|

Gelişmekte olan ülkelerin yapısal ekonomik sorunları arasında “kayıt dışı ekonomi” önemli yer tutar. Neden ve sonuçlarına bakıldığında son derece karmaşık ilişkileri içeren, ekonomik faktörler dışında sosyal, psikolojik, siyasi ve ahlaki boyutlarının da öne çıktığı bir yapı ile karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Sorunun çözümü konusunda geliştirilen önerilerden uygulamada istenilen ölçüde sonuç alınamadığı da bir gerçek. Yeraltı, illegal, kara, resmi olmayan, gizli, enformel ekonomi vb. adlarla ifade edilebilen kayıt dışı ekonomi kavramı, bilinen yöntemlerle tahmin edilemeyen ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) hesaplarını elde etmede kullanılamayan gelir yaratıcı ekonomik faaliyetlerin tümü olarak tanımlanabilmektedir. Kısaca kamunun denetimi dışındaki ekonomik faaliyetler olarak da belirtilebilir. Kayıt dışı ekonominin nedenleri incelendiğinde, gelişmekte olan ülkelerin tümünde yaşanan kentleşme, sanayileşme ve küresel rekabet ortamlarının çok önemli parametreler olduğu hemen fark edilmektedir. Daha iyi yaşam özlemi ile başlayan kentlere yönelik göç baskısı, kaçak konut, kaçak işyeri, kaçak üretim, kaçak istihdam gibi gündem maddelerini oluştururken, diğer taraftan tüm bu gelişmelerin altında küresel rekabet şartlarında ayakta kalabilmek için bireysel ya da kurumsal sermaye birikimi oluşturma gayreti olduğunu da görmemek mümkün değil. Konusu suç olan faaliyetlerden elde edilen gelirlerin kayıt dışı ekonomiye verdiği katkı ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken bir konudur. Vergilerin kamu otoritelerince yerinde kullanılmadığı veya yolsuzluk yapıldığı inancı da vatandaşlarda vergi direnci oluşturmakta, bu da faaliyetlerin kayda alınmamasına zemin hazırlamaktadır. Toplumda hukuk devleti bilincinin yerleşmesi ve yasalara itaat kültürünün oluşmasının temelde bir eğitim sorunu olduğu bilinmekle birlikte ekonominin kayda alınmasında anahtar rol üstlenmesi konusu ise kaçınılmaz gözüküyor. Karmaşık mali mevzuat, vergi yükü ve vergi afları ile denetim yetersizlikleri kayıt dışı ekonominin diğer nedenleri arasında gösteriliyor. Vergisel açıdan kamu gelirlerini, sigorta primleri açısından sosyal güvenlik bütçesini doğrudan olumsuz etkileyen kayıt dışı ekonomi aynı zamanda özel sektör açısından da haksız rekabet kapısı olabiliyor. Verimlilik düşüyor, kaynaklar yanlış yerlere yönlendirilebiliyor. Kayıt dışı çalışan işletmeler ölçek ekonomisi açısından büyüyemiyor ve kurumsallaşamıyor. Ayrıca ürettikleri ürünler standartlara aykırı ve garanti kapsamına alınamıyor. Tüketici hakları açısından tam bir risk alanı oluşuyor. Kayıt dışı ekonominin boyutlarının ölçülmesi için çeşitli bilimsel yöntemler kullanılıyor. Ülkemiz için bu oran yüzde 35-40 arası tahmin ediliyor. OECD ülkelerinde bu oran GSMH’nın yüzde 15’i civarında. Bir ekonominin toplam üretim gücünü gösteren GSMH kapsamında kayıt dışılık ele alındığında, bu durumun ülkede üretim, gelir, tüketim ve yatırım harcamalarının tamamen kapsanamaması ve kaynak dağılımının doğru ölçülememesi sonucu ile karşılaşılmaktadır. Bu durum ülkenin milli gelir hesaplarının eksik ifade edilmesine ve ülkenin refah düzeyi ile verimlilik göstergelerinin olduğundan düşük görünmesine neden olmaktadır. İstihdam göstergelerinde gerçekte geliri olan, ancak kayıt dışı olduğu için kendisi işsiz gözüken bir grubun varlığı ülkenin istihdam göstergelerinin düşük, işsizlik göstergelerinin de yüksek görünmesine neden olmaktadır. Fiyat göstergeleri, kayıt dışı üretimin düşük maliyetli yapısını dikkate almadığından genel fiyatlar düzeyi yüksek gözükecektir. Gelirlerin kamu otoritelerinden gizlenmesi durumunda da gelir dağılımı istatistikleri hatalı olabilecektir. Temel göstergelerin kayıt dışılık sebebiyle doğru olarak belirlenememesi, etkin ve doğru politika üretilememesine, kaynakların yanlış yönlendirilmesine neden olabilmektedir. Vergi ve sigorta oranlarının yüksekliği, ülkemizde de uzun süre gündem konusu oldu. Kurumlar vergisi ve KDV oranlarında ciddi indirimler yapıldı. Sigorta primi işveren payındaki yüzde 5’lik indirim, toplam işveren yükünün yüzde 25’ini oluşturdu. Gelir vergisi tarifemiz OECD ülkelerinin ortalaması civarında. Vergi yükü hesaplamalarında artık ülkelerarası oran mukayesesi yerine kişi başına milli gelirle vergi oranlarını mukayese etmek daha anlamlı bulunuyor. Çünkü kişi başına geliri bin dolar olan bir ülkede yüzde 25 oranında vergi vermek ile geliri 40 bin dolar olan ülkede yüzde 25 vergi vermek farklı sosyal etkileri de beraberinde getirebilmektedir. Brüt ücretten kesintiler konusunda ülkemiz halen öncü ülkeler arasında olmaya devam ediyor. Suç ekonomisi ve kayıtlı ekonomi üzerindeki etkileri önemli bir başlıktır. Konusu suç olan fiillerle mücadele konumuzun dışındadır. Ancak bu fiillerle elde edilen kazancın vergilendirilmesi ve kayda geçirilmesi, kara para kapsamında ise aklanmasının önlenmesi kamu maliyesinin önemli ödevlerinden birisidir. Ülkemizin çağdaş gelişmiş ülke standartlarını yakalaması ve dünya kamuoyunda böyle kabul görebilmesi için özellikle suç ekonomisi ile anılmaması ve kayıt dışı işlem boyutunu GSMH’nın yüzde 10-15 aralığına indirmesi şart gözükmektedir. Ülkemizin bunu başarabilmesi yolunda önemli gelişmeler var. E-devlet uygulamaları, kredi kartı kullanımları, TC. kimlik numarası uygulaması, vergi oranlarının düşürülmesi, sigorta primlerinde indirim yapılması, bankaların şüpheli işlem bildirimleri gibi gelişmeler kayıt dışı ekonomi üzerinde ciddi azaltıcı etkiler oluşturacaktır. Elektronik ticaret ve sanal işyeri kavramları hukukumuzu da zorlayan yeni ticaret yöntemleri. Bu alanda oluşan işlem ve gelirleri kavramak kamu otoritelerinin yoğun teknoloji ile buluşmaları sayesinde mümkün olabilecektir. Yukarıdaki açıklamalar bu sorunun aşılmasının ne kadar önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Vatandaşlık bilincinin gelişmesi ve topyekün bir mutabakatla işlemlerimizi kayıtlı yapmak durumundayız. Bizleri idare edenlerin de toplanan vergileri yerinde harcadıklarına toplumu ikna etmeleri gerekiyor. Bu da şeffaflık anlamına geliyor. İnanıyorum ki devlet şeffaf ve hesap verebilir konumda kalır ve demokratikleşme çabaları ile birey-devlet ilişkilerinde güven ortamını oluşturursa hem ekonomimiz topyekün kayda girer hem de kamu harcamalarımız en sağlıklı kaynak olan vergi ile finanse edilir, borçlanma ve para basma sorunları ile uğraşmamış oluruz. Önümüzdeki hafta ülkemizin borçları ile ilgili değerlendirmelere yer vereceğiz. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|