Tepki
Pazartesi, 13 Nisan 2009 17:25

alt

 Herkes hayatını etkileyen önemli olaylar karşısında aynı tepkileri göstermez. Ancak herkesin tepkileri aynı süreçten geçer. Yani herkes tepkilerinde aynı aşamaları yaşar. İnanması zor ama biraz kendinizi soyutlarsanız, kolayca kabul edebilirsiniz. Bu, ekonomiyi takip edenler için çok önemli durum olabilir. Eğer insanların tepkilerindeki aşamalar belliyse, neler yaşandığını herkesten önce siz sezebilirsiniz.
Örneğin yaşanmakta olan kriz. Sizce bu tipte bir krizle karşı karşıya kalan birisi nasıl davranır? Ya da önemli bir kaza geçiren veya ağır bir hastalık geçiren kişinin bununla yüzleşmesi nasıl olur? Diyelim ekonominin başında siz varsınız ve bir ekonomik çığ altında kaldınız veya kalmak üzeresiniz. Nasıl davranırdınız?
Bu tip vakalarla karşılaşanların nasıl davranacağı üzerine çok eski tarihlerde yazılmış kuramlar var. Herkesin davranışları kolayca sınıflanmış. Bu kadar genelleme yapabilmenin nedeni ise son derece basit. İnsanlar aynı, tepkiler aynı. Ortalama bir insanın duyguları, sezileri, davranış biçimi, soğukkanlılığı veya stres karşısında hareketi aynı. Sadece karşılaştığımız durumlar yıllar içinde değişiyor. Bir iş kaybı, sahip olunanların yok olması, ağır hastalık gibi elim durumlar; ağır üzüntü, derin stres yaratıcı eylemler insanların aynı tepkilerini tetikliyor. Bu tepki aslında 5 aşamalı bir tepki:
Önce reddetme: Olayı basitçe reddedersiniz. Olay olmamış, bu durumla karsılaşmamış veya sizin başınıza gelmemiş gibi davranırsınız. Örneğin “Ben gayet iyiyim”, “Bana bir şey olmaz” veya “Bizi teğet geçer.” Planlarınızda değişiklik yapmazsınız. Önemli olan sizin inandırıcı olup olmamanız değildir. Sizin probleminiz değildir zaten bu yaşanan.
Süreç işlemeye başlayınca ikinci aşamaya geçersiniz. Öfke: “Bu niye bizim başımıza geldi, anlamıyorum!” ya da “Bu krizi çıkaranlar biz değiliz, Amerika’daki bankacılar çıkardı. Onlar çeksin ceremesini” demek gibi. Burada artık reddedilen bir şey yok, anladığınız gibi. Ama bir önlem almak veya hesap kitap üzerinde çalışmak da yok.
Üçüncü aşamada artık pazarlık başlar: “Hele şu olay gerçekleşsin bakarız”, “Seçimler geçsin ekonomiye ağırlık veririz” demekten farklı bir şey değildir. Artık zayıf olan tarafın; pazarlık etmeye yanaşmayan, sadece soğuk gerçeklik olan bir karşı tarafla başbaşa kalmasını görürüz. Hala kriz şu anın önemli konusu değildir. Biraz daha statükoyu değiştirmeden yaşayabilir misiniz, onu düşünürsünüz.
Bir sonraki aşamada ipler kopar. Artık siz o siz değilsiniz. Herhangi bir şey yapmasanız da olur. Niye yapacakmışsınız? Sonuçta kriz tüm ağırlığıyla sizi vurmuş. Kapasite kullanım oranları yüzde 60’larda, ekonomi daralmış, ama yapacak bir şeyiniz yoktur. Olan olmuştur. Siz kısa bir süre kayıtsız kalabilirsiniz.
İnsanoğlu doğaya yenilmez son atağını yapar ve yüzleşir. “Tamam trajik durumsa trajedi buraya kadar. Krizse kriz, ama ben ne yapabilirim” veya “Benim hazır olmam gerek” der. Oyun planı oluşturulur, zarar tespiti yapılır. Ne kadar ve kimden yardıma krediye ihtiyaç var saptanır. İşte bu sağlıklı bir aşamadır. Artık inandırıcılığınız da vardır. Kurtuluşunuz (ya da kurtuluş umudunuz) da.
Diyelim siz bir bankada çalışıyorsunuz ve bir firmaya kredi vereceksiniz. Ya da IMF’nin yönetim kurulundasınız ve bir ülke sizden kredi istiyor. İşte size bugünün idmanı:
-Hangi aşamadaki ülkeye kredi verirdiniz?
-Sizce Türkiye hangi aşamada?

 

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız