|

Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkelerin önemli sorunlarından birisi kuşkusuz istihdam ve işsizlik. İstihdam, ekonominin büyüme oranları ile doğrudan ilintili. Büyüme ise varlık, yani tasarruf ile mümkün. İç tasarruflar büyümenin finansmanı için yeterli gelmiyorsa dış tasarruflarla, bir başka anlatımla küresel sermaye ile istihdam sorunlarınızı çözme durumunda kalabiliyorsunuz. Ülkemizde her yıl 700 bin civarında genç nüfus işgücü piyasasına giriş yapıyor. İşsizlik oranımız ise 2009 ortalarında yüzde 14’ler civarında. İşsizlik oranını sabit tutsanız dahi her yıl 700 bin yeni işsiz kesime iş bulmak durumundasınız. Ayrıca tarım kesiminde yapısal dönüşüm henüz tamamlanamadığı için her yıl yaklaşık 400-500 bin kişi daha iyi biri yaşam için şehirlere geliyor. AB ülkelerinde yüzde 3-4 civarında olan tarımdaki istihdam oranı bizde yüzde 25 oranına ancak çekilebildi. Bu oran 2002 yılında yüzde 34’tü. Tarım alanında sürdürülen yeniden yapılandırma, verimlilik ve planlama esaslı yeni sistem arayışlarının, tarım nüfusunu azaltıcı ve bu nüfusun şehirlere adaptasyonunu sağlayıcı tedbirlerle birlikte yönetilmesi önem arz ediyor. Genç nüfus, tarım kesiminden ayrılanlar ve mevcut işsiz stoku dikkate alındığında, ekonomik büyümenin azalması ya da daha ileri bir durum olan ekonomik küçülme yaşanması durumlarında işsizlik konusu gerçekten önemli bir sosyal sorun haline dönüşebiliyor. İşsizlik konusu sadece bu verilerden etkilenmiyor, örneğin teknoloji ve işgücü verimliliği kavramları bir başka işsizlik nedeni olarak sayılıyor. Yüksek teknoloji daha az işçi ile daha fazla üretim yapılmasını mümkün kılabiliyor. Ayrıca eğitimli işçinin yüksek verimi diğer verimsiz işçiye olan ihtiyacı azaltabiliyor. İç ekonomik yapıdaki bu sorunlar acaba dış gelişmelerden ne kadar etkileniyor, dediğimizde önümüze derhal Çin ve Uzak Doğu ülkelerindeki ucuz işçiliğe hatta emek sömürüsüne dayalı ekonomik yapı gelmektedir. Çin’in küresel ekonomiye eklemlenme şekli, dünyanın emek lehine geliştirdiği sosyal politikaları dikkate almayan bir anlayışı ekonomiye hakim kılmak şeklinde gelişti. Maliyet odaklı rekabet, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinin temel argümanı oldu. Bu yapı gerek ABD gerekse AB ülkelerinin üretimlerinin ağırlıklı olarak o bölgelere kaydırılması sonucunu doğurdu. Günlük hayatımızda kullandığımız her ürünün artık Çin’de üretilmiş ucuz versiyonu alternatif olarak piyasalarda yerini aldı. Bu ekonomik yapı dünyada birçok ülkenin Çin ile ticaretinde açık vermesine neden oldu. Yukarıda anlatılanlar milli ekonomiler bakımından önemli bir işsizlik sebebi. Tüketici eğilimleri ucuz Uzak Doğu ürünlerini kalite yetersizliği nedeniyle bir taraftan reddederken, düşük gelir gruplarının oluşturdukları talep, bu üretim yapısının bir süre daha devam edeceğini gösteriyor. Diğer taraftan tüketilen ürünlerin içeriklerinde “sosyal maliyet” unsuru yönünden sorgulamalar da yapılmıyor değil. Yani bu ürünü üretirken Çinli işçinin hangi ekonomik ve sosyal şartlara mahkum edildiği de sorgulanıyor. AB ülkelerinin büyük kısmında maliyet odaklı Uzak Doğu rekabeti nedeniyle işsizlik oranlarının kronik bir hal aldığı ve azaltılmasının sağlanamadığı görülüyor. Türkiye’de tarım dışı işsizlik oranı, istihdama katılım, genç nüfus işsizliği gibi teknik kavramlara girmeden sonuç itibariyle 3,8 milyon işsizimizin olduğunu, buna karşılık 20 milyon civarında kişiye iş bulabildiğimizi belirtelim. Ve kayıtdışı istihdam edilenlerin oranının da yaklaşık yüzde 42 olduğu, eğitimli genç nüfusun ise yüzde 28’inin iş bulamadığı bir dönemi yaşıyoruz.
Genç nüfus işsizliğinde, eğitim planlamasının ülke ekonomisinin beklentilerine uygun gerçekleşmediği görülüyor. Bir tarafta istediği vasıfta eleman bulamayan işveren, diğer tarafta işsiz eğitimli genç olunca sorunun kaynağı net bir şekilde anlaşılıyor. Bu sorunların büyümesinde yaşadığımız küresel krizin de etkilerinin olduğu muhakkak. IMF’nin görüşü iki yıllık kriz döneminde ABD’de işsizlik oranında artışın yüzde 4,3, Euro bölgesinde ise yüzde 3,9 puan olacağı yönünde. Son yıllardaki büyüme oranlarının yeterince istihdam yaratmadığı düşüncesi, alternatif büyüme formatlarının belirtilmesi ile daha anlam kazanacaktır. Özellikle katma değer yaratabilen sanayi yapısına kavuşuncaya kadar, sağlanan büyüme rakamlarının fazla istihdam dostu olamayacağı öngörülmelidir. Türkiye kriz döneminde işsizlikle mücadelede önemli çalışmalar yaptı. - Mesleki eğitim, - Kısa çalışma ödeneği, - Yeni işçi alımına teşvik, - Özürlü ve kadın istihdamına teşvik, - İşsizlik ödeneği artırımı, - İşveren üzerindeki yüklerin azaltılması. Bu çalışmalar krizin işsizler üzerindeki etkilerini kısmen hafifletti. Ancak ekonomik kriz ortamı sona ermeden rahatlama sağlanması kolay gözükmüyor. Esnek istihdam yöntemleri ile işsiz sayısında belirli oranda azalma sağlanabilir. Rekabet gücümüzü kaybetmemek için istihdam alanında bazı esneklikler oluşturabilmeliyiz. Ekonominin en zor alanı olarak kabul edilen istihdam konusunun çözümünün uzun vadede eğitimin, tarımın ve sanayinin yeniden yapılandırılmasına bağlı olduğu her halükarda gözüküyor. Önümüzdeki hafta “sosyal politikalarımız” konusunu değerlendireceğiz.
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|