|
Pazartesi, 05 Ocak 2009 14:22 |
|

Geçtiğimiz yıl içerisinde dünyada yaşanan mali krizin etkilerinin 2009 yılına da sarkması ve özellikle ABD, Avrupa ve Japonya başta olmak üzere büyük ekonomilerde durgunluğun devam etmesi, işsizlik oranlarının yükselmesi ve tüketimin daralması beklenmektedir. Global krizin finans piyasaları ve borsalar üzerindeki olumsuz etkisinin büyük ölçüde 2008 yılında fiyatlandığı, borsaların dip seviyelerde olmasada diplere oldukça yakın olduğu , enerji ve emtia fiyatların ciddi düşüşler sonrası stabilize olmaya çalıştığı bir döneme giriyoruz. Global krizin reel ekonomi üzerindeki etkileri 2009 yılında da görülmeye devam edecek. Dünya Merkez Bankalarının krizin etkisini hafifletmek amacıyla yaptıkları agresif faiz indirimleri ve alınan diğer önlemler bir süre sonra etkisini göstermeye başlayacak ve ekonomik toparlanma bunun peşinden gelecektir. Krizin kaynağı olan ABD son yıllarda global ekonominin lokomotifi olmuş ve dünya, ABD ekonomisindeki tüketici güveni ve dinamizm sayesinde büyüme hızını sürdürebilmiştir. Son dönemde ABD Merkez Bankası FED’in yaptığı agresif faiz indirimleri ve Japonya örneğinde olduğu gibi faizleri sıfır seviyesine kadar yaklaştırmasının da ekonomiyi durgunluktan çıkarmaya yetmeyeceğini söyleyenlere katılmak mümkün değildir. ABD ekonomisinin yapısı ve tüketici davranışı Japonya ile kıyasladığımızda ciddi farklılık göstermektedir. Düşük faiz düzeyinin ekonomi üzerinde 6 ila 9 ay zarfında ilk etkilerini göstermesi beklenir. Para birimlerine baktığımızda en önemli bilinmeyenlerden biri olan avro/dolar paritesi yılsonuna doğru toparlanarak 2008 yılını 1,4000 seviyelerine yakın kapatmıştır. Krizin etkisiyle dünya genelinde pozisyonların kapatılması doların güçlenmesini ortaya çıkarmış ve parite 1,6000 seviylerinden 1,2500 seviyelerine kadar gerilemiştir. Ardından ABD’de faizlerin hızlı düşmesi ve ABD Merkez Bankası FED’in piyasadaki dolar arzını ciddi şekilde artırması doların tekrar bir miktar değer kaybına neden olmuştur. 2009 yılının ilk çeyreğinde doların yine aynı sebeplerden ötürü baskı altında kalmaya devam etmesini ve avro/dolar paritesinin 1,5000 seviyelerine yaklaşmasını bekliyorum. Daha sonra ise Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimlerini gecikmeli de olsa yapmaya devam etmesi ABD’nin daha hızlı önlemler alması ve krizden en erken çıkacak büyük ekonomi konumunda olması nedeniyle avro/dolar paritesinin zayıflayarak tekrar 1,2500-1,3000 bandına doğru gevşeyeceğini ve doların orta vadede rezerv para özelliğini koruyacağını düşünüyorum. Bunun yanında petrol fiyatları, krizden çıkış ve global büyümeye yönelik beklentilerdeki değişmenin sinyallerini yansıtacak önemli bir gösterge olarak çok yakından takip edilmelidir. Tükiye’de finansal piyasalara baktığımızda TC Merkez Bankası’nın 2009 yılı para ve kur politikasında radikal bir değişiklik olmadığını, TCMB’nin likidite ile ilgili gerekli önlemleri aldığını ve faiz indirimlerine devam edeceğini görüyoruz. Hazine Müsteşarlığı tarafından açıklanan 2009 yılı iç borçlanma programında ise iç borç çevirme oranının yüzde 77 seviyesinde olacağını ve borç finansmanında herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum. 2008 yılını 1,50-1,55 aralığında kapatan dolar/YTL kuru dış piyasalarda devam eden tedirginliğe de bağlı olarak kısa vadede tekrar 1,6000 seviyesini görebilir. Ancak IMF ile kaynak içeren bir anlaşma sağlanması ihtimali dolarda kalıcı bir yükselişin önünde şimdilik en önemli engel olarak gözükmektedir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|