Mali disiplin kültürü ve kamu açıkları
Pazartesi, 03 Ağustos 2009 09:09

alt

Disiplin, her alanda üzerinde hassasiyet gösterilen bir kavram. “Kurallara uyma” olarak da özetlenebilir. Ülkemizde birçok konuda kurallara uyum noktasında sorunlar yaşandığını maalesef gözlemliyoruz. Sonuçları ağır faturalar olarak önümüze gelen bu toplumsal alışkanlığımız, kamu mali yönetiminde de sıkça gündemi oluşturabiliyor.
Ülke ekonomisinde istikrarın varlığı, öncelikle mali disiplin ile mümkün olabilmektedir. Mali disiplin, kamu maliyesinde gelirler ve giderler arasında bir denge olması anlamına gelir. Bu aynı zamanda mali sorumluluk ahlakının da bir gereğidir. Mali disiplinsizlik sorunu, kamu harcamalarının uygun bir gerekçe olmadan artırılması, keyfi vergileme ve ölçüsüz borçlanma uygulamaları ile ortaya çıkabilmektedir. Bu yaklaşımlar kamu ekonomisinde vergi ve borç yükünün artması sonucunu doğurmaktadır. Buna bağlı tasarruf ve yatırım azalışları da doğal sonuç olarak gündeme gelebilmektedir.
Yukarıda belirtilen gelişmeler, vergi kaçakçılığı ve kayıt dışı ekonomiye davetiye çıkaran ortamların da habercisidir.
Kamu harcamalarının vergi ile finanse edilemediği ekonomik yapılarda borç ve faiz yükü kaçınılmaz olurken, üretim ekonomisi yerine de rant ekonomisi ikame edilmiş olunmaktadır.
Borçlanma yerine senyoraj (para basma) tercihinde bulunursanız, karşılıksız olarak para arzını artırmış, fiyat istikrarını bozmuş ve nihayet enflasyon yoluyla vatandaşlarınızın cebinden gizli vergi almaya başlamışsınız, demektir.
Tüm bu gelişmeler, teorik olarak mali disiplinsizlik sonucunda karşılaşılabilecek tatsız sonuçlar.
Mali disipline uyulmaması durumunda oluşan “bütçe açıkları” ülkemizde hiç de yabancı olunmayan bir kavram. 1924 yılından başlattığımız Cumhuriyet dönemi bütçe tecrübemizde, sadece 26 yılda bütçemiz sembolik fazlalar verirken, kalan 58 yılda devasa açıklar vermiş ve ekonomimiz çok ciddi istikrarsızlık ve kriz dönemleri ile karşı karşıya kalmıştır.
Bütçe açığının GSMH’ya oranı 1990 yılına kadar, yani 66 yıl boyunca yüzde 3’ün altında kalmışken, bu yıldan itibaren istikrarsızlık ve mali disiplin bozulmaları sonucu en son 2002 yılında bu oran yüzde 14,6 gibi rekor rakamlara kadar ulaşabilmiştir. 2002 yılı sonrası dönemdeki bütçe performansı ile kriz yılı olan 2008’de birçok ülkenin bütçe açıklarının düzeyini yukarıdaki grafiklerden izleyelim.
Grafiklerde ülkemizde özellikle 2001 ekonomik krizi sonrası yürütülen mali disiplin uygulamalarının, bütçe açığında hem miktar olarak, hem de GSMH’ye oran olarak önemli düşüşler kaydettiği, küresel ekonomik kriz şartlarının özellikle 2008 ve 2009’un ilk yarısında bütçe dengelerinin olumsuz etkilendiğini gözlemliyoruz. Ayrıca diğer grafikte OECD ve AB sürecinde dış ilişkilerimiz bulunan birçok ülkenin de ekonomik kriz ortamında ciddi bütçe açıkları ile karşı karşıya oldukları anlaşılmaktadır.
Ekonomik kriz ortamında iç talebi canlandırmaya dönük vergi indirimleri bütçenin gelir ayağını negatif yöne çekerken, talep oluşturma amaçlı kamu harcama artışları da bütçe giderlerini artırıcı etki yapmaktadır.
Ülkemizde harcama reformu olarak da adlandırılan yasal düzenlemeler ile (5018 sayılı kanun) önemli ve çağdaş bütçe uygulamaları yapılabilmesi imkanı elde edilmiş bulunmaktadır. Şöyle ki;
Bütçede bütünlük sağlanması, bütçe politikaları ile uygulama arasında sıkı bağ kurulması, etkin iç kontrol, verimlilik, saydamlık, hesap verebilirlik, çok yıllı bütçeleme, performans bütçe, stratejik planlama ve sayıştay denetimi gibi uygulamalar yeni bütçe sistemimizin parametreleri oldular.
Merkez Bankası’nın bağımsızlılığı dolayısıyla para politikalarının bağımsız oluşturulması, fiyat istikrarının sağlanmasını kolaylaştırmakta, mali disiplin ise bütçe dengesini oluşturmakta olduğundan, bu iki enstrüman kriz anlarında ekonominin daha korunaklı bir yapıya kavuşmasını mümkün kılmaktadır.
Yazımızın başlığını oluşturan “kamu açıkları ” kavramı, bütçe açıkları yanında sosyal güvenlik açıkları, KİT açıkları, kamu bankaları görev zararları ile Tarımsal Birliklerin zararlarının da ele alınmasını gerektirmektedir.
Ancak, sosyal güvenlik reformu, özelleştirme, tarımsal birliklerle ilgili yapısal düzenlemelerin gerçekleşmiş olması, ayrıca da kamu bankalarının öz sermaye yeterliliği, karlılık ve riskli krediler açısından sorunsuz hale gelmiş olmaları kamu finansmanı üzerindeki yüklerini önemli ölçüde kaldırmış bulunmaktadır.
Sağlık sistemindeki vatandaş odaklı reformların sosyal güvenlik bütçe açığını artırıcı etkilerinin kontrollü olarak devam ettiğini gözlemliyoruz.
Küresel kriz şartlarının geçmesini müteakiben makro ekonomik istikrarın temelini oluşturan para ve maliye politikalarında oluşturduğumuz mali disiplin kültürümüz, yeni oluşacak dengelerin en sağlıklı ayaklarını oluşturacaklardır.
Önümüzdeki hafta önemli bir başka yapısal sorunumuz olan “kayıtdışı ekonomi” konusunu değerlendirmeye çalışacağız.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız