Adliye, üniversite, sağlık kompleksi, belediye binası...
Pazartesi, 08 Şubat 2010 18:00


Bursa Kent Konseyi, yıllardır kaybettiği kentin sesi olma özelliğini yeniden kazandı. Konsey başkanlığına Semih Pala’nın seçilmesinin ardından eski dinamizmine ve kent yöneticilerini yönlendirme vizyonuna yeniden sahip oldu.
Bu kapsamda önce Sayın Semih Pala’yı, ardından Kent Konseyi üyelerini tebrik ediyorum. Kent Konseyi’nin bu ayki toplantısında, kentimizde mekansal yer seçimleri konusunda tartışmalara neden olan adliye, sağlık kompleksi, üniversite, belediye binası gibi önemli kamu yatırımlarının tartışmaya açıldığı oturum vardı. Hayli kalabalık olan toplantıda ilk sözü alan Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi Başkanı Füsun Uyanık, konuya farklı bir pencereden yaklaştı. Uyanık’ın konuşmasından çıkarılarak ve ders alınacak önemli mesajlar vardı. Bu yazımda Füsun Hanım’ın konuşması çerçevesinde tartışılan binalarla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
Şehir Planlama mesleğinin konusu; en genel anlamda, ülke düzeyinden yerel ölçeğe kadar her tür yerleşmede fiziksel/mekansal gelişmelerin bir plan/düzen çerçevesinde biçimlenmesini sağlamaktır. Şehir Planlama eylemi, toplumsal ilişkiler bütünü ile etkileşimli bir biçimde, kentsel alanlarda arazi kullanımının, üretim ve tüketim alanlarının, ulaşım ağlarının, genel mekansal yapının belirlenmesi, öngörülmesi ve planlanması süreci olarak tanımlanabilmektedir.
Şehir planlama, ülkesel ölçekten mahalle ölçeğine kadar, ekonomik verimliliği yükselten fiziksel ve mekansal düzenlemelerde bulunduğu gibi, toplumun sosyal ve kültürel kimliğini ifade edebileceği, sürdürülebilir mekanlar yaratmayı amaçlamaktadır.
Şehir plancısı, planlı gelişmenin sağlanması için, yerleşmelerin değişiminde etkili olabilecek mekansal, sosyal, demografik, ekonomik ve teknik verilerle estetik, kültürel, doğal, ekolojik etmenleri birlikte değerlendirerek geleceğe yönelik amaç ve hedefleri koyan, uygulama araçlarını ve süreçlerini tanımlayan, karar vericilere alternatif öneriler oluşturan ve bunların uygulanmasında rol alan uzmandır.
Sözün özü, planlama eylemi; kimilerinin algıladığı gibi, iki çizik atmaktan, şunu şuraya yapalım, olmadı plan değişikliği yaparız, denecek kadar kolay bir iş değildir. Birçok meslek disiplinin bilgi birikiminin değerlendirildiği bir süzgeçten geçirildiği ve mekana yansıtıldığı multi disipliner bir meslektir.
Bu kapsamda kentin geleceğini şekillendirecek, kentin gelişimde çekim noktaları oluşturacak üniversite, hastane, belediye binası gibi büyük kamu yatırımlarının yer seçimi, plan değişikliklerine bırakılacak kadar basit olmamalıdır. Konulara üst ölçekli planlardan başlayarak, bütünden parçaya gidecek stratejilerin oluşturulması gerekmektedir. Ancak kentimizin üst ölçekli planlarında tam bir kaos havası hakimdir.
1998 yılında onaylanan, kentin 2020 yılımı hedef alan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na maalesef sahip çıkılmamış, planın ana ilkeleri, hedefleri unutularak, plan rafa kaldırılmıştır. Planda yaşanan yetki sorunu, çok başlılık görmezden gelinmiştir. Kentin anayasası kabul edilen planın 3 tane olması ve 3 farklı kurumda planla ilgili yetki bulunması umursanmamıştır. Sonuçta üst ölçekli plan kavramı unutularak, 1/100.000 ölçekli planda parsel bazında değişiklikler yapılmaya başlanmıştır.
2006 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından 6 adet planlama bölgesine 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planları hazırlanarak, onaylanmıştır. Kentimizin geleceğini şekillendirmekten uzak olan bu planlara meslek odaları tarafından açılan davalarda alınan yargı kararları bertaraf edilerek, kentin geleceğine ipotek konulmuştur. 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planlarında süreç 1/25.000 ölçekli planlarda yaşananlardan farklı değildir.
Düşünün, 2025 yılını hedef alan bir planlama çalışması Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılıyor, bu planda Bursa’nın nüfusunun artacağı öngörülerek yeni bölgeler imara açılıyor. Ama Bursa’nın yeni bir stadyuma, ikinci bir üniversiteye, yeni belediye hizmet alanlarına, büyük ölçekli bir hastaneye, adliyeye ihtiyacı olacağı konusunda hiçbir fikir üretilmiyor. Bilimsellikten ve nesnellikten uzak olarak hazırlanan planlarda yaşanan bu sorun idarecilerle görmezlikten gelinmiştir.
Sonuçta ne oluyor? İhtiyaçlar ortaya çıkınca plan değişikliğine başvurulmak zorunda kalınıyor. Plan değişikliği ile siz en uygun yeri bulsanız bile bu yer tepki alacaktır. Bu plan değişikliklerinin arkasında, kamuoyunun aklına hep ‘Acaba mı?’ ile başlayan sorular gelecektir.
Yapılması gereken bu tür cazibe merkezi niteliğindeki yapılara plan değişikliği ile yer aramak yerine, 1/100.000 ölçekli planın yeniden yapılması, ardından 1/25.000 ve 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planlarının da, 1/100.000 ölçekli planın hedefine uygun olarak revize edilmesidir.
Zaten bu şekilde bilimselliğe uygun, ayakları yeri basan üst ölçekli planlar yaparsanız, adliye nereye yapılacak, belediye binası nerde olacak, ikinci üniversite nereye kurulacak vb. tartışmaların hiç biri yaşanmayacaktır. Üst ölçekli planlar yukarıda dediğimiz şekilde düzenlenmezse, bu konular kent gündeminde hep tartışılmaya devam edecektir.

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız