|

Herkese merhaba! Ekonomi, politika ve spor üçgenini özel formatı ve düzeyli içeriği ile okurlarına sunan Ekonomik PUSULA gazetesinde artık birlikteyiz. Dünyada ve Türkiye’de ekonomi ve siyaset alanında olup bitenleri teorik ve pratik deneyimlerim ışığında siz değerli okuyucularımızla paylaşmaya çalışacağım. Genç Cumhuriyetimiz savaş yıllarından devraldığı yokluk ekonomisinden çıkış yolları ararken Atatürk önderliğinde karma ekonomi tecrübesini başarılı şekilde yürüttü. Temel altyapı ve ilk sanayi adımlarını bu dönemde atabilmeyi başardı. Sonraki yıllarda dünya konjonktürü ülke ekonomilerini daha içe dönük kapalı yapılar haline getirdi. “İthal ikamesi” olarak da adlandırılan bu süreç uzun yıllarımızı meşgul etti. “Kaynaklarımızı yabancılara kullandırmayalım” temel mantığı üzerine kurulu olan bu düzende, rekabet ve verimlilik kavramları sisteme dahil olamayınca ve de üretilen her ürünü beğenmese de satın almak zorunda bırakılan üretim-tüketim zinciri çok büyük “haksız rekabet” ve “adaletsiz gelir dağılımı” tablosu ile toplumu baş başa bıraktı. Zenginlik maalesef ithalatçılık ve monopol piyasalarda üretimden geçiyordu. Ekonomide kalite ve dış pazarlara dönük maliyet yapısı oluşturulamadı. Toplum bu süreci uzun süre taşıyamadı. Özallı yıllar olarak da adlandırılan yeni dönemde ülkemiz dünyaya açılma, tam rekabet, kalite, mukayeseli üstünlükler, yeni kambiyo rejimi, yeni iletişim teknolojileri ve önemli alt yapı projeleri ile buluştu. Serbest piyasa ekonomisi olarak tanımlanan bu model daha liberal özellikler taşıyor ve “ihracata dayalı büyüme” düşüncesini öne alıyordu. Ekonomik aktörlerin bu yeni sisteme adaptasyonları biraz sancılı oldu. Bazı serbestliklerin suiistimali ile karşılaşıldı. Ancak sonuçta tüm dünya tüketicilerine hitap edebilen, üretimini planlayan, finansmanını yerli veya yabancı mekanizmalarla çözebilen ve dış ticaret kültürü oluşmuş bir sanayici-ihracatçı sınıfını oluşturmayı başardık. Enflasyon, serbest bölgeler, KDV, ihracat prefinansmanı, lojistik, marka, yabancı sermaye, kurumsallaşma ve ölçek ekonomisi gibi o güne kadar kullanılmayan kavramlar günlük hayatımızın parçası olmaya başladı. Dünyanın artık küresel bir köy olarak algılandığı, siyasi sınırların bir anlam ifade etmediği, ülkelerin rekabet gücü kazanabilmek için bölgesel ekonomik entegrasyonlara girmeye çalıştığı, ekonomik etik, kalite, rekabet ve verimlilik kavramlarının öne çıktığı ve bilgi çağı olarak da adlandırılan yepyeni bir süreçten bahsettiğimizi fark etmişsinizdir. “Küreselleşme” olarak da tanımlanan bu yeni dönemin iyi algılanması, olumlu ve olumsuz boyutlarının ideolojik bir saplantıya girmeden yorumlanması büyük önem arz etmektedir. Türkiye ekonomisindeki temel büyüklüklerin dünya ekonomisi içerisindeki etki gücünü analitik olarak hesaplamadan bu konuda yapılacak değerlendirmelerin hatalı olma ihtimali yüksektir. 62 trilyon dolarlık dünya GSYİH içerisinde ülkemizin 750 milyar dolarlık bir büyüklüğü ifade ettiğini öncelikle tespit etmemiz gerekiyor. Ayrıca küresel ilişkileri tartışırken dünya vatandaşlığı kavramını ve toplam fayda ilkesini de dikkate almakta yarar bulunuyor. Bursalı bir sanayicinin Afrika’dan hammadde ithal edip, bu hammaddenin bir bölümünü Bursa’daki fabrikasında yarı mamul haline getirmesi ve yarı mamulleri Brezilya’da yüzde 50 yabancı ortaklı fabrikasında mamule dönüştürerek Brezilya piyasasında satılmasını sağladığını düşünelim. Ve bu süreci yürütürken uluslararası bir banka konsorsiyumundan proje kredisi kullandığını varsayalım. Ayrıca da Brezilya’daki fabrikada çok sayıda Türk işçi ve mühendislerin çalıştığını, Türkiye’deki fabrikada ise Alman montörlerin görev aldığını tespit edelim. Bu küresel hikayenin devamında Brezilyalı ve Türk ortakla şirketlerinin temettü gelirleri ile Bulgaristan’da özelleştirilen bir tesisi bir Bulgar sanayici ile birlikte satın alıp Rusya’ya dönük bir üretim planlayabilirler. Yukarıda anlatılan süreçlerin tamamında Bursa’dan başlayan dünya vatandaşı bir sanayicimizin küresel ilişkileri anlatılıyor. Ve ortada tarafların müteşebbis güçlerini ortaya çıkaracakları bir ortam ve toplam küresel faydanın amaçlandığı kesin. Bu faydanın nihayetinde sanayicimizin hukuken vatandaşı olduğu ülkeye kattığı değerler (know-how, temettü, teknoloji, Ar-Ge, finansman, pazar) tartışılmaz değerlerdir. Bu ortamları bir sömürü düzeni, güçlünün zayıfı yok ettiği bir yapı olarak da yorumlayanlar mevcut. Ülkemiz açısından bakıldığında dünya standartlarında üretim, teknoloji, istihdam kalitesi ve verimlilik arayışlarımızı artık küresel iklime göre oluşturma mecburiyetinde olduğumuz tartışmasız. Türkiye 1980 yılında sahip olduğu 70 milyar dolarlık milli gelirini dışa açık rekabetçi ekonomik yapısı ile bugün 750 milyar dolar seviyesine getirebilmişse ekonomik aktörlerimizin hiç de küçümsenmeyecek bir başarıya imza attıklarında hemfikir olmalıyız. 2023 yılında Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağız. Bu ekonomik milat gelecek nesillerimize güçlü bir miras bırakmamız için önemli bir fırsat. 2023 yılında Milli Geliri 1,5 trilyon dolar, ihracatı 500 milyar dolar, Kişi Başına Milli Geliri 20 bin dolar, dünya ekonomisindeki yeri 10. sıra olarak belirlenen Türkiye’nin tüm enerjisini bu hedeflere kilitlenerek kullanması durumunda; IMF’siz mali dengeler, bütçe borçlanma ve cari dengelerin oluşturulması, küresel sermaye, popülizm, işsizlik, yapısal reformlar ve gelir dağılımı adaleti ile AB açılımları gibi başlıklar hızla iddialı bir pozisyona taşınabilir. Önümüzdeki hafta dünya ekonomik krizini ve Türkiye’ye etkilerini farklı bir bakış açısı ile incelemeye çalışacağız. Sedat Yalçın kimdir?
1961 yılında Erzincan’da doğan Sedat Yalçın, Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu. 1984-1993 yılları arasında Maliye Bakanlığı Gelirler Başkontrolörlüğü’nde görev yaptı, 1993-1994’te Ankara Defterdar Yardımcılığı’nda bulundu. Bursa merkezli Simge Denetim Yeminli Mali Müşavirlik Ltd. Şti. ile MGI Bağımsız Denetim ve Danışmanlık AŞ.’nin ortağı ve yöneticisi. Avrupa, Asya, Afrika ve Kuzey Amerika’daki 20’yi aşkın ülkede mesleki ve ticari çalışmalarda bulundu. ‘Tek Düzen Muhasebe Sistemi’ alanında yayımlanan ilk kitabın yazar kadrosu içinde yer alan Yalçın’ın Vergi Hukuku ve Türk Mali Sistemi üzerine çok sayıda makalesi bulunuyor. Yalçın, 2003-2007 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi Bursa İl Başkan Yardımcılığı, 2007-2009 arasından da İl Başkanlığı görevinde bulundu. İngilizce bilen Yalçın, evli ve 2 çocuk sahibi. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|