tabi tutulan vatandaşlarla ilgili düzenleme, koruyucu sağlık hizmetleri, refakatçı giderleri, Bağkurlular ve SSK ‘lıların sağlıktan yararlanma şartları, kız çocuklarının durumu, hastane katılım payları, fark ücretleri gibi birçok konuda reform yasası ile düzenlemeler yapıldı.
Bu önemli düzenlemelerden ayrı olarak birkaç radikal başlık dikkat çekti. Bunlar;
- Kazanılmış haklara dokunulmaması,
- 18 yaşın altındaki çocukların sağlık giderlerinin devlet tarafından üstlenilmesi,
- Genel sağlık sigortasına geçiş.
Belirtilen son başlıklar sistemde tam bir dönüşüm öngörüldüğünün göstergesidir. Genel sağlık sigortası primi ödeyemeyen vatandaşların primlerinin devlet tarafından üstlenilmesi ve 18 yaş altı çocuklarla ilgili düzenlemelerin sisteme çok büyük mali yük getirdiği açık. Ancak sosyal devlet ilkesi bu görevi devletin üstlenmesi gerektiğini belirtiyor.

KRİZİN REFORM
UYGULAMASINA ETKİSİ

2009 yılı ortalarında sosyal güvenlik açığının reform öncesi rakamların oldukça üstünde seyrediyor olmasının nedenleri üzerinde durulmalıdır.
Ekonomik kriz nedeniyle kayıt dışı istihdamda oluşan artış prim tahsilatını olumsuz etkilemektedir. Ayrıca özelikle sağlık sistemindeki dönüşümün, bu alandaki hizmetlere erişimin kolaylaşmamasının sosyal güvenlik sisteminin ödediği sağlık faturalarını önemli ölçüde artırdığı bilinmektedir. Suistimal edilmediği sürece toplumsal refahın artışı olarak değerlendirilmesi gereken bu konu ülkenin gündemini daha uzun süre meşgul edeceği benzemektedir.
Kendi içerisinde dengeleri kurulmuş ve geliri yeniden dağıtılırken yoksulluğu azaltıcı etkisi hissedilebilen bir sosyal güvenlik sistemini vatandaşlarımız gerçekten hak ediyor.
Önümüzdeki hafta bu konu ile yakından ilgili “sağlık sistemimizi” değerlendirmeye çalışacağız.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız