| İngiltere seçimlerinde ekonomi etkisi |
| Pazartesi, 17 Mayıs 2010 13:26 | |||
![]() 6 Mayıs 2010 tarihinde İngiltere’de genel seçimler yapıldı. Bu seçimin en merak edilen yanı, son 60 yılın en olumsuz ekonomik gelişmelerinin yaşandığı İngiltere’de 11 yıllık iktidarının sarsıldığını hisseden İşçi Partisi’nin geleceğinin ne olacağı idi. İşçi Partisi’nin Tony Blair döneminde Bush’un Irak politikalarına destek vermesi ile başlayan iniş grafiği son ekonomik kriz ile iyice su yüzüne çıktı. İngiliz bankalarının ABD finans piyasalarında önemli aktörlerden olmaları, küresel krizdeki kayıplarının artmasına neden oldu. Bankacılık sektöründeki problemli yapının düzeltilmesi ve de piyasaların canlandırılması için artırılan kamu harcamaları eski Maliye Bakanı olan Başbakan Gordon Brown’un siyasi prestijini kurtarmaya yetmedi. Artan bütçe açıklarının GSMH’nın yüzde 11’ine ulaşması, enflasyon ve işsizlik rakamlarının yükselmesi İngiltere’nin küresel krizi iyi yönetemediği eleştirilerini de beraberinde getirdi. KRİZDEN ÇIKIŞ SENERYOLARI GÜNDEMDE İktidardaki İşçi Partisi’nin seçim sonrası ekonomik planlamalarında vergi ve sosyal güvenlik prim artışları öngörmesi ve rakibi Muhafazakar Parti’nin bu önerilerin tersini, yani popülizm adına vergi indirimi vaat etmesi ise iktidar partisi adına seçim sürecinde olumsuz puanlara yenilerini ekledi. Gordon Brown’un liderliği devam ettiği sürece İşçi Partisi ile koalisyona girmeyeceğini açıklayan Liberal Demokrat Parti ise kamu harcamalarında 15 milyar sterlinlik kesinti yapılması, vergi reformu, bankacılık reformu gibi önerileri ile popülizme yönelmedi. Muhafazakar Parti’nin 2010 yılı için kamu harcamalarında 6 milyar sterlinlik kesinti önerisi ile ülkenin yapısal borcunun beş yıl içinde ödenmesi planını vergi reformu yapmadan nasıl finanse edebileceği ise seçim kampanyasının cevap bulmayan en önemli sorusu oldu. İşçi Partisi’nin küresel bankacılık işlemlerine özel vergi getirilmesi görüşü ise küresel krizden korunma yolunda geliştirilmiş bir önlem olarak algılandı. Aslında, İngiltere’de her üç partinin de iyi gitmeyen İngiltere ekonomisi için kamuoyunu tatmin eden bir çözüm önerisinin olmadığı da bu süreçte anlaşıldı. SOSYAL DEVLET ZORLUYOR Küresel ilişkileri güçlü olan İngiltere ekonomisinin kendisinin dışında gelişen dünya ekonomisindeki büyüme eğilimleri ve bu eğilimlerin İngiliz dış ticaret hacmine etkisi şüphesiz bu ülkenin ekonomik gelişimini hızlandıracaktır. Ayrıca kriz nedeniyle değerleri tarihinin en düşük düzeyine düşmüş bulunan ve kamuya geçen bankacılık hisselerinin değerlerinin önümüzdeki süreçte yükselecek olması da bir avantaj olarak görülüyor. Bankacılık krizinin faturasını halkın üstlenmek istememesi nedeniyle verdiği tepki son derece doğal. Ancak İşçi Partisi iktidarını zora sokacak bu tavrın, gerçekte çökmüş olan sosyal güvenlik sisteminin ayağa kaldırılması ile eğitim ve sağlık sistemlerinin sorunlu halinden kurtarılması için yine halkın acı reçete ile karşılaşmasının önünü kesemeyecek gibi görünüyor. Bu seçimlerin Türkiye açısından iyi tarafı ise her üç partinin de ülkemizin AB üyeliğine tam destek vermeleri. GELİR DAĞILIMI SORGULANIYOR İşçi Partisi döneminde zengin-fakir arasındaki uçurumun büyüdüğü, ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki kalkınma farkının azaltılamadığı ve devlet-vatandaş ilişkilerinde daha otoriter bir yapı oluşturulduğu ise seçimin demokrasi ve ekonomi gündeminin ana başlıkları oldular. Seçimin sonunda ise hiçbir parti tek başına hükümet kuracak oy alamadı. 3. durumda olan Liberal Demokrat Parti hükümet kuruluşunda anahtar durumda. Muhafazakar Parti lideri hükümeti kurmakla görevlendirildi. İngiltere’de bir hükümet krizi ve yeni bir genel seçim ortamı ise sürpriz sayılmamalı. Sedat Yalçın'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız
|

