| Kentleri korumak/ savunmak |
| Pazartesi, 16 Kasım 2009 14:42 | |||
![]() TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından, 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü etkinleri kapsamında, bu yıl 33’üncüsü Antalya’da düzenlenen kolokyumun ana teması “Kentleri Korumak/Savunmak” olarak belirlenmişti. Akademisyenler, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan şehir plancıları ile serbest çalışan şehir plancıları ve diğer meslek temsilcilerinin katıldığı, 3 gün süren kolokyumda, aslında kentlerimizin ne kadar korumasız/savunmasız olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıktı. Bir kent nasıl korunur/savunulur? Aslında kentleri savunmak bir nevi o kentlerin bilimsel, nesnel ve teknik gerçekliklerle hazırlanan, geleceğine şekil veren, 20-30 yıllık projeksiyonlara dayanan imar planlarını korumakla ilgilidir. 3194 sayılı İmar Kanunu ve bu kanuna istinaden hazırlanmış olan yönetmelikler imar planlarının hazırlanış sürecinde yapılması gerekenleri ve uyulması gereken kuralları belirlemektedir. Bakıyorsunuz sıralanan maddelere, o kentin dinamikleri olan meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin, en önemlisi o yerde yaşayan halkın katılımı konusunda en ufak bir düzenleme yok. Yasalarımızda katılımcılık göz ardı edilmiş, belki de umursanmamış… Plana katılım sağlayamayan kesimlere ise yasalarda tariflenen yol, plana itiraz etmektir. Yani yasalarımız katılıma hayır, itiraza evet demektedir bir nevi…. Ama burada unutulmaması gereken konu, planların onay kurumunun belediye/il genel meclisleri olduğu gerçeğidir. Hazırlanan bir mimari projeyi belediyedeki mimarlar, harita uygulamasını harita mühendisleri inceleyip onay verirken, planların onay merci direkt meclislerdir. Yani siyasilerdir. İşin içine de siyaset girince ne bilimsel gerçeklikler ne de teknik gerekçeler önemsenmekte, mecliste kalkan parmaklarla bir kentin geleceğine yön verilmektedir. Son 5 yıllık dönemde (2004-2009) Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde onaylanan plan değişikliği sayısı 3 bin 349 adettir. Bu sayıya plan revizyonları ve yeni onaylanan planlar dahil değildir. Bu sayının alansal karşılığı ise bilinmemektedir. Düşünün, böyle bir ortamda nasıl bir planlı gelişmeden bahsedilebilir? Sonuçta bir çok bilimsel, nesnel ve hukuksal gerekçeyle yapılan itirazlar belediye meclislerince hiçbir gerekçe gösterilmeden “itirazın uygun olmadığına” gibi tek bir kelimeyle kolaylıklar reddedilebilmektedir. İtirazların işe yaramadığı bu durumda, yasa ve yönetmelikler bir hukuk devleti olan ülkemizde tek yol olarak mahkemeleri göstermektedir. İmar planlarına ve bunlar üzerindeki düzenlemelere karşı açılan davalar, İdare Mahkemelerince 2577 sayılı İ.Y.U. Kanunu çerçevesinde değerlendirilerek karara bağlanmaktadır. Ancak mahkemelerde kazanılan bir çok dava, hukuksal/bürokratik süreç içinde kaybolarak kentsel mekana yansımamaktadır. Bunun en önemli sebepleri: * İnşaat sektörünün hızlı bir gelişim süreci geçirerek, çok kısa sürede inşaatların yapılması, buna karşılık mahkeme süreçlerinin yıllarca sürmesi, mahkemelerce zamanında yürütmenin durdurulması kararının verilmemesi, * Mahkemelerce yeterli donanıma sahip olmayan kişilerin bilirkişi olarak atanması, * Mahkemelerce her meclis kararının, ayrı bir idari karar olarak kabul edilerek dava konularının birbiriyle bağlanmaması, * Mahkeme süreci devam ederken idarelerce çok kolay plan değişikliği ve revizyonlarının yapılması, * En önemlisi ise mahkeme kararlarının uygulanmasının idarelere bırakılmış olması, mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığını takip edecek, yaptırımlarda bulunacak bir mekanizmanın bir hukuk devleti olan ülkemizde bulunmaması, Kağıt üstünde kazanılan, ama kentsel mekanda işlevsiz kalan yargı kararlarına sebep olmaktadır. Bazen de açılan davalar yapılan plan revizyonlarına yetişememektedir. İdareler tarafından açılan davalar devam ederken, olası bir mahkeme kararını etkisiz bırakma adına planlar tekrar tekrar onaylanarak mahkeme kararları etkisiz bırakılmaktadır. Yukarıda da belirttiğim üzere ülkemizde mahkeme kararlarının uygulanmasının tamamen idarelere bırakılmış olması, bu kararlarının uygulanıp uygulanmadığının denetimini yapacak bir mekanizma olmaması geriye bir tek seçenek bırakmaktadır. O da mahkeme kararlarını uygulamayan/görevi kötüye kullanan atanmış ve seçilmiş kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmaktır. Ancak bu yöntem de dokunulmazlıklar sebebiyle çoğu zaman işe yaramamaktadır. İçişleri Bakanlığınca verilen soruşturma izinleri, imar ve planlama konusunda iki elin parmaklarını geçmemektedir. Bu anlatılanların hepsinin maalesef kentimizde örnekleri mevcuttur. Sonuç olarak; bir hukuk (!) devleti olan ülkemizde, mevcut yasa ve yönetmelikler çerçevesinde kente yönelik işlenen suçlara karşı kentleri korumak/savunmak mümkün değildir. Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız
|

