Karayolları kanunu ile yaratılacak kanunsuzluklar
Pazartesi, 26 Temmuz 2010 13:19



13 Temmuz 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6001 Sayılı ‘Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’, 3194 sayılı İmar Kanunu’na, 5393 sayılı Belediye Kanunu’na ve 6831 Sayılı Orman Kanunu’na aykırı düzenlemeler içeriyor.
Kanunun en dikkate değer yönü, ‘Erişme Kontrollü Yol’lara ilişkin yapılan düzenlemeler. Kanunun 15. maddesi uyarınca, belediye sınırları içi de dâhil olmak üzere Genel Müdürlükçe uygun bulunan ‘mevcut’ karayolları, erişme kontrollü hale getirilebilecek, bu yolların işletme hakları özel sektöre devredilebilecek ve yollardan geçiş, ücretli hale getirilebilecek.
Aslen kamulaştırılarak açılması gereken karayollarının, özellikle kent geçişi ve çevre yolu niteliğindeki bölümleri, bazı kentlerimizde hukuka aykırı biçimde İmar Kanunu’nun 18. maddesi hükümlerinden yararlanılarak, o kent sakinlerinden bedelsiz olarak yollar için terk ettirilen düzenleme ortaklık payları ile oluşturulmuştur. Kamulaştırma masraflarından kaçınan Karayolları Genel Müdürlüğü,  6001 Sayılı Kanun’da bu hukuksuz alışkanlığını kurala dönüştürmek istemektedir.
Kanunun 19. maddesinde yapılan düzenlemede, ‘Kesinleşmiş güzergâh planlarındaki karayolları, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi hükümleri dâhilinde oluşturulacak düzenleme ortaklık payları hesabına dâhil edilir’ denilerek, taşınmaz sahiplerinden bedelsiz olarak alınmış ve alınacak olan yollardan karayollarının oluşturulması ve vatandaşların bedelsiz terk ettikleri bu yollardan bedel ödeyerek geçebilmeleri yasa düzenlemesi haline getirilmiştir.
Erişme kontrolü uygulanan karayollarına bitişik taşınmaz sahipleri ile kiracıları veya kullananların arazilerinden erişme kontrolü uygulanan karayoluna doğrudan giriş ve çıkış haklarının bulunmadığı, açık ifadesini kanunun 17. maddesinde bulmaktadır. Mülkiyet hakkının bütünleri olan o gayrımenkule erişim konusunda; hak sahiplerinin ulaşımları, toplayıcı yol yapılarak veya herhangi bir şekilde sağlanır hükmü 16. maddede düzenlenirken, aynı zamanda da olası tazminat davalarının da önünün kapatılması yoluna gidilmektedir.
Ülkemizde yol boyu yerleşme geleneği nedeniyle, kırsal ve kentsel yerleşimlerimizin neredeyse tamamının ortasından karayolu geçtiği gerçeğiyle karşılaşılmaktadır. Kuşkusuz kentlerin ortasından geçmekte olan karayollarının bölgede yaratmakta olduğu can, mal ve trafik güvenliği sorunları hepimizce bilinmektedir. Bu noktada yapılması gerekenin bu yollarda trafik hızını pratikte arttıracak, daha sonra da bu hızı yasallaştırmak zorunda kalacak uygulamalar olmadığı da bir başka gerçektir. Yapılan duble yol uygulamalarının özel sektöre devri yoluyla kullanıcılara ücretlendirilmesi dahiyane fikrinin sonucu olan ‘Erişme Kontrollü Yol’ uygulaması birçok kentin ekonomik anlamda çöküşünü de beraberinde getirecek, sonuçları önceden düşünülmemiş bir uygulamadır.
Bilindiği üzere, yol boyu yerleşim aslında yol boyu ticari faaliyetler anlamında olup, birçok küçük yerleşim biriminin bu faaliyetler yoluyla elde ettiği getiri, neredeyse temel gündelik ekonomik faaliyet anlamındadır. Karayoluna cepheli ve erişilebilirliği yüksek olduğu için rantı da yüksek olan bu bölgelerin karayoluna erişiminin engellenmesi ile birlikte aşırı bir değer kaybının yanı sıra o yerleşimin gündelik temel ekonomik faaliyetlerinin tüm getirisinden de yoksun bırakılması sonucu doğacaktır. Üstelik bu mal sahipleri kendi terk ettikleri yolları ücreti karşılığı kullanırken, gördükleri zararların tazmini amacıyla yasal yollara da 16. madde hükmü nedeniyle başvuramayacaklardır.
Devam edecek

Murat İlkme'nin Tüm Yazıları İçin Tıklayınız