Zeki Müren, babam ve ben
Pazartesi, 28 Eylül 2009 12:00


Geçen hafta gazetelerdeki ‘Zeki Müren, yitirişimizin 13. yılı nedeni ile mezarı başında anıldı” gibi manşetler ne kadar sıradan, ruhsuz ve heyecansızdı.
Hele hele Zeki Müren gibi tükenmez heyecanı ve asla hiçbir özelliği ile sıradan olmayan bir sanatçıya uygun olmayan manşetler ve etkinlikler… Her ölüm yıldönümünde konuşuluyor ve unutuluyor. Bu Zeki Müren’e yapılan çok büyük haksızlık.
Yazımın başlığına ilk önce hiçbir anlam veremediniz elbette. Ne alaka, Zeki Müren ve Şaziye Hanım ve babası diye!..
Zeki Müren ile benim ve ailemizin çok özel anılarımız var. Zeki Müren, babam ve ailemiz için çok, çok değerli.
Böyle bir günde ben de bu anılarımızı okurlarımız ile paylaşmak istedim.
Benim babam şu an 90 yaşında ve çok şükür sağ. İnegöl köftesinin ustalarının ustası. Bursa’da köfteci Mehmet Besler’in (eski Heykel çınar önünde) lokantasının ustasıydı. Ustasının onayını alarak Ankara’da lokantasını açtı. Lokantamız Kızılay Mithatpaşa ile Sakarya Caddesi’nin birleştiği köşedeydi (şimdiki PTT binasının yeri). 3 katlı bir bina, teras katı da evimizdi.
Bursa İnegöl Köftecisi olan lokantamız, evden bozma olduğu için bölüm bölümdü. Zeki Müren bir öğle yemeğine lokantaya geldi. Sene 1964. İzdihamdan lokantanın camları kırıldı. Sonra hep gelmeye başladı. Babama Ali Ağa, Ali Baba diye hitap ediyor ve çok şakalaşıyorlardı. Köfteyi çok seviyor ve yiyiyordu. 3 kız kardeş olduğumuz için bazen babama takılıyordu, aman çocuklar mutlaka okusun, mümkünse sanat okusunlar, diye.
Lokantaya bir gelişinde öyle bir olay oldu ki; babam, ben ve içerideki müşteriler inanılmaz duygusal anlar yaşadık. Hep birlikte ağladık. Olay şu:
Lokantaya Zeki Müren geldi. Bir baktık arkadan rahmetli Yıldırım Gürses, Nigar Uluerer ve arkadaşları da geldi. Onlar lokantanın başka bölümüne oturdular. Evimiz de üst katta olduğu için biz hemen lokantaya iniveriyorduk. Baktım Nigar Uluerer, bir Zeki Müren’in masasına gidiyor, bir kendi yeri, Yıldırım Gürses’in masasına. Meğer Zeki Müren ile Yıldırım Gürses küsmüş, onları ikna edip barıştırmaya çalışıyormuş. Bütün müşteriler ve biz takipteyiz. Bir baktık; Zeki Müren masasından kalktı, Yıldırım Gürses’in “Gençliğe Veda” şarkısını söyleyerek Yıldırım Gürses’in masasına gitti ve sımsıkı sarıldılar. Müşteriler, bizler sular seller gibi ağlıyoruz. Ben buluğumun duygusallığı ile ağlıyorum zannediyordum, ama gene gözlerim doluyor.
Sonra lokantamız eski lokantanın karşı tarafına taşındı. Zeki Müren bizim lokantanın teras katı dairesini satın aldı. Dinlenmek istediğinde orada kalıyordu, köftelerin adedini artırmıştı ve daha çok köfteleri evine istiyordu. Gene de geldiğinde lokantaya girer, babamın hatırını, işlerini ve bizleri sorar, “Ali baba köftelerimi yukarıya gönder” derdi.
Bizi tüm konserlerine davet eder, “Al kızları  gel” derdi. Biz de hep giderdik. Tabii o yılların gazino adabı hiç şimdiki gibi değildi.
Sonra, lokantamızın tam karşısında Fransız Kültür Derneği vardı. Zeki Müren’in desen sergisi açıldı. Aman tanrım; ne kadar çok eser, nasıl bu kadar eser üretebiliyor. Tabloların isimleri de çok hoştu.
Şimdi babam alzheimer, doktora götürülürken agresif davranmasın diye, hemen, Zeki Müren kaseti koyuyoruz. Her şeyi unutan adam “İşte bu” deyip sakinleşiyor. Küçük oğlum Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi Müzik Bölümü mezunu. Dünürüm Yaşariye Doğan, Zeki Müren’i Koruma ve Yaşatma Derneği kurucusu ve başkanı. Kardeşim ve büyük oğlum (güzel sanatlar mezunu) dernekte aktif çalışıyor. Ancak Bursa İnegöl Köftecisi lokantamız, Melih Gökçek’in Mithatpaşa Viyadüğü’nün altında kaldı ve Çankaya Cinnah’a taşındı.
Kader bu ki; Zeki Müren’i kaybettiğimizde Osmangazi Belediyesi’ndeydim ve cenaze töreni organizasyonunda oldum. Hem kendim hem de babam için ağladım.
Kısaca Zeki Müren bizim hayatımızda hep var ve de var olacak.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız