Ekolojik vergi reformu ve rekabet
Pazartesi, 29 Mart 2010 23:30


Ülkelerin gelişme süreçlerinde belirli aşamalardan geçildiği ve her bir aşamanın, ülke ekonomileri için önemli kazanımlar anlamına geldiği hususunun altı sürekli çizilmektedir. Bu kapsamda ilk gelişme sürecinin tarımsal faaliyet alanı olduğu ve asırlar boyu tüm dünyanın üretim ve tüketim yapılarının tarımsal çerçeve içinde geliştiği gözlemlenmiştir. İkinci aşamada endüstriyel gelişimin öne çıktığı ve üretim faktörlerinin ağırlıklı olarak bu yöne dönüştüğü, halen de bu sürecin devam ettiği ifade edilebilir. 1950’ler sonrası tüm dünyada özellikle gelişmiş ülkelerde başlayan bilgi ekonomileri döneminde ise daha yüksek katma değerli üretim yapısı ve yenilikçiliğin öne çıktığı bir dönem olarak süreç bugün de devam ediyor.

BİOTEKNOLOJİ VE ÇEVRE
Önümüzdeki 20- 30 yıl içerisinde bilgi ekonomileri döneminin sonuna yaklaşılacağı ya da önemli dönüşümlere uğrayacağı uzmanlarca değerlendirilirken, dördüncü gelişme dönemini ise yenilenebilir enerji kaynaklarının devrede olacağı bioteknolojik aşamanın oluşturacağı ifade edilmektedir.
Bu gelişmelerde, özellikle gelişmiş ülkelerin yoğun sanayileşmeden kaynaklanan çevresel etkilerin oluşturduğu tehditlerden arınmak amacıyla temiz enerji ve yüksek katma değer içeren, yüksek teknolojili yeni bir üretim modeline geçme arzularının etkili olduğu bir vakadır.
Küresel sanayi eğilimlerine dikkat edildiğinde gelişmiş ülkelerin karbon salınımı yüksek sektörlerden hızla çıktıkları ve bu üretim tesislerinin az gelişmiş ülkelerde devam etmesini istedikleri bilinmektedir. Diğer yandan, ürün fiyatlarının ve yüksek katma değer oluşumunun teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak arttığı, bu nedenle ağır sanayi faaliyetlerinden çok yüksek katma değerli çevre maliyetini dikkate alan bir üretim yapısına yönelmeleri zarureti ortadadır.

AB ÇEVRE POLİTİKALARINA DİKKAT
AB çevre politikası kapsamında amaçlanan hususlar aşağıdaki gibidir (Roma Antlaşması 9. Bölüm).
Çevrenin korunması ve kalitenin yükseltilmesi,
İnsan sağlığının korunması,
Doğal kaynakların ihtiyatlı ve akılcı kullanılması,
Bölgesel ya da global çevre sorunları ile ilgili önlemlerin uluslararası düzeye taşınması.
Avrupa Birliği’nin, çevre politikalarını yürütürken araç olarak sıkça başvurduğu yöntemlerden birisi çevre vergilerdir. Çevre politikası aracı olarak vergi salınması bazı üretim ve tüketim faaliyetlerinin çevreye olumsuz etki oluşturduğu gerçeğine dayanmaktadır. Otoriteler çevre vergilerinin vergi mükellefleri üzerindeki etkilerini de şöyle açıklamaktadırlar:
Çevre vergileri üretim veya hizmet maliyetlerini artırır. Ancak üreticiyi çevreye zararlı olmayan faaliyetlere yöneltir.  Üreticiler çevreci anlayışla yeni üretim tekniklerini geliştirip teknolojik katkı gerçekleştirebilirler. Çevreyi kirleten sektörlere vergi yükü getirilirken, devletin vergi gelirleri artar ve devlet işgücü ve sermaye üzerindeki vergileri azaltarak ekonominin rekabet gücünü artırır.
 
ÇEVRE VERGİLERİ MALİYETİ
AB’de bu kapsamdaki çevre vergi türlerine bakıldığında enerji vergileri, taşımacılık vergileri, kirlilik vergileri  ve doğal kaynak vergileri başlıkları öne çıkmaktadır.
Günümüzde yürürlükte olan son Kopenhag zirvesinde hayal kırıklığı oluşan Kyoto protokolü ile birçok OECD üyesi ülkeye sera etkisi gösteren gazların sınırlanması için ölçüm zorunluluğu getirilmiştir. Sera gazları yayılımını engelleyici ekonomik tedbirler birçok endüstrinin rekabet edebilirliğini etkilemektedir. OECD’nin çelik ve çimento sektörü ile ilgili çalışmalarda bu durum görülmüştür. Çelik sektöründeki çalışmalar göstermiştir ki OECD’de her bir ton CO2 için 25 USD Karbon vergisinin uygulanması OECD çelik üretimini yüzde 9 oranında düşürmektedir. Karbon vergisi çelik yapımında ham demir kullanmak yerine oksijen fırınlarında hurdaları kullanılarak çelik yapılmasını sağlamaktadır. Ancak hurda fiyatları arttığından çelik firmalarının rekabet gücü olumsuz etkilenmektir.
 
YEŞİL VERGİLER VE REKABET GÜCÜ
OECD ülkelerinde uygulanan çevre vergileri çelik endüstrisinden yayılan CO2 miktarını yüzde 19 azaltmıştır. Bu oran OECD dışı dünya ölçeğinde yüzde 4,6’ya düşmüştür. Bu vergiler yanında daha temiz girdi karışımları ve daha temiz işleme süreçleri önem kazanmaktadır.
Fransa’da uygulanan enerji tüketim vergisi, İngiltere iklim değişikliği vergisi, İsveç ağır vasıta yol kullanma harcı, İrlanda plastik torba vergisi ve Norveç’teki uçak yakıtı vergisi uygulamaları incelendiğinde şu değerlendirmenin yapılması mümkün bulunmaktadır: Çevre politikalarının ülkenin rekabet gücü gelişimini dikkate alan tarzda yönlendirilmesi, adil ve politik olarak kabul edilebilir çözümler üretilmesiyle mümkündür. Kapsamlı bir mali reform planında vergi tabanı genişletilirken, çevre vergilerinden etkilenen kesimleri dikkate alan ılımlı stratejiler devreye alınmalıdır. Bu strateji ekolojik vergi reformunu gerçekleştiren tüm ülkelerde izlenmektedir.

Sedat Yalçın'ın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız