Hoşgeldin 2009
Pazartesi, 19 Ocak 2009 17:59

alt

2009 yılının ilk işlem günleri, her ocak ayında olduğu gibi bu yıl da ‘Ocak Etkisi’nin piyasalarda kendisini hissettirdiği günler olarak kayda geçti. Yıl sonunda özellikle endekslerin yılı diplerden kapatmama çabaları, yatırımcıların alımlarıyla piyasalarda olumlu hava estirmiş gibi gözükse de, her gün açıklanan ekonomik veriler bu iyimserliğin fazla uzun ömürlü olmayacağını açık açık gösteriyor. Özellikle de her gün ABD tarafından gelen kurtarma haberleri, FED’in bilanço kalemlerinde yükümlülük bazında artış göstermesine sebep oluyor. Son dönemlerde finansal kurumlara yönelik kurtarma planları FED’in bu kurumların bilançolarındaki sorunlu varlıkların alımları üzerine yoğunlaşıyor. ABD hükümetinin bütün bu çabaları yine de geçen yıl yitirilen güvenleri yerine koyabilmiş gözükmemekle birlikte, yeni paketler için çalışmalar sürüyor. ABD halkının yitirdiği bu güveni geri kazanması ise 20 Ocak’ ta göreve başlayacak olan Obama ve ekibine bağlı gözüküyor.
Global bazda bakıldığında ise sürekli aşağı revize edilen büyüme rakamları hem gelişmiş, hem de gelişmekte olan ülke piyasaları için tehdit oluşturmaya devam ediyor. Talep daralması üretimde keskin düşüşlere yol açarken, işsizlik oranlarını da iki basamaklı rakamlara taşıyor.
Merkez bankalarının faiz indirim politikaları sürerken, mali disiplinden uzaklaşıldığı korkuları da akıllarda soru işareti oluşturan en önemli konu olarak gündeme geliyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının her gün kredi notunu düşürdüğü ülkeler listesine yenilerini eklemesi, resesyon kaygılarının sürekli taze kalmasına neden oluyor. IMF’nin gelişmekte olan ülkelere aktardığı kaynağın rakamı büyürken, bu fonların ne derece etkin kullanılacağı ise ayrı bir merak konusu.Türkiye’nin de IMF görüşmeleri devam ederken kapsam ve miktar açısından henüz net rakamlar açıklanmış değil. Elde edilecek bu kaynağın ise en erke mart ayında Hazine hesaplarında görülebileceği de piyasalarda fiyatlanıyor.
2008’in son çeyreğinde ağırlığını artarak hissettiren global kriz göstergeleri, ekonomik iyileşme beklentilerini 2009 yılı sonuna doğru çekiyor. Dezenflasyon süreci, emtia piyasalarındaki hareketin temel sebebi olarak sorgulanıyor. Para birimlerinden kaçış ise faiz indirme baskılarıyla devam ediyor. Düşük getirili para birimlerine kıyasla Türk Lirası -hala cazip gibi gözükse de- dolar karşısında bir miktar değer kaybederek 1.60’lı seviyeleri yeniden test ediyor. Reel sektördeki sıkıntılar ve gelişmekte olan para birimlerinin dolar karşısında değer kaybetmesi kur üzerinde baskı yaratıyor. IMF ile devam eden müzakere sürecinin sonuçlanma zamanı da kurda etkili olan gelişmelerin ilk sıralarında yer alıyor. Avrupa tarafında ise Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirme sürecinde ABD kadar cesur olmaması eleştiriliyor. Bütün bu gelişmeler sonucunda Avrupa’daki resesyon sürecinin daha uzun süreceği beklentisi avro/dolar paritesinin fiyatlanmasında etkili oluyor. Yine de 1,40 seviyelerinde yılı kapatan paritenin gevşemesi geçici olarak görülüyor ve 2009 yılında tekrar yükselişe geçeceği konuşuluyor.
2009’un geçen yıl gibi zor bir yıl olacağı daha ilk günlerinde hissedilirken, iyi haberler de yok denemez. Bu yıl global büyümeyi özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarının sırtlayacağı, Türkiye için yeni fırsatların kapıda olduğu görüşünü akıllara getiriyor. Türk Lirası’nın yanında Güney Kore Wonu , Hindistan Rupisi ve Endonezya Rupiahı da 2009 yılında yatırımcıların yöneleceği para birimleri olarak görülüyor. Ayrıca Merkez Bankası’nın kararlı ve agresif faiz politikaları da Türk Lirası’nın imajını korumada etkili olacak gibi gözüküyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız