Miras Yedi Bir Ülke
Perşembe, 04 Aralık 2008 11:02

alt

Ülkemiz, değerlerini her geçen gün geri dönüşü olmayacak biçimde kaybediyor. Gelecek kuşakların yaşam alanları olan doğal ve kültürel varlıklar, gelişme ve çağdaşlaşma adına talan ediliyor. Oysa doğal çevre ile sağlıklı birlikteliği sağlayamayanı, geçmişin izleri ile barışmayanı, ne doğa bağışlar ne de üzerinde oturduğumuz toprakların kültürü… Kültürünü koruyamayan insan dününü, doğasını koruyamayan ise yarınını yok eder.
Doğal ve tarihi belleğimizde yıkıma neden olan en önemli unsurların ise rant kavgası, göç ve her iki etkenden de beslenen kaçak yapılaşma süreci olduğunu, söylersek yanılmış olmayız.

GÖÇ
Göç olgusunun temelinde, kişinin içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmaması yatmaktadır. Bu hoşnutsuzluk özellikle mevcut fırsat eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Göçün gelir, statü ve insan ilişkileri gibi konularda olumlu değişiklikler getireceği sanılmaktadır. Kırdan kente göçün nedenlerini;
-Gelecek için doğru öngörüler yapılmadan alınan üst plan kararları ile sanayinin yanlış yer seçimi yapması,
-Kent, bölge, havza ve ülke planlarının, sosyal ve ekonomik hareketlerin önünden gidememesi,
-Tarımda makinalaşma ve tarım topraklarının aşırı parçalanması sonucu, tarımsal işletmelerin insanların gelirini sağlayacak büyüklükte olmaması,
-Ekonomik nedenler,
-Siyasal kararlar,
-Terör, diye sıralayabiliriz.
Konuyu makro düzeyde ele alan bakış açısına göre; kente göç, ücretleri ve dolayısı ile üretim maliyetlerini düşürme yönünde baskı yapar. Teorik olarak bu, sermaye birikim imkanlarının artması demektir.
Öte yandan altyapı hizmetlerindeki (ulaşım, iletişim, finansal vb.) ilerleme ve hükümetin sanayiyi teşvik etme politikaları, üretim maliyetlerini azaltan ikinci bir faktör olarak, sermaye birikimi ve istihdam olanaklarının artmasına katkıda bulunurlar. Tüm bunlar göçü teşvik eden çekim noktalarıdır. Ne var ki gösterilen çabalar kentlerin gelişimini teşvik ederken, aynı zamanda istihdam politikaları ve kent planları ile eş güdümlü yapılamadığından kentlerin sağlıksız büyümesine, kaçak inşaatların hızla çoğalmasına neden olmaktadır.
Kırsal alanlarda; tarım topraklarının miras yoluyla parçalanması, tarımsal işletmelerin aileleri geçindirecek büyüklükte olmaması ve devlet politikaları, bu bölgelerde yaşayanlar için geçim imkanlarını olumsuz yönde etkilemiş, kentlerde ise sağlıksız büyümeye neden olmuştur.
Ülke çapında dengesiz dağılan, büyük ölçüde batı bölgelerinde yoğunlaşan modern endüstri bölgelerinin, göçün birinci hedefi olduğu açıkça görülür.
Ülkemizin yaşadığı terör olayları doğrudan, kırsal kesimden batıya göçü hızlandırmıştır. Doğudan göç eden yurttaşlarımız eğitimini almadığı için batının sanayi sektöründe de çalışmamaktadır. Kaçak inşaat yaparak barınma ihtiyacını karşılayan yurttaşımız, terörden ve işsizlikten kaçarken, kendisi batıda kente karşı suç işlediğinin bilmemektedir.

RANT

Kent içinde göçe dayanan bu kaçak yapılaşmaların yanı sıra, eğitimsizlik, yurttaşlık bilincinin gelişmemesi sonucunda, tüketim alışkanlıklarını çevre değerleri ile örtüştüremeyenlerin yılın sadece bir iki ayını geçirebileceği trilyonluk evler-villalar uğruna ormanlar ve kıyılar yok edilmektedir. Geleneksel doku ve geleneksel yaşam biçimine sahip olan köylerin bitişiğinde yapılmış olan kaçak yerleşim alanlarındaki bu trilyonluk villaların, kalkınmakta olan ülkemiz için görgüsüzce yapılan ölü yatırım olduğu, ülke ekonomisine verdiği zararlar tartışılmaz. Bu alanların altyapısı olmadığından, ortak kaynaklarımız olan toprak ve yeraltı suları kirletiliyor, doğal doku olan flora ve fauna yok ediliyor.
Sadece fiziksel olarak zenginlik göstergesi olan bu yapıların imar disiplininden uzak, birbirine benzeyen, ilişkisiz ve kimliksiz beton yığınları olduğu;
Yakınlarda olan köyün tarımsal toprakları veya kendisine kaynak olarak geri dönen yerlerin elden çıkarılması ile kolay para kazanma hırsını körüklediği;
Geleneksel köy yaşam biçimindeki giderek yozlaşma ve yok olma tehlikesini;
Gözden uzak oldukları düşünülen bu yerlerin marjinal örgütlerce kullanılması tehlikesini göz ardı edemeyiz.
Bu tür alanların örneklerini ülkemizin her tarafından verebiliriz. Kentimizde Uludağ yamaçları içinde, doğa ile uyumlu köylerin yanına, orman ve köy tapulu alanlara yapılan kimliksiz doku incelendiğinde;
Sadece bir köyde yüzden fazla kaçak yapı olduğunu, bu yapıları yapanların köyde yaşayan köylüler olmadığını, tarım, hayvancılık veya benzeri tarımsal faaliyet yapmadığını görmekteyiz.
Bu; köyü ekonomik ve sosyolojik olarak yozlaştırdığından, köyün içinde bir ilköğretim okulunun bile olmadığı, ancak sadece 120 yataklı (2003’te yıkıldı) kuran kursunun olduğu bir gerçektir. Yerlerini satan köylülerin kente göç ettiği, köy muhtarının bile kentte yaşadığı bir yozlaşmayı; ibretle göre biliriz.

KAÇAK YAPI
Kaçak yapılar ile doğal kaynaklarımız yok edilirken, ne yazık ki orman alanlarımız ve kıyılarımız talan edilmektedir. Oysa dünyada orman mülkiyeti, ne olursa olsun kamu malı olarak algılanmaktadır. Ülkemizde köşe dönücü politikalarla ormanlarımız ve kıyılarımız yağmalanmaktadır.
Ormancılık örgütünün verilerine göre, siyasi erkler kullanılarak 1 milyon hektara yakın orman arazisi, 18 bin 937 kişi ve kuruluşa yatırım alanı olarak tahsis edilmiştir. Küçük kentlerden ve kırsal alanlardan büyük metropollere göç eden insanlar, alıştıkları yaşam alanlarından kopmak zorunda kalmış, belli bir eğitim düzeyine ulaşamamış olduklarından, fabrikalarda çağdaş iş yaşamına kavuşamamışlardır. İllegal olarak işportacılık veya benzeri işler yaparak, kötü şartlarda hayatlarını idame ettirmeye çalışmışlardır. Ancak kaçak yaptığı yapılar ile sancıları bitmeyen köyünden, kentinden kopup gelen bu yurttaşlarımız, işsizlik ve gelecek kaygıları gibi sorunlarla mücadele etmektedir.

NE KÖYLÜ NE KENTLİ
Sağlıksız büyüyen kentlerimizde yaşayan yurttaşlarımız, ne kendi köyündeki gelenek ve göreneklerini devam ettirebilmiş ne de büyük kentin gereklerine uyum sağlayabilmişlerdir.
Ülkemiz genç bir nüfusa sahiptir. Hemşerilik bilinci gelişmemiş, eğitim düzeyi düşük, kötü şartlarda yaşayan bu genç insanların suç işleme oranı yüksektir. Bu mutsuz ve yalnız insanlar, marjinal grup ve örgütlerce çeşitli vaatlerle kandırılıp, kendi amaçları için kullanmaktadır.
Sonuç olarak bu mücadele; yasal düzenlemeler, planlama, eğitim, doğal kaynakların yöre halkına ekonomik girdi sağlayan projelerle değerlendirilmesi ve devletin tüm yurdun insanlarına fırsat eşitliği sağlaması politikaları ile kazanılabilir.

 

Şaziye Sezginer
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız