|

Ülkemiz, değerlerini her geçen gün geri dönüşü olmayacak biçimde
kaybediyor. Gelecek kuşakların yaşam alanları olan doğal ve kültürel
varlıklar, gelişme ve çağdaşlaşma adına talan ediliyor. Oysa doğal
çevre ile sağlıklı birlikteliği sağlayamayanı, geçmişin izleri ile
barışmayanı, ne doğa bağışlar ne de üzerinde oturduğumuz toprakların
kültürü… Kültürünü koruyamayan insan dününü, doğasını koruyamayan ise
yarınını yok eder. Doğal ve tarihi belleğimizde yıkıma neden olan en
önemli unsurların ise rant kavgası, göç ve her iki etkenden de beslenen
kaçak yapılaşma süreci olduğunu, söylersek yanılmış olmayız.
GÖÇ Göç
olgusunun temelinde, kişinin içinde bulunduğu durumdan hoşnut olmaması
yatmaktadır. Bu hoşnutsuzluk özellikle mevcut fırsat eşitsizliğinden
kaynaklanmaktadır. Göçün gelir, statü ve insan ilişkileri gibi
konularda olumlu değişiklikler getireceği sanılmaktadır. Kırdan kente
göçün nedenlerini; -Gelecek için doğru öngörüler yapılmadan alınan üst plan kararları ile sanayinin yanlış yer seçimi yapması, -Kent, bölge, havza ve ülke planlarının, sosyal ve ekonomik hareketlerin önünden gidememesi, -Tarımda
makinalaşma ve tarım topraklarının aşırı parçalanması sonucu, tarımsal
işletmelerin insanların gelirini sağlayacak büyüklükte olmaması, -Ekonomik nedenler, -Siyasal kararlar, -Terör, diye sıralayabiliriz. Konuyu
makro düzeyde ele alan bakış açısına göre; kente göç, ücretleri ve
dolayısı ile üretim maliyetlerini düşürme yönünde baskı yapar. Teorik
olarak bu, sermaye birikim imkanlarının artması demektir. Öte yandan
altyapı hizmetlerindeki (ulaşım, iletişim, finansal vb.) ilerleme ve
hükümetin sanayiyi teşvik etme politikaları, üretim maliyetlerini
azaltan ikinci bir faktör olarak, sermaye birikimi ve istihdam
olanaklarının artmasına katkıda bulunurlar. Tüm bunlar göçü teşvik eden
çekim noktalarıdır. Ne var ki gösterilen çabalar kentlerin gelişimini
teşvik ederken, aynı zamanda istihdam politikaları ve kent planları ile
eş güdümlü yapılamadığından kentlerin sağlıksız büyümesine, kaçak
inşaatların hızla çoğalmasına neden olmaktadır. Kırsal alanlarda;
tarım topraklarının miras yoluyla parçalanması, tarımsal işletmelerin
aileleri geçindirecek büyüklükte olmaması ve devlet politikaları, bu
bölgelerde yaşayanlar için geçim imkanlarını olumsuz yönde etkilemiş,
kentlerde ise sağlıksız büyümeye neden olmuştur. Ülke çapında
dengesiz dağılan, büyük ölçüde batı bölgelerinde yoğunlaşan modern
endüstri bölgelerinin, göçün birinci hedefi olduğu açıkça görülür. Ülkemizin
yaşadığı terör olayları doğrudan, kırsal kesimden batıya göçü
hızlandırmıştır. Doğudan göç eden yurttaşlarımız eğitimini almadığı
için batının sanayi sektöründe de çalışmamaktadır. Kaçak inşaat yaparak
barınma ihtiyacını karşılayan yurttaşımız, terörden ve işsizlikten
kaçarken, kendisi batıda kente karşı suç işlediğinin bilmemektedir.
RANT Kent
içinde göçe dayanan bu kaçak yapılaşmaların yanı sıra, eğitimsizlik,
yurttaşlık bilincinin gelişmemesi sonucunda, tüketim alışkanlıklarını
çevre değerleri ile örtüştüremeyenlerin yılın sadece bir iki ayını
geçirebileceği trilyonluk evler-villalar uğruna ormanlar ve kıyılar yok
edilmektedir. Geleneksel doku ve geleneksel yaşam biçimine sahip olan
köylerin bitişiğinde yapılmış olan kaçak yerleşim alanlarındaki bu
trilyonluk villaların, kalkınmakta olan ülkemiz için görgüsüzce yapılan
ölü yatırım olduğu, ülke ekonomisine verdiği zararlar tartışılmaz. Bu
alanların altyapısı olmadığından, ortak kaynaklarımız olan toprak ve
yeraltı suları kirletiliyor, doğal doku olan flora ve fauna yok
ediliyor. Sadece fiziksel olarak zenginlik göstergesi olan bu
yapıların imar disiplininden uzak, birbirine benzeyen, ilişkisiz ve
kimliksiz beton yığınları olduğu; Yakınlarda olan köyün tarımsal
toprakları veya kendisine kaynak olarak geri dönen yerlerin elden
çıkarılması ile kolay para kazanma hırsını körüklediği; Geleneksel köy yaşam biçimindeki giderek yozlaşma ve yok olma tehlikesini; Gözden uzak oldukları düşünülen bu yerlerin marjinal örgütlerce kullanılması tehlikesini göz ardı edemeyiz. Bu
tür alanların örneklerini ülkemizin her tarafından verebiliriz.
Kentimizde Uludağ yamaçları içinde, doğa ile uyumlu köylerin yanına,
orman ve köy tapulu alanlara yapılan kimliksiz doku incelendiğinde; Sadece
bir köyde yüzden fazla kaçak yapı olduğunu, bu yapıları yapanların
köyde yaşayan köylüler olmadığını, tarım, hayvancılık veya benzeri
tarımsal faaliyet yapmadığını görmekteyiz. Bu; köyü ekonomik ve
sosyolojik olarak yozlaştırdığından, köyün içinde bir ilköğretim
okulunun bile olmadığı, ancak sadece 120 yataklı (2003’te yıkıldı)
kuran kursunun olduğu bir gerçektir. Yerlerini satan köylülerin kente
göç ettiği, köy muhtarının bile kentte yaşadığı bir yozlaşmayı; ibretle
göre biliriz.
KAÇAK YAPI Kaçak yapılar ile doğal
kaynaklarımız yok edilirken, ne yazık ki orman alanlarımız ve
kıyılarımız talan edilmektedir. Oysa dünyada orman mülkiyeti, ne olursa
olsun kamu malı olarak algılanmaktadır. Ülkemizde köşe dönücü
politikalarla ormanlarımız ve kıyılarımız yağmalanmaktadır. Ormancılık
örgütünün verilerine göre, siyasi erkler kullanılarak 1 milyon hektara
yakın orman arazisi, 18 bin 937 kişi ve kuruluşa yatırım alanı olarak
tahsis edilmiştir. Küçük kentlerden ve kırsal alanlardan büyük
metropollere göç eden insanlar, alıştıkları yaşam alanlarından kopmak
zorunda kalmış, belli bir eğitim düzeyine ulaşamamış olduklarından,
fabrikalarda çağdaş iş yaşamına kavuşamamışlardır. İllegal olarak
işportacılık veya benzeri işler yaparak, kötü şartlarda hayatlarını
idame ettirmeye çalışmışlardır. Ancak kaçak yaptığı yapılar ile
sancıları bitmeyen köyünden, kentinden kopup gelen bu yurttaşlarımız,
işsizlik ve gelecek kaygıları gibi sorunlarla mücadele etmektedir.
NE KÖYLÜ NE KENTLİ Sağlıksız
büyüyen kentlerimizde yaşayan yurttaşlarımız, ne kendi köyündeki
gelenek ve göreneklerini devam ettirebilmiş ne de büyük kentin
gereklerine uyum sağlayabilmişlerdir. Ülkemiz genç bir nüfusa
sahiptir. Hemşerilik bilinci gelişmemiş, eğitim düzeyi düşük, kötü
şartlarda yaşayan bu genç insanların suç işleme oranı yüksektir. Bu
mutsuz ve yalnız insanlar, marjinal grup ve örgütlerce çeşitli
vaatlerle kandırılıp, kendi amaçları için kullanmaktadır. Sonuç
olarak bu mücadele; yasal düzenlemeler, planlama, eğitim, doğal
kaynakların yöre halkına ekonomik girdi sağlayan projelerle
değerlendirilmesi ve devletin tüm yurdun insanlarına fırsat eşitliği
sağlaması politikaları ile kazanılabilir. Şaziye Sezginer
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|