Mega köyler
Pazartesi, 28 Eylül 2009 12:03


9 Eylül 2009 tarihinde İstanbul’da yaşanan sel felaketi bizlere bir kez daha gösterdi ki kentlerimiz aslında mega birer köy ve olası afetlere hazırlıksız.
Küresel ısınmanın en önemli etkisi iklimlerde yaşanan değişiklikler, aşırı sıcak ve kurak geçen yaz ayları, muson yağmurlarını hatırlatan beklenmedik yağmurlar.
Dünya üzerindeki aşırı kentleşme, diğer etmenlerin yanında küresel ısınmayı tetikledi, şimdi küresel ısınma sonucu değişen iklimler ve düzensizleşen yağmurlar kentlerimizi tehdit etmekte…
İklim değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yağmurlar, kentleşme olgumuzu bir kez daha tartışmamıza, görmezden geldiğimiz gerçekleri görmemize neden oldu.
Kaçak ve plansız yapılaşma, rant uğruna yok sayılan bilimsel gerçekler ve sonucunda oluşan kentlerimiz…
Peki, Bursamızda durum ne?
1960 yıllarda yaşanan hızlı ve kontrolsüz sanayileşme ve bu gelişime yetersiz kalan imar planları, kent yöneticilerince duyarsız kalınan, görmezden gelinen gerçekler ve sonuç: Günümüzde yüzde 80’ler civarında kaçak yapılaşma ile oluşmuş bir kent.
Meslek odaları ve sivil toplum örgütleri yıllardır kentimizin başta deprem olmak üzere doğal afetlere hazırlıksız olduğunu söylemeye, seslerini duyurmaya çalıştılar.
İstanbul’da yaşanan sel felaketinden sonra ise gerek inşaat mühendisleri odası, gerekse şehir plancıları odası yaptıkları açıklamalarda kentimizin afet riskine bir kez daha dikkat çekmeye, yapılan yanlışları ortaya koyarak alınması gereken önlemleri anlatmaya çalıştılar.
Kent yöneticileri umarım bu açıklamalara biraz kulak kabartmışlardır.
Şehir Plancıları Odası’nın basın açıklamasında dikkat çekici tespitler yer almaktaydı. Basın açıklamasında, kentimizin de aslında afetlere nasıl hazırlıksız olduğu şu sözlerle gözler önüne serilmekteydi;
“Kentimiz afete hazır değil, planlarda fay hattı güzergahları, sıvılaşma ve şişme potansiyeli olan alanlar, taşkın alanları, heyelanlı bölgeler, yapı yasaklı bölgeler kentsel kullanıma açılmış, olası bir depremde büyük risk taşıyan sıvılaşma ve şişme potansiyeli olan alanlara 155 bin 711 kişilik nüfus ataması yapılmış, taşkın alanlarına 28 bin 656 kişilik nüfus ataması yapılmış, heyelanlı alanlara yeni kullanım kararları getirilmiş, başta kentin güneyinde Uludağ yamaçlarında yer alan mevcut heyelanlı alanlarda bulunan yapılara yönelik strateji ve çözüm önerileri belirlenmemiş dedik. Samanlı’daki taşkın alanına sağlık kompleksi plan değişikliği onaylandı, Nilüfer Vadisi’nde dere yatağına milyonlarca TL kaynak harcandı. Sıvılaşma alanlarında birçok plan değişikliği onaylandı. Uludağ yamaçlarında güney çevre yolu projesi gündeme getirildi. Sorunların çözümü yerine, git gide büyümesine neden olacak birçok plan değişikliği ve proje yapıldı veya gündeme getirildi. Çözüm önerilerimiz dikkate bile alınmadı.”
Duyuruda ayrıca; “9 Eylül 2009 tarihinde İstanbul’da sel felaketi yaşanmış, Devlet Meteoroloji İşleri Müdürlüğü, kentimizin de içinde bulunduğu bölge için aynı riskin olduğunu duyurmuş olmasına rağmen, kentimizi yönetenler 10 Eylül 2009 tarihinde düzenlenen Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, kentimizde yaşanması muhtemel felakete alınması gereken önlemleri belirlemek yerine, BESOB Sanayi Sitesi Plan Değişikliği’ni onaylamayı, Acemler’deki Otobüs İşletmeleri arazisini otel, alışveriş merkezi ve rezidansa çevirmeyi, Nilüfer Belediyesi’nin önündeki park alanında fonksiyon değiştirmeyi, Yenişehir Burcum Köyü’nde çimento fabrikası kurulmasını görüşmeyi tercih etmiş, sel felaketi ne iktidar ne de muhalefet partileri tarafından gündeme bile önerilmemiştir” diyerek, aslında kentimizi yönetenlerin afete ne kadar duyarlı olduğunu(!) bizlere gösterdiler.
Evet, kentimiz afetlere hazır değil, bulunduğu coğrafya nedeniyle deprem, sel ve su baskını, heyelan, kaya düşmesi gibi birçok doğal tehdit yaşamakta…
Umarım kentimizi yönetenler bir an önce meslek odaları, sivil toplum örgütleri ile ortak akıl yürüterek kentimizi olası afetlere hazırlarlar.
Önemli olan afet yaşandıktan sonra yapılacaklar değil, afetten önce alınacak önlemlerdir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız