Katılımcı planlama
Salı, 06 Nisan 2010 11:12


Yirmi birinci yüzyılda, küreselleşmenin etkisiyle klasik yönetim anlayışı ciddi değişikliklere uğramıştır. Eskiden tek bir kişinin kontrolünde ve tekilinde gelişen her şey, günümüzde çerçevenin genişlemesiyle çok aktörlü boyuta dönüşmüştür. Yönetim kavramı yerini yönetişim kavramına bırakmıştır. Yönetişim; Resmî ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımı anlamına gelmektedir. Yönetişim kavramında, klasik yaklaşımda yönetim kavramı tanımlarken kullanılan, yöneten ve yönetilen adlı iki farklı grubun birbirine yaklaştırılması ve herkesin yönetimin yetki ve sorumluluklarına katılabildiği bir yönetim yapısının oluşturulması hedeflenmektedir.

Yönetişim kavramı günümüzde merkezi yönetimler için olduğu kadar, yerel yönetimler için de önem kazanmaya başlamıştır. Kent, bu bağlamda ayrı bir önem kazanmıştır. Özellikle kent ölçeğinde siyaset, planlama, politika planlaması, karar alma süreçleri farklı grupların bir arada çalıştığı bir süreç halini almıştır.

Yönetişim ve katılımcı anlayışta yürütülen süreçte, gizlilik yoktur, her şey şeffaf zeminde gerçekleştirilmekte ve vatandaş bilinçlenerek siyasal iradenin uygulamalarını sorgulayabilecek konumdadır.

Bu bilinçlenme ve katılım Sivil Toplum Örgütleri aracılıyla olmaktadır. Sivil toplum örgütleri; bilgi birikimleri, uzmanlıkları ile bağlı bulundukları toplumun beyni konumundadırlar ve siyasi iradeyle ile karar alma mekanizmasında yer alan ve yaptıkları uygulamalarda hesap soran, tartışan, yönlendiren konumdadırlar. Bu durum hizmetlerin doğru, kaliteli ve verimli yapılması sağlamaktadır.

Yönetişim kavramının planlama disiplinindeki boyutu ise katılımcı planlama anlayışıdır.

Katılımcı planlama; sosyal ve iktisadi karar alma süreçlerinde, söz konusu kararlardan etkilenecek tüm sosyal paydaşların sürece katılımını öngören planlama anlayışıdır. Bu yaklaşıma göre, örneğin bir şehri ilgilendiren bir planlama problemine çözüm getirecek bir proje üzerinde o şehirde yasayan vatandaşlar, bilim adamları, sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve devlet görevlileri bir araya gelip tartışarak uzlaşmaya çalışırlar. Planlamaya ilişkin kararlar bu katılımcı demokratik süreç içinde alınır.

Fakat ülkemizde hakim olan klasik planlama anlayışı ve planlama mevzuatı maalesef katılımcı planlama anlayışını göz ardı etmektedir. Bu kapsamda, İmar kanunda ve diğer plan onay süreçlerinde ki katılım konusunu incelediğimizde;

İmar Kanunu, ülkemizde planların hazırlanması ve onaylanması süreçlerini belirleyen en önemli yasal düzenlemedir. 1985 yılında yürürlüğe giren kanun ile “Yerleşme yerleri ile bu yererdeki yapılaşmanın plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkürünü sağlamak” amaçlanmıştır. 3194 sayılı İmar Kanunun 14. maddesi, planların hazırlanması sürecinde, planı düzenlenecek alan ve yakın çevresindeki alanlarda; yönetim yapısı, fiziksel yapı, maden kaynakları, çevresel kaynaklar, demografik yapı, sosyal yapı, ekonomik yapı, teknik altyapı, arazi kullanımı gibi analizlerin yapılmasını ve plan kararlarının yapılan inceleme ve araştırma sonuçlarının değerlendirilerek oluşturulmasını belirtmektedir.  3194 sayılı İmar Kanunu planların hazırlanması süreçleri bölümünde sivil toplum örgütleri, planlama alanında yaşayan halkın katılımı gibi konulardan bahsedilmemektedir.

Planların hazırlanması esnasında sergilenen katılımcı ve şeffaf olmayan plan süreci, planların ilgili idare tarafından onaylanması sırasında maalesef göz ardı edilmektedir. Şöyle ki; 3194 sayılı İmar Kanunun 8. maddesi ve bu kanuna istinaden hazırlanmış olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 20. maddesinde plan onay süreçleri; “Belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediye meclisince, bu alanlar dışında il idare kurullarınca imar planları onaylanarak yürürlüğe girer. Onaylanmış planlar, onay tarihinden itibaren ilgili idarece herkesin görebileceği şekilde ilan yerlerinde asılmak ve nerede nasıl görülebileceği mahalli haberleşme araçları ile duyurulmak suretiyle 30 gün süre ile ilan edilir. 30 günlük ilan süresi içinde planlara itiraz, ilgili idare nezdinde yapılır” olarak belirlenmiştir.

Bu belirlenen süreçte katılımcılıktan uzaktır. Çünkü mahalli haberleşme araçları planların halka duyurulmasında yetersiz ve etkisiz kalmaktadır. Şöyle ki yeni yasal düzenlememelerle Nilüfer Belediyesi sınırlarına giren örneğin bir Gölyazı’daki planların Nilüfer’de askıya çıkarılmasından, yerel halkın haberdar olma şansı ne kadardır?  Ayrıca, kanunda belirtilen bir aylık süreci yakalanmasında da oldukça güçlük çekilmektedir ve ayrıca kanun bize planlama sürecine katılımı değil itirazı öngörmektedir.  Mevcut yasal sistem planların hazırlanması ve onaylanması sürecinde gizlilikten yana tavır sergilemektedir. Bu süreçte planlamaya müdahil olamayanlar içinse geriye tek bir seçenek olarak yargı yolu kalmaktadır.

Konuyu fazla uzatmadan, görüldüğü üzere ülkemizde süre gelen klasik planlama sürecinde ve pratiğinde katılımcılık daima istenmeyen ve göz ardı edilen bir gerçek olarak yasal mevzuatta yerini bulmuştur.

Ülkemizde planlamanın, imar olarak algılanması ve planların rant amacı güttüğü gerçeğiyle, sürecin gizlenmesi ve bu rantı kimsenin bilmemesi daima en rasyonel tavır olmuştur. Oysa planlama da yaratılan rant bir kesim veya grubun değil, toplumun ve kentin rantıdır.

Bu sebeple toplumun her kesiminin eşit olarak bu rantan faydalanması için sürecin katılımcı olarak yürütülmesi esas olmalıdır. Bu sebeple Avrupa Birliği uyum çerçevesinde, batıda sıkça rastlanılan KATILIMCILIK VE YÖNETİŞİM KAVRAMLARININ ülkemizde de uygulanması gereklidir. Ülkemizde bir an önce yönetişim kavramı etkin bir yapıya kavuşturularak, yasal mevzuatta yerini almalı ve bu kavramın planlama disiplinine yansıması olan katılımcı planlama anlayışının ise en küçük ölçekten, tüm kenti ilgilendiren planlara kadar bir bütün olarak kanunlarda yer almalıdır.

Yapılacak yasal düzenlemelerle, yerel yönetimler tarafından, yönetişim kavramı çerçevesinde kenti ilgilendirecek tüm kararlarının belediye meclislerinde görüşülmeden önce kent konseyinde tartışılması ve şekillenmesi sağlanmalı, halkın, sivil toplumun, meslek odalarının onayı alınmadan yatırımlara start verilmemelidir.

Tüm plan kararlarının katılımcı ve şeffaf planlama anlayışı çerçevesinde sorgulanabilir olması sağlanmalı, belirli periyotlarla basın ve halkın katıldığı toplantılarla yapılan icraatlar ile büyükşehir belediyesinin harcamaları gibi kalemler katılımcılarla paylaşılmalıdır. Gerektiği taktirde alternatif yatırımların öncelikleri yapılacak mini referandumlarla şekillendirilmelidir.

Murat İlkme'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız