| IMF-Türkiye ilişkileri çerçevesinde Gelir İdaresi ve vergi denetimi |
| Pazartesi, 19 Ekim 2009 11:40 | |||
![]() Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantılarının bu yılki bölümü, İstanbul’da başarılı bir organizasyonla gerçekleşti. Özellikle İstanbul’un tanıtımı açısından önemi ifade edilen toplantıların, gerek dünya ekonomik krizinin önemli bir aşamasında gerçekleşmesi, gerekse Türkiye-IMF görüşmelerinin final aşamasına rastlaması toplantıların daha dikkatle izlenmesine imkan sağladı. Ekonomik krizi öngörememiş ve önceden müdahale imkanı bulamamış olmalarının, IMF ile birlikte Dünya Bankası ve diğer uluslararası mali otoritelerin itibarlarını önemli ölçüde sarstığı görülüyor. Hem bu duruma tekrar düşmemek için IMF’nin yapısında değişiklik önerileri hem de ekonomik krizden çıkışla ilgili ihtiyatlı değerlendirmeler toplantılarda gündemi oluşturdu. Bu kapsamda IMF’nin görev tanımının genişletilmesi, tüm ülkelere kredi açma yetkisi verilmesi, gözetim ve denetim hakkının genişletilmesi ve ülke kotalarının gelişmekte olan ülkeler lehine değiştirilmesi yönünde kararlar alındı. Özellikle finansal piyasaların daha yoğun denetimi ile problemli işlemlerin önceden tespiti ve önlenmesi hususlarına ısrarla vurgu yapıldı. IMF’NİN MİSYONU VE AÇMAZI Bilindiği üzere, ülkemiz IMF’nin kurucu ortaklarından. Ve kuruluş amacı ekonomik kriz ortamına giren ülkelere belirli programlarla mali destek olmak şeklinde özetlenebilen IMF, bu misyonunu yerine getirirken uluslararası arenada zaman zaman yoğun bir şekilde eleştirilmektedir. Sermayesinin yüzde 15’ine sahip olan ABD’nin taraftarı politika izlediği ve de politika önerilerinin başarısızlıkla sonuçlandığı hep ifade edildi. IMF ile ilişkiye giren ülkeler, sadece referans anlamda Fon’un denetimini kabul etmekte ya da fiilen para kullanarak belirlenen bir istikrar programı yürütmektedir (stand-by). Türkiye’nin son 20 yıllık süreçte sık sık yaşadığı siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar sonucunda IMF ile çok sayıda stand-by antlaşmaları yaptığı, ancak son antlaşma hariç hiç birisinin şartlarını gerçekleştiremediği bilinmektedir. IMF’nin genelde yapısal reform önerileri geliştirdiği ülkelerde mali disiplin uygulamalarının zorluğu ve reformlara karşı toplumda mevcut olan direnç nedeniyle başarısız uygulamalarla karşılaşılmaktadır. Bir ülkenin yolsuzluk, verimsizlik, enflasyon, kamu açıkları yada döviz açığı nedeniyle girdiği ekonomik krizlerin sebeplerinin sorgulanması yerine IMF’nin yapısal reform önerilerine aşırı tepkilerin geliştirilmesini anlamak gerçekten zordur. Örneğin; IMF Türkiye ile sürdürdüğü müzakerelerde ilk kez kendi şartlarını empoze etme iradesini gösteren bir Türkiye ile muhatap olduğunu gördü. Türkiye, 2002 yılında 23 milyar dolar olarak aldığı IMF borcunu 8 milyar dolara indirmiş olmanın rahatlığını müzakerelere yansıttı. Ayrıca ‘ülke çıkarımıza uymaz ise antlaşma yapmayabilirim’ şeklinde tavır geliştirebildi. Bu tavrın bir ekonomik kriz ortamında geliştirilmiş olması daha da anlamlı. VERGİ REFORMU KAÇINILMAZ IMF’nin vergi sistemimizle ilgili olarak yaptığı reform önerileri, aslında toplumumuzun uzun zamandır gerçekleştirmek isteyip de bir türlü başaramadığı vergi reformundan başka bir şey değil. Önerilen hususlar Gelir İdaresi’nin özerkliği, vergi denetiminin yapılandırılması ve nereden buldun kanununun çıkartılması. Hemen söyleyelim; bugünkü ekonomik ortamda “nereden buldun” yasasının çıkartılması mümkün görülmüyor. Teorik bazda da tartışılan bu uygulamada farklı yöntemlerle aynı sonuçların elde edilebileceği uzmanlarca ifade ediliyor. Gelir İdareleri ise dünyanın her yerinde Hazine ya da Maliye Bakanlarına bağlı çalışıyor. VERGİ DENETİMİNDEKİ ÇOK BAŞLILIK SORUNLARIN KAYNAĞI Tek yapılacak çalışma, yaklaşık 50 yıldır tartışılan vergi denetim birimlerinin çok başlı yapılarının düzeltilmesidir. Aynı işi yapan, aynı yetkileri kullanan ve aynı özlük haklarına sahip bu kadar farklı vergi denetim birimi hiçbir çağdaş ülkede bulunmamaktadır. Devletin sahip olduğu nitelikli inceleme elemanlarından azami oranda yararlanması ve kayıt dışı ekonominin makul seviyeye çekilebilmesi için ayrıca da vergi incelemelerinde mükellef haklarını gözeten bir yapıya ulaşabilmesi için vergi denetiminde çok başlılığın acilen giderilmesi gerekmektedir. Bu yapı vergi sistemimizi kilitlemiş durumdadır. Ayrıca vergi mevzuatının sadeleştirilmesi, uluslararası sisteme uyumu, hukuki güvenlik ve vergi incelemelerinde özellikle incelemeye alma kriterlerine açıklık getirilmesi, vergi inceleme takdir komisyonlarının kurulması gibi düzenlemelerin kamu vicdanını rahatsız eden uygulamalarında önüne geçebileceği ifade edilmektedir. Diğer taraftan vergi sisteminin ekonominin rekabetçi yapısına katkı yapacak şekilde dizayn edilmesinin önemine vurgu yapılıyor. Ülkemizin IMF ile bir antlaşma yapma zorunluluğunda olduğunu düşünmüyorum. Ancak referans anlamında veya avantajlı fon kullanımı nedenleri ile ilişki kurulabilir. IMF’nin konumunun tartışıldığı bir dönemde Türkiye’ye dikte edebileceği fazla bir şeyi olmadığı da açıktır. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

