|
 Yaklaşık 30 yıl süren yerel yönetimlerdeki bürokratlık serüvenimin ardından, fark ediyorum ki, belediyecilik benim için bir yaşam biçimi olmuş. Burada “serüven” sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Çünkü, bu ülkede bürokrat olmak, gerçekten de maceralı bir iştir! Şimdi “tekaüt” bir bürokrat olarak, yalnızca kağıt üzerinde emekli olduğumu hissediyorum. Gözüm sürekli şehri tarıyor. Doğrular, yanlışlar, yapılanlar, yapılamayanlar, neleri yitirdik, neleri yitirdiklerimizin yerine koyabildik? Bütün bunları sürekli sorgulamaktan, bazen bitap düştüğümü hissediyorum. Yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığı bu günlerde, emekli olamayan belediyeci tarafım daha çok soru soruyor, daha çok düşünüyor. “Acaba” diyorum kendi kendime “bütün emekliler böyle mi olur?” Yanlış anlaşılmasın, köşesine çekilmiş bir emekli değilim ben, aktif çalışma hayatının içindeyim hala. Ama artık ne de olsa emekli bir bürokratım. Sonra yeniden fark ediyorum ki, 30 yılın ardından insan istese de belediyecilikten emekli olamıyor. Bürokratlığım süresince tam altı belediye başkanıyla çalıştım. Zaman zaman anlaşmazlıklar yaşansa da, iyi niyetle şehrimize bir şeyler katmak için beraberce uğraş verdik. Onları da burada saygıyla anmak görevim, diye düşünüyorum. Belirttiğim gibi, çeyrek yüzyılı aşan bir zaman boyunca sayısız siyasiyle tanıştım ve çalıştım. Bu zaman boyunca maalesef siyasi erkin bürokrasi üzerindeki etkinliğini günden güne artırdığına da tanıklık ettim. Bilindiği üzere belediyelerde kararlar alan ihtisas komisyonları vardır ve bunların tartışmasız en önemlileri de İmar ve Planlama komisyonlarıdır. Bu komisyonlar şehrin kaderini tayin ederler aslında. Yani, yüzyılların doğal ve kültürel birikimi, bir bakıma buradaki üyelerin iki dudağı arasındadır. Bundan uzun yıllar önceki bir komisyonun üyelerini anımsıyorum. Rahmetli Ömer Esmer, Korhan Durusoy, Gönen Çakmakçı, Eser Ceyhan ve Cevat Diniz’in içinde bulunduğu bu imar ve planlama komisyonunun adı geçen üyelerinin tümü de istifa etmişti. Gerekçeleri ise kendi partilerinden konuyla ilgili baskı görmeleriydi. Onlar, dik duruşlarını asla bozmadılar ve mücadelelerine başka yollarla devam ettiler. Bugün, samimi olalım, kaç tane benzeri olaya tanık olabiliriz? Kaç kişinin bu kıymetli insanların gösterdiği cesareti göstereceğini söyleyebiliriz? Elbette çok değerli bürokratlarımız ve siyasi kişilerimiz var ama genele baktığımızda siyasi erkin gölgesinin büyüdüğünü nasıl inkar edebiliriz? Bursa artık bir metropol ve metropolleşmenin bedelini ödüyor. Evet, büyük kent olmuşuz ama bu arada verimli ovamızı yutmuş, derelerimizi kirletmiş, rant kaygısıyla yükselttiğimiz binalarla atalarımızdan miras bir silueti, bir dokuyu neredeyse ortadan kaldırmışız. Yanlış planlama ve uygulamalarla ne yollar ne altyapılar yeter olmuş. Diğer sorunlar çözümlense bile, kente kimliğini kazandıran siluetin geri kazanımı gerçekten de çok zor. Sayın Ekrem Barışık zamanında Zafer Meydanı Projesi yarışmaya çıkarılmıştı. Ben de yarışmanın raportörü olarak projenin içinde yer alıyordum. Bir gün Sayın Barışık ve jüri başkanı kıymetli hocamız Prof. Maruf Önal ile bölgeyi geziyorduk. Maruf Hoca, bölgeyi dört bir yandan iyice inceledikten sonra Sayın Barışık’a döndü ve dedi ki: “Başkan burası çok güzel bir konumda, tanımlı ve anlamlı bir meydan. Sen burayı yarışmaya çıkaracağına bu paralar ile yandaki yüksek binaları kamulaştırarak yık. Uludağ’ın heybeti, hanlar bölgesinin heybeti ve silueti ortaya çıksın” demişti. Sonradan, yarışma yapıldı, uzun yıllar sonra katlar ilave edilerek hayata geçirildi. Kıymetli mimar dostum Ümit Asutay, projesinin bu kadar değiştirilerek gerçekleştirilmesini göremeden aramızdan ayrıldı. O tarihte hayatta olsaydı sanırım en büyük itiraz da ondan gelirdi. Kentlere kimliklerini veren siluetleridir. Günbatımında cami minareleri olmadan bir İstanbul ya da Thames nehri boyunca uzanan yapıları olmadan bir Londra silueti hayal edebilir miyiz? O yüzden, diyorum ki hiçbir siyasi erkin kentin siluetini olumsuz yönde etkileyecek bir yetkisi olmamalı. Umarım tüm belediye başkan adaylarımız da benim gibi düşünüyorlardır. Çünkü, şehre baktığımızda gördüğümüz şey sadece bir siluet değil aslında bizizdir. Şehir, yüzyıllara yayılmış bir aynadır aslında, bizi bize anlatan. Ve yalnızca çirkin insanlar aynalara düşmandır...
Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınızı
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
|