Enerjide dışa bağımlı yapıdan terminal ülke konumuna geçiş
Pazartesi, 27 Temmuz 2009 09:24

alt

Nüfus artışı, kentleşme ve sanayinin gelişmesi, uluslararası rekabet “enerji” konusunu önemli ve stratejik bir unsur haline getirdi. Tüm ülkeler küresel rekabet ortamında geride kalmamak için ülke bazında enerji arz ve talebini kontrol etmek ve varsa enerji açığını en uygun yöntemlerle karşılama çabasına girdi. Enerji ihtiyacını karşılarken güvenli, sürekli ve en düşük maliyetle çözüm oluşturmak önemli hale geldi. Bu çerçevede hükümetler enerji politikalarını oluştururken, enerjiyi verimli üreten ve kullanan, çevre etkilerine önem veren, kaynak çeşitliliği ve yenilenebilir kaynaklara öncelik tanıyan, jeopolitik durum ve dışa bağımlılık konularına hassasiyet gösteren, kamu yararı ve tüketici haklarını gözeten ve özel sektörü bu alanda harekete geçirmeyi amaçlayan bir stratejiyi hayata geçirmek zorundadırlar.
Dünya enerji talebinin karşılanmasında fosil kaynakların (petrol, doğal gaz vb.) ağırlığı halen yüzde 80 civarındadır.
Yenilenebilir ve hidrolik enerji üretimi oransal olarak yeteri kadar artırılamamaktadır.
Petrol fiyatlarının artması ve karbondioksit emisyonuna getirilen sınırlamalar dikkate alındığında yeni arayışlar ülkeleri yenilenebilir yeni enerjiler ve nükleer enerji yatırımları ile enerji verimliliği konularını gündemlerine almak zorunda bırakmaktadır.
Bir başka önemli başlık, arz güvenliği meselesidir. Üretici ülkelerdeki politik ve ekonomik istikrarsızlık, bölgesel çatışmalar, büyüyen ekonomilerin hızlı enerji taleplerinin yaratacağı istikrarsızlık, finansman güçlükleri, çevresel yükümlülükler, petrol fiyatlarındaki aşırı dalgalanma gibi unsurlar enerji arzını olumsuz etkileyebilmektedir.
Ülkemiz açısından sınırlı olan doğal kaynaklarımızı daha akılcı kullanarak, yeni teknolojilerle enerji üretimini çeşitlendirerek hem sürdürülebilir enerji arzını sağlama, hem de doğunun zengin enerji kaynaklarının batı piyasalarına taşınması ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu enerjiyi temin etme yönünde Türkiye’nin bir Enerji Merkezi konumuna getirilme şansı bulunmaktadır.
Ayrıca ülkemiz AB ile tam üyelik süreci perspektifinde küresel ekonomi ile bütünleşme ve ekonomik gelişmesini bu çerçevede sağlamak üzere, enerji sektöründe rekabeti öngören düzenlenmiş işleyen piyasa yapılanmasını oluşturmak durumundadır.
Bu çerçevede son yıllarda önemli yasal düzenlemeler yapılmıştır.
Elektrik, Doğalgaz, Petrol, LPG Piyasası Kanunları, Bor ve Hidrojen Enstitülerinin Kurulması, Yenilenebilir Enerji, Enerji Verimliliği, Jeotermal Nükleer Güç Santralleri Kanunları bunlardan bazılarıdır.
2002 yılından bu yana elektrik üretim kapasitemiz 31.750 MW’tan 42.000 MW düzeyine çıkarılmıştır. Oluşan yeni 10.000 MW’lık kapasitenin 3.850 MW’lik bölümü özel sektör santrallerinden oluşmaktadır.
Dünyadaki bor rezervlerinin yüzde 72’sine sahip olan ülkemizde bor cevheri, bor konsantresi, rafine bor ürünleri ve borik asit üretimleri önemli seviyelere ulaşmış durumdadır. Borda uç ürünlere yönelerek ülkemizi bu alanın teknoloji ve üretiminde dünya lideri haline getirebilmek için kurulan Bor Enstitüsü, umut verici çalışmalara imza atmaya başlamıştır.
Ülkemizin 2007 yılında birincil enerji kaynakları üretimi 27,5 Mtep (milyon ton petrol eş değeri), genel enerji tüketimi ise 107 Mtep olarak gerçekleşti. Enerji tüketimi ise yüzde 32 doğalgaz,  yüzde 31 petrol, yüzde 29 kömür ve geri kalan yüzde 8 ise hidrolikten oluşuyor.
Genel enerji talebimizin 2010 yılında kriz şartları ortadan kalktığında 126 milyon Mtep’e, 2020 yılında ise 222 milyon Mtep’e ulaşması bekleniyor.
Türkiye’nin uzun dönem enerji talebini belirlemek üzere kurumlarca yapılan talep projeksiyonuna göre, 2020 yılına kadar ülkemizin 40.000 ila 53.000 MW arasında yeni yatırım yapması gerektiği ortaya konulmaktadır. Parasal karşılığı 120 milyar doları bulan bu yatırım ihtiyacının özel sektör tarafından yapılmasına dönük alternatif çalışmalar ve hukuki altyapıların yoğun şekilde oluşturulduğunu gözlemliyoruz.
Diğer taraftan ülkenin taş, linyit, taş kömürü ve hidrolik potansiyellerinin azami kullanımının da gerçekleştiği bilinmektedir.
Enerjide kayıp kaçak oranlarının düşürülmesi ayrı bir çalışma konusudur.Önemli aşamalar sağlanmıştır.
Uluslararası enerji kontratlarının kamu yararı gözetilerek yapılması ve olumsuz eski kontratların düzeltilmesi de önem arzetmektedir.
Gelecek 25 yıl içerisinde yaklaşık yüzde 50 oranında artması beklenen dünya enerji tüketiminin büyük bölümünün içinde bulunduğumuz bölgeden karşılanacağı öngörülmektedir. Dünya ham petrol rezervlerinin yüzde 80’i, doğalgaz rezervlerinin yüzde 72’si Türkiye’yi çevreleyen Hazar Ovası, Ortadoğu ile Rusya’da bulunuyor. Türkiye’nin bu jeostratejik durumu enerji kaynakları açısından zengin bölgelerle, enerji ithalatı için yılda ortalama 300 milyar dolar harcayan Avrupa ülkeleri arasında bir Doğu-Batı Enerji Koridoru olmasını sağlıyor.
Şu projeleri dikkatle inceleyelim;
l Bakü - Tiflis - Ceyhan Petrol Boru Hattı,
l Hazar - Türkiye - Avrupa Gaz Boru Hattı,
l Türkiye - Yunanistan - İtalya Gaz Boru Hattı,
l Nabucco - Hazar - Türkiye - Avrupa Gaz Boru Hattı,
l Trans Adriyatik Gaz Boru Hattı,
l Arap Gaz Boru Hattı - Mısır-Suriye - Türkiye,
l Irak - Türkiye Gaz Boru Hattı,
l Kerkük - Yumurtalık Petrol Boru Hattı,
l İran - Türkmen Gaz Boru Hattı,
l Samsun - Ceyhan - Rusya Fed. Petrol Boru Hattı,
Yukarıda sayılan projeler aşama aşama hayata geçirilmektedir. Bu projeler dünya enerji dengelerini belirleyici özelliktedir. Ve Türkiye hem petrolde hem de doğalgazda çok önemli bir enerji merkezi ve terminali olma imkanını yakalamış görünmektedir. Enerji üreten ülke olmak kadar bu enerjiyi alıcı ülkelere ulaştırmak ve köprü ülke konumunda olmak da bir o kadar önemlidir.
Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmesinde bu projelerin büyük payı olacaktır. Bu süreç çok iyi yönetilmelidir.
Ülkemiz son olarak madencilik alanında da önemli atılımlar içerisindedir. Üretilen maden kaynakları ülkemiz sanayisine rekabet edebilir koşullarda hammadde olarak sunulmalı ve ihraç edilen hammaddelerin kullanıldığı sanayilerin kendi ülkemizde kurulması önemli bir strateji olarak not edilmelidir. Böylece ülkemizi hammadde üretip satan bir ülke olmaktan çıkarıp, sanayi ile entegre olmuş, dünya pazarlarında katma değeri yüksek, uç ürünlerde söz sahibi bir ülke konumuna getirmek madencilikte ana parametreler olmalıdır.
Enerji konusu ülke geleceğinde çok önemli ve üzerinde savaşlar yapılabilecek kadar hassas stratejik özelliklere sahip. Dolayısıyla bir makalenin sınırlarını çok aşan boyutları var. Ben özlü ifadelerle bazı tespitler yapmaya çalıştım. Dünya enerji merkezlerinden birine aday olduğumuzun farkında olalım ve büyük düşünelim.
Gelecek hafta kamu açıkları konusunu değerlendirmeye çalışacağız.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız