| Başkan Obama’nın ardından |
| Pazartesi, 13 Nisan 2009 17:56 | |||
Önce G-20, sonra NATO zirvesi ve burada yaşananlar tarihi gelişmeler olarak kayda geçecek. Türkiye’nin Rasmussen çıkışı, aldıkları ve verdikleri bir tarafa Türkiye’nin İslam dünyasıyla tutarlı yakınlaşma çabasına olumlu katkı yapacak yeni bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.Özellikle Avrupa’nın vizyonsuz liderleri itiraz ederken Obama devreye girdi ve kendi hanesine de bir şeylerin yazılmasını sağladı. Ama asıl üzerinde durulması gereken gelişme ABD’nin yeni lideri Barack Hüseyin Obama (bu adı bu şekilde telaffuz etmeye bayılıyoruz), seçildikten hemen sonra Türkiye’yi ziyaret eden ilk Amerikan Başkanı olarak Türk kamuoyuna ve Türkiye üzerinden dünya kamuoyuna ve İslam dünyasına önemli mesajlar vermesidir. YENİ ORTADOĞU POLİTİKASI Söyledikleri beylik lafların ötesinde aslında… Değişen tavra ve bunun nedenlerine odaklanmak gerekir. Yoksa Ortadoğu veya Kıbrıs için söyledikleri yeni bir unsur taşımıyor. Ama yeni Amerikan yönetimi ve Başkan Obama’nın yeni Ortadoğu politikasının Bush’tan farklı olacağını kesinlikle söyleyebiliriz. Amerikalılar Ortadoğu’da bir kilitlenmenin farkındalar ve bunun İsrail-Filistin sorunundan ya da daha geniş anlamda Arap-İsrail çatışmasından ama en geniş anlamda ‘terörle savaş’ adı altında İslamla savaşa dönüşen Amerikan politikasından kaynaklandığını biliyorlar. Bu zihinsel değişim Amerika açısından anlaşılabilir ve gerçekçi bir değişimdir. Aslında bu ABD’nin çıkarları için yani Ortadoğu’daki çıkarları için ve bu bağlamda bu bölgede yaklaşık yüzyıldır uğruna savaştığı enerji kaynaklarının denetimi ve bununla doğrudan ya da dolaylı ilişkili olan ekonomik çıkarlarının devamının sağlanması için gereklidir.ABD, giderek bölgedeki etkisinin kaybolduğunun veya bölgedeki varlığının tehlikeye girdiğinin farkında. Bu zihinsel değişim, bölgedeki bazı sorunların çözümünü de getirirse yine de iyi bir gelişme olarak yorumlanabilir. Ancak bu zihinsel değişimin, özünde Kudüs’ün de yer aldığı Filistin sorununun çözümünü ve terörle savaşı yeni bir platforma taşıma gibi unsurları da içinde barındırması gerektiğini unutmamalıyız. PARLAYAN TEK YILDIZ İşte tüm bunlar açısından bakıldığında ABD’nin Türkiye’ye neden bu kadar önem verdiği daha net anlaşılıyor. Son zamanlarda Ortadoğu ve İslam dünyasında yıldızı parlayan tek ülkenin Türkiye olduğuna kuşku yok. Zira, son birkaç yıldır yaşanan krizlerde Arap liderlerin gerekli duruşu ve tutarlı tavrı ortaya koyamamaları onların hem kendi halkları hem de Arap ve İslam dünyasındaki prestijlerini sildi süpürdü. Bu durum onların bölge dışı güçler karşısındaki saygınlıklarını da bitirdi. Kaldı ki Türkiye’nin Rusya ile hatta İran ve Suriye gibi ülkelerle hiçbir etki altında kalmadan ilişkilerini derinleştirmesi, Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar’da etkili hale gelmesi ve bu etkisini Afrika’ya ve Doğu Asya’ya taşıması mutlaka ABD’nin de dikkatle izlediği gelişmelerdir. Dolayısıyla ABD’nin Türkiye için yeni roller öngörmesi ve onunla ilişkilerini model ortaklık olarak nitelemesi tesadüfen ortaya çıkmış bir politika değişikliği değildir. İSLAM DÜNYASINDAKİ PRESTİJ Ancak gözden kaçmaması gereken birkaç nokta var. Amerikan Başkanı Obama, Türkiye’nin yerinin Avrupa ve Batı dünyası olduğunun altını çizmiştir. Ancak bunu yaparken Türkiye’nin İslam dünyasındaki etkisinden ve prestijinden olabildiğince yararlanmayı düşündüğünü de ortaya koymuştur. Obama evet kalbimizi fethetmiştir, ama biz o kadar duygusalız ki hemen tava geldik ve yelkenleri indirdik. Sormazlar mı adama “düğün değil bayram değil, bu ne enişte!..” Obama’nın Türkiye programının bütün ayrıntısıyla çok iyi bir PR çalışması olduğunu asla unutmamalıyız. Bu bizim prestijimizi yükseltmiş ve yıldızı parlayan bir ülke haline getirmiştir. Ama bu yıldızı parlayan ülkenin bundan sonra Amerika ile ve hatta Batı dünyasıyla yoluna devam etmesi gerektiğinin mesajı da bir o kadar güçlü bir şekilde verilmiştir. AB ÜYELİĞİNDEYENİ DÖNEM Evet, bu süreçte Türkiye’nin AB üyeliği için yeni ve bambaşka bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. Bence Amerikan Başkanı düğmeye basmıştır ve bundan sonra konu medyaya bırakılmıştır. Korkunç bir kamuoyu baskısı ve ikna çalışması gündeme gelecek ve Obama’nın gördüğünü göremeyen eskimiş Avrupa’nın vizyonsuz liderlerine Türkiye’nin yerinin Avrupa olması gerektiği anlatılacaktır. Türkiye’nin enerji güvenliği için, Ortadoğu’daki sorunların çözümü ve bölgenin istikrarı için kilit ülke olduğu, alternatif enerji koridoru olarak Rusya’ya bağımlılığı azaltacak ülke olduğu gibi çok sayıda argüman enine boyuna işlenecektir. Bu bağlamda Ermeni sorunu ve Kürt sorunu gibi konularda ödün koparılmaya çalışılacak, alınabilecek tavizler alınmaya çalışılacak ama bunlar konusunda fazla da ısrarcı olunmayacaktır. TUZAKLARA DİKKAT! Peki, Türkiye sizce yer mi? Ben Türk diplomasisine güven duyan bir akademisyenim ve yaş tahtaya basacaklarını düşünmüyorum ama yine de bazı tuzaklara işaret etmekte yarar var diye düşünüyorum. Türkiye’nin uzun Soğuk Savaş yıllarında bir NATO üyesi olarak Ortadoğu’dan ve İslam dünyasından nasıl uzaklaştığını ve nasıl bir kısır döngünün içine çekilerek enerjisinin yok edildiğini hatırlamakta yarar var. Hatırlarsanız o yıllarda da Türkiye, NATO’ya üye olmaya çalışıyor ve yaşlı Avrupa’nın bütün liderleri farklı gerekçelerle de olsa bu üyeliğe karşı çıkıyorlardı. Türkiye, 1950 Haziranı’nda patlak veren Kore savaşına asker gönderdikten sonra Amerikan yönetiminin baskısı sonucu üyeliğe kabul edilmişti. O zaman da Amerikan yönetimi Avrupalı liderleri ikna etmek için Türkiye’nin stratejik öneminden ve Avrupa’nın ve Batı’nın güvenliğine yapacağı katkıdan söz etmişti. TÜRKİYE KULLANILMAK İSTENİYOR OLABİLİR Tarih tekerrürden ibarettir. Yeni konjonktür ve Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında izlediği bağımsız ve çok yönlü dış politika ile gelişen bir demokrasi oluşu prestijini ve etkisini arttırmıştır. Bu etki, yeni Amerikan yönetimi tarafından kendi politikaları ve çıkarları doğrultusunda kullanılmak isteniyor olabilir. Türkiye, bütün bunların yanında modern ve Batı standartlarında bir demokrasi olabileceğini göstermiştir. Bu yönüyle Arap ve İslam dünyasına pazarlanmaya çalışılmaktadır. Ama bu pazarlama beraberinde bir mesaj da taşımaktadır. ABD, Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyerek onunla İslam dünyasına ve Ortadoğu halklarına şunu söylüyor: “Bana takıl hayatını yaşa”. Türkiye’nin arzu ettiği böyle bir rol ise buyursun devam etsin. Ama Türkiye’nin izlediği bağımsız ve çok yönlü dış politikayı yapanların bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar basiretli olduğuna inanmak istiyorum. Türkiye AB’ye girecekse buna kendi karar vermelidir. Yoksa ABD istedi diye değil.
|

Önce G-20, sonra NATO zirvesi ve burada yaşananlar tarihi gelişmeler olarak kayda geçecek. Türkiye’nin Rasmussen çıkışı, aldıkları ve verdikleri bir tarafa Türkiye’nin İslam dünyasıyla tutarlı yakınlaşma çabasına olumlu katkı yapacak yeni bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Bu zihinsel değişim Amerika açısından anlaşılabilir ve gerçekçi bir değişimdir. Aslında bu ABD’nin çıkarları için yani Ortadoğu’daki çıkarları için ve bu bağlamda bu bölgede yaklaşık yüzyıldır uğruna savaştığı enerji kaynaklarının denetimi ve bununla doğrudan ya da dolaylı ilişkili olan ekonomik çıkarlarının devamının sağlanması için gereklidir.
AB ÜYELİĞİNDE