Eğitim dünyamız ve beklentiler
Pazartesi, 26 Ekim 2009 13:59


Eğitim çoğu kez kalkınmanın ve medeniyetler kurabilmenin en önemli unsuru olarak ele alınmıştır. Beşeri sermayenin etkin kullanım seviyesi ülkelerin rekabet güçlerini de belirler. Toplumun topyekün şekillenmesi sonucunu doğuran eğitim sisteminden dünyayı izleyebilen, bilgi teknolojileri ile barışık, sorgulayan, yeteneklerine paralel alanlarda uzmanlaşmış bir gençlik ortaya çıkarması beklenen bir tablodur. Ve bu gençliğin içerisinde yaşadığı coğrafyanın değerlerine saygılı, ülkesini seven, tarih süreçleri bilen, evrensel anlamda demokrasi ve insan hakları bilinci oluşmuş bir nesil olarak ülkesine hizmet eder hale gelmesi büyük önem taşır.

GENEL TESPİTLER VE KAYNAK TAHSİSİ
Ülkemizin geçmişte yaşadığı istikrarsız ortamlarda eğitim altyapısı için yeteri kadar kaynak ayrılamadığı, ezberci bir mantık yürütüldüğü, öğrencilerin yeteneklerine göre yönlendirme yapılmadığı, ekonominin ara eleman ihtiyacının karşılanamadığı, yabancı dil öğreniminin verimsiz olduğu, fırsat eşitliği ve aşırı sınav yoğunlukları konusunda sorunlar bulunduğu hep üzerinde durulan konular oldu.
Şunu öncelikle belirtmeliyim ki bu başlıkları artırmak mümkün. Ancak ülkenin sınırlı imkanlarını öncelikleri doğru tespit ederek yönlendirebilmek önemli. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinin Milli Savunma Bakanlığı’nın dahi önüne geçmesi ve yüzde 100 Eğitime Destek Projesi ile özel sektörün katkılarının da eğitim alanına kaydırılması sonunda milli gelirimizin yüzde 3,7’si gibi bir orana ulaşan eğitim harcamalarımız, AB ortalaması olan yüzde 5,3 rakamının hala gerisinde.
Ayrıca fert başı eğitim harcaması olarak da 100 dolar civarında gezinen ülkemizin, 523 dolarlık İtalya ve 817 dolarlık Almanya ile karşılaştırıldığında, büyük bir atılıma ihtiyacı olduğu kesin.
Ülkemizde 15 milyon öğrenci ve 600 bin öğretmenin görev aldığı, 33 bin ilköğretim ve 8 bin 700 civarında lise düzeyinde okuldan oluşan dev bir organizasyondan bahsettiğimizi unutmamalıyız.

REKABETÇİ EKONOMİNİN TEMELİ EĞİTİM
Konunun bir ülkenin gelecek nesillerini yetiştirme sorumluluğu açısından ayrı, ekonomisi açısından ise ayrı boyutlar taşıdığı muhakkak. Ülke nüfusunun 71 milyon, yaş ortalamasının ise 28,3 olduğunu belirtirsek, bu genç nüfusun iyi eğitilmesi durumunda batı ülkelerindeki yaşlı nüfus karşısında nasıl bir rekabet gücü elde edebileceğinin tüm boyutları ile tartışılması gerektiği kesindir. Aksi durumun ise büyük felaket anlamına geleceği de unutulmamalıdır.
Entellektüel sermaye olarak da tabir edilen, dünya ölçeğinde iyi eğitim almış nesillerin özellikle yenilikçilik (inovasyon) ve araştırma-geliştirme alanlarında oluşturacakları katma değerler eğitimin ekonomiye değer katması olarak kalkınma potansiyelimizi belirleyecektir.
81 ilde üniversite açılmış olması ilk etapta eğitimde kalite sorununu gündeme getirebilir. Ancak o coğrafyalarda kentlerin kültür hayatına katkıları ve o kentlerde yetişmiş özel sektör temsilcilerinin o üniversitelere koyacakları mali katkılar, Anadolu’da kampus şehirlerin gelişimini de imkan dahiline alacaktır.
Eğitim altyapısının geliştirilmesi açısından derslik başına düşen öğrenci sayısı önem taşıyor. Son 7 yılda 133 bin derslik yapılması, buna paralel anaokulu, ilköğretim, lise binalarındaki önemli atılımlar umut veriyor.
Ayrıca okullarda yaygınlaşan teknoloji sınıfları 28 bin sayısına ulaşırken, okullara 710 bin civarında bilgisayar dağıtımı da çocuklarımızın bilgi çağından kopmamaları için önemli uğraşlar. Okullara gönderilmeyen 300 bin civarında kız çocuğumuzun okulları ile buluşmaları ve 740 milyon adet ücretsiz kitap dağıtımı başarılı uygulamalar olarak toplumda kabul gördüler.
Çocuklarımızı sınav stresi ile baş başa bırakmamız ve sınava endeksli müfredat  yapımız, öğretmenlerimizi de olumsuz etkiliyor.

YÖNETİM KALİTESİ ÖNE ÇIKIYOR
Eğitim sistemimizi eğitim kalitesi, öğrencilerin kişilik gelişimleri, bilimsel araştırma yeteneğinin artırılması ve iş hayatının beklentilerine uygun donanımda bireyler yetiştirilmesi yönünde hızla dizayn etmeliyiz. En karlı yatırımın insana yapılan yatırım olduğunu unutmamalıyız.
Yabancı dil öğrenim yöntemlerini acilen gözden geçirmeliyiz. Ders geçmelerde uluslararası kabul görmüş dil seviyelerine ulaşılması mutlaka amaçlanmalıdır.
Eğitimin işletmecilik yönünün apayrı bir mantıkla ele alınması ve okullarda eğitimcilerin dışında işletmecilere de fonksiyon verilmesinin, bu alanın ayrı bir uzmanlık gerektirdiğinin unutulmamasını ifade etmek istiyorum.
Dershanecilik ve sınav sistemlerinin doğal süreç içerisinde normalleşeceğini ve eğitim kalitesinin artması ile bu tür bir çok sorunun ortadan kalkacağını belirtebiliriz.
Üniversitelerde ülkelerarası öğrenci değişimleri, eski ve yüksek standart oluşturmuş üniversitelerin sadece bilimsel araştırma yapan birimlere dönüştürülmesi, vakıf üniversitelerinin teşviki önemli başlıklar olarak önümüzdedir.
Dünya eğitim liginde gerek bilimsel yayın anlamında, gerekse en iyi üniversite sıralamasında ülkemizin daha iyi yerlere gelmesini, sistem geliştirme, gençliğin doğru yönlendirilmesi ve finansman başlıklarında yapılacak iyileştirmelere paralel olarak başarılacak hedefler olarak görmemiz gerekiyor.
Yeni neslin evrensel ölçülerde başarılı ve özgüven içerisinde olmaları, bizim eğitim sistemini iyi yönetmemiz ile mümkün, diyerek sözlerimizi tamamlayalım.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız