USD-Amerikan Doları
Perşembe, 04 Aralık 2008 10:39

alt

Basında bu hafta çıkan haberleri takip ederken, ABD doları ile ilgili hem yurtdışından, hem de yurtiçinden gelen iki önemli aktarım dikkatimi çekti. İlki Türk bankalarının kullandıkları sendikasyon kredilerinin geri ödemelerinin aralık ayı içinde olduğu, diğeri ise ABD’nin yeni başkanının güçlü dolar politikasına devam edeceğiydi. Bunlardan ne gibi bir anlam çıkartmak gerekir?
Bankalar sendikasyon kredilerini yenileyemezse, aralık ayı içinde yurtiçi piyasada birkaç milyar dolar düzeyinde talep olur.
Güçlü dolar politikasının devamı, diğer ülke para birimlerine karşı Amerikan dolarının değer kazanmasına sebep olur.
Temmuz ayında 1,10’lar civarında olan USD, 1,75 YTL’yi gördükten sonra 1,47’YTL ye kadar düştü ve hafta kapanışı itibarı ile 1,55’in üstünde ve 1,45-1,55 aralığında konsolide oluyor gibi. İlkbahar aylarında 1,60’a çıkan avro/dolar paritesi 1,20’lere yaklaştıktan sonra bu hafta 1,30 sınırına geldi. Tüm dünya genelinde dolar, YTL ve avroda da olduğu gibi diğer para birimlerine karşıda yazdan bu yana yükselişine devam ediyor ve geri dönüp tekrar eski seviyelerine de geleceği yok. Bu veriler ışığında tavsiyem, USD’nin yükselişi durdu ya da belli bir aralık arasında gidip geliyor diye rehavete kapılmamanız. Sadece USD bazında değil avro bazında da ödeme yapmanız gerekiyorsa, gerek YTL gerekse avro paritesine göre avantaj sağlamak için paranızı korunma amaçlı olarak USD’de tutmanızı tavsiye ederim. Dünyadaki bu ekonomik çalkantı devam ederken önümüzdeki haftalarda emtia piyasaları ve borsalarda düşüşleri, faizlerde ise yükselişleri izlememiz olası. USD’nin yıl sonuna kadar tekrar 1,70 YTL’ye gitmesi hatta geçmesi avro/dolar paritesinde de 1,10-1,15 seviyelerine ulaşılması yüksek ihtimal dahilinde.
Her ne kadar konu başlığımız Amerikan doları olsa da bir son not olarak Türkiye gösterge tahvilinden bahsetmek isterim. Son hazine ihalesinde Haziran vadeli tahvil gösterge tahvil olarak ihraç edilmiş olsa bile, satış beklenenin altında kaldığı ve dolayısıyla dolaşımda bulunan miktar düşük kaldığı için, piyasalar 14 Nisan 2010 vadeli eski gösterge tahvili daha çok önemsiyor.
Bu tahvilin faizine baktığımızda yüzde 22’ler civarında hareket ettiğini görüyoruz. Yüksek enflasyon ile yaşadığımız yıllarda, gösterge tahvilin faizi = Enflasyon+15 puan risk primi gibi bir rakam olarak hesaplanırdı. Bu 15 puanlık risk primi piyasa şartlarına göre 20 puana çıkar ya da 10-12 puan seviyesine inerdi. Örneğin enflasyon yüzde 60 iken tahvil faizi de yüzde 75 olurdu, yani devlet faiz olarak enflasyonun 4’te 1’i kadar da ek faiz öderdi.
Şu anda üretici ve tüketici enflasyonunun ortalamasının yüzde 11 ve gösterge faizinde yüzde 22 olduğu tespitini yaparsak, devletin bire bir yani enflasyona ek olarak yüzde 100 oranında fazladan faiz ya da diğer bir deyişle, risk pirimi ödediğini görüyoruz. Bunun anlamı piyasalar enflasyonun yükseleceğine inanıyor; ithalatımız fazla olduğuna göre dövizdeki artış elbette ki fiyatları artıracaktır, yukarıda üzülerek yaptığım dolar da ki artış öngörüsü gerçekleşirse önümüzdeki yıl pek de hoş geçmeyeceğe benziyor.
İyi haftalar dilerim. 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız