| Ekonomide yetki sınırlandırmaları ve Anayasa |
| Pazartesi, 12 Nisan 2010 14:05 | |||
![]() Son dönemlerde ülke gündeminin birinci maddesini Anayasa değişikliği tartışmaları oluşturuyor. Gündemde sınırlı bir değişiklik teklifi olmasına karşın son derece köşeli, ancak içeriği tam anlaşılamayan sert ifadelerle tartışma platformu şekilleniyor. Halbuki olağanüstü şartlarda hazırlanmış ve artık dünyanın geldiği demokratik düzey açısından son derece yetersiz bir görünümde olan 1982 Anayasası’nın değiştirilmesidir, söz konusu olan. Konumuz mevcut Anayasa tartışmalarının ötesinde, pek de gündeme gelmeyen Anayasamızın ekonomik hükümleri ile ilgili. YÜKSEK REFAH ANAYASALARIN GÜVENCESİ Anayasaların sadece hukuk metinleri olmadığı, toplumsal sözleşme olma özellikleri gereği özgürlük alanlarının düzenlenmesinden öte de anlamlar ifade ettiği belirtilir. Anayasaların toplumun huzurunu, mutluluğunu, gelecek öngörülerini ve refahını sağlamak gibi temel bir görevleri söz konusudur. 1924-1961 ve 1982 anayasalarının bu fonksiyonları tam olarak yerine getiremedikleri için özel korunma ihtiyacı duyulduğu, her dönem de gündem oluşturmaktadır. Ünlü ekonomist Alvin Hansen; “Bir ülkede demokrasinin var olabilmesi, tam istihdam ve fırsat eşitliğinin gerçekleşmesine bağlıdır” diyerek farklı bir demokrasi algısı oluşturmaktadır. Dünyadaki gelişmeler dikkatle izlendiğinde rekabet politikalarının öne çıktığı ve piyasa ekonomisi şartlarında ülke içi yapılanmaların tamamlanması gereği üzerinde durulmaktadır. Kalkınmasını piyasa ekonomisi olmadan tamamlamış, giderek demokrasiye yönelmemiş örnek çok azdır. Piyasa ekonomisi açık toplumun altyapısı ve milli geliri oluşturan mekanizma olarak son derece önemli bir yer tutmaktadır. Son yıllarda Anayasa Mahkemesi’nde açılan davalarda, son derece karmaşık uluslar arası sözleşmeleri de kapsayan ve ihtisası gerektiren ekonomi içerikli davalar giderek sayıca öne çıkmaktadır. Bu ihtiyaç nedeniyledir ki Anayasa Mahkemesi’nde hukukçu olmayan üyeler de (diplomat, maliyeci, ekonomist, sosyal bilimci) görev yaparlar. 1982 EKONOMİK ANAYASASI Mevcut 1982 Anayasasının ekonomik yönüne genel olarak bakıldığında, karma ekonomik modele yatkın, planlama hassasiyeti olan, ancak iktidarların ekonomide liberal ya da müdahaleci bir politika izlemelerine de izin veren bir anlayışa sahip olduğu müşahede edilebilir. Diğer taraftan Anayasanın sosyal devlet özelliği, devletin sosyal politikalar alanında müdahaleci bir rol üstlendiğinin de göstergesi olmaktadır. Devletin düzenleme ve denetleme işlevinin öne çıkarılması imkanı Anayasal zeminde söz konusu olmakla birlikte madencilik, ormancılık, kooperatifçilik, tüketici ile esnaf ve sanatkarların korunması gibi ayrıntıları da düzenlemiş bulunmaktadır. Anayasamız bu ayrıntıları düzenlerken devletin bütçe büyüklüğünün, borç limitlerinin, vergi yükünün ve harcama kapasitesinin ne olması gerektiği konusunda sisteme herhangi bir mekanizma dahil etmemiştir. Ülkeyi aşırı borçlanma, aşırı para basma, aşırı harcama yoluyla bütçe açığı ile karşı karşıya getiren popülist politikaları Anayasa’da sınırlandırıcı bir hüküm bulunmamaktadır. ULUSLARARASI KONTROL MEKANİZMALARI Dünyada bu tür ekonomik riskleri, çeşitli düzenlemelerle kontrol altında tutma yöntemleri görülmektedir. Bunlar anayasa, kanun, uluslararası antlaşma, hükümet kararları, tüzükler, siyasi irade beyanları, IMF antlaşmaları vb. düzenlemelerdir. Maliye politikası araçları olan bütçe, borçlanma, vergi ve harcama konularında sınırlayıcı düzenlemeler bazı ülke ve ekonomik entegrasyonlarla belirleyici rol üstlenmektedirler. Örneğin ABD’de devletin yıllık nominal borçlanmasına üst sınır söz konusudur. İngiltere’de net kamu borç tutarının GSYİH’in yüzde 40’ını aşmaması esastır. Avrupa Birliği ise kamu borçlanmasın GSYİH’in yüzde 60’ı ile sınırlandırmıştır. Faiz oranı, bütçe açığı konularında da kriterler söz konusudur (Maastricht). Bu değerlendirmeler çerçevesinde Anayasa’da devletin mali disipline uymasının hükme bağlanması, devletin kamu hizmeti kapsamında ekonomik hacminin tanımlanması, hantal kamu otoriteleri ve keyfi popülist uygulamalar için vergi ve borç yükü oluşturulamaz, şeklinde düzenleme yapılması, devlete tam istihdam hedefi verilmesi ve kayıt dışı ekonominin sivil itaatsizlik olarak yorumlanması şeklinde öneriler söz konusudur. ÇÖZÜM BİRİNCİ SINIF DEMOKRASİ İktidarların popülist davranışlarının anayasal yetki sınırlandırması yoluyla önlenmesi ya da tam istihdam hedefi gibi işsizlik sorununu hukuk yoluyla çözme önerileri kanaatimce serbest piyasa ekonomisinin temel anlayışı ile çelişmektedir. Mali disiplinin sağlanması demokrasinin gelişmesi, şeffaflığın artması, toplumun gelişimi ile de yakından alakalıdır. Ayrıca tam üyelik müzakerelerini yürüttüğümüz AB projesi bu anlamda da iç mevzuatımızın üzerinde etkili bir yönlendirici konumundadır. Anayasada en önemli hususun bireylerin hak ve özgürlüklerine ekonomik anlamda da devletin müdahalesinin sınırlarının doğru tanımlanması olduğu kanaatindeyim.
|

