|

Avrupalı olmak derken vurgulanan en önemli konulardan biri de her alanda uygulanan/aranan yüksek standartlar kuşkusuz. Uzun bir süreç içinde, gıdadan sağlığa, eğitimden ihale kanunlarına ve hatta bir çocuk parkının kaydırak açısının nasıl olması gerektiğine kadar saptanmış bir kurallar manzumesi… Ülke olarak da biz, Viyana seferlerinden elde edemediğimizi diplomatik ve siyasi yollarla elde etmeyi kafaya koyduğumuz için AB standartları ve normları özellikle son dönemde hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Aslında sadece son dönemde değil: Çünkü, ne zaman bir konuda şikayetimizi dile getirsek Avrupa’dan örnek vermek, bizde kökleşmiş bir gelenek… Acaba, biz hep “norm”, “standart” gibi kavramlardan hep böylesine uzak mıydık? Bu sorunun yanıtını Türk Standartları Enstitüsü’nün bir kültür hizmeti olarak yayınladığı “Kanunname-i İhtisab-ı Bursa” adlı kitabında bulabilir ve bugün imrenerek baktığımız bir sistemlilik anlayışını görebiliriz. “Kanunname-i İhtisab-ı Bursa” 1502 yılında Sultan II. Beyazıd Han tarafından ferman olarak yayınlanmış bir belge. Bu belgenin önemi, standardın bugünkü anlamıyla kavrandığını gösteren ilk yazılı metin olması ve bu anlamıyla da genel kabule göre dünyanın ilk standartları olmasından kaynaklanıyor… Osmanlı 500 yıl önce standartlar/normlar koyarken, bunların tek tip olmamasına özen göstermişti. Bu standartlar Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde mahalli özelliklere göre değişiyordu. Bursa, Edirne, Sivas, Erzurum, Diyarbakır, Çankırı, Aydın, Mardin, Karahisar, Musul, Rize, Amasya, İçel, Arapkir, Karaman bunlardan bazılarıdır. Standart esasları ve narhların tespitinde üreticilerin, bilirkişilerin, halkın ve diğer ilgili kişilerin fikirleri alınıp yazılı belge haline getirilmiştir. Yani, bugün olsaydı padişah bile kafasına göre Boğaz’a 3. Köprü yapmaya kalkmaz, sivil topluma danışırdı. Kaynak kitaplarda bu fermanların “vatandaşların günlük yaşayış ve geçimi ile sıkı sıkıya ilgisi bulunan belediye kanunları; her hakimlik bölgesinde ayrı ayrı ve doğrudan doğruya halkın ihtiyaç ve isteklerinden alınan ilhama dayanılarak düzenlenmiştir ve padişah otoritesi sadece bunları yürürlüğe koyan bir tasdik şerhinden ibarettir” denmiştir. Sanayi ürünlerinde hammaddeler ve işçilik üzerinde durulmuş; ürünlerin bileşimi ve boyutları verilmiştir. Alım satımlarda tüccarlar ile dükkan sahipleri ve seyyar satıcılar için ayrı ayrı kar hadleri konulmuş; kar payı genelde yüzde on olarak kabul edilmiştir. Uygulanacak kanunları hazırlamada halkın her sınıfına yer ve değer verilmiştir. Tüm tarım ve hayvan ürünleri ile sanayi ürünleri gerek nitelikleri gerekse fiyatları özel bir teşkilatın denetimi altında tutulmuştur. “Kanunname-i İhtisab-ı Bursa” da yer alan sektörel anlamdaki ana başlıklar şöyle: “Ekmek-çörek, soğan, kasaplar, pazarcılar, narhlar, meyveler (54 ayrı meyvenin), zeytin (2 çeşit), fındık, ceviz, muşmulanın hamı, marul, bostanlar (6 çeşit), sebzeler, tatlılar, bal, yağ, peynir çeşitleri, etler, yumurtalar, balıkçılar, yemekler, börekler, başçılar, dokumalar, kadifeler (16 çeşit), giyecekler, kaftanlar, kürkler, tilki postu, bezler, çullar, peştamallar, ayakkabılar (14 çeşit) torbalar (6 çeşit), saraçlar, yularlar, gem, nalbant (katır-eşek-at), yeşil hayvan yemleri (3 çeşit), keresteler, kuyumcular, bakırcılar, takyeciler, hallaçlar, atarlar, süt-yoğurt (3 çeşit), çilingirler, yapılar, kerpiççiler, mezarcılar, kilepazarı, pirinççiler, debbağlar (5 çeşit), mutfak tuzu, mumcular…” Böyle geniş bir yelpazede hazırlanmış bu ferman, bugüne göre bile oldukça detaylıdır. Her biri çok geniş olarak tanımlanan ve standarda bağlanan bu fermanda, ayrıca ceza ve yükümlülüklerle, adalete saygılı olmak üzere yaptırımlar vardır. Örneğin, hamallar, nalsız at kullanmayıp bağ yükünün iki katından fazla olmayacak. Nalbant eşeğin ayağını yanlış nalbantlar ise iyileşmeye kadar eşek çalışmayacak; bu sürede eşeğin yemini ve suyunu nalbant verecektir. Örneğin, biz de AB’ye bu standartlarımızdan bir pazarcı kaftanı standardı göndersek, acaba bizi AB’ye almalarında bir yararı olur mu? İşte size pazarcı kaftanı standardı: “Pazarcı kaftanlarının boyu arşın çeyrek olunca, eteği iki arşın bir çeyrek olacak. Ve beli, koltuğu beşer rub’u olacak. Yen ağzı yarım çeyrek ve uzunluğu bir arşın olup, arka eteğiyle ön eteği bir olacak. Yaka uzunluğu bir arşın ve eni yarım çeyrek ve girah olup, düğmeleri boydan boya astarı da bir nevi olacak…” Eğer AB ister ise iletilmesine… Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|