Kriz edebiyatı
Pazartesi, 24 Kasım 2008 18:10

alt

Eğer aynı ülkede yaşıyorsak, hemen hemen aynı gazetelere göz gezdirip, aynı televizyon kanallarını zaplıyorsak, sizin de son günlerde en çok duyduğunuz kelimeler; kriz, işsizlik, acil önlem paketleri, mortgage, IMF, cari açık vs. vs. olmalı.
Hiç şüpheniz olmasın, dünyadaki tüm bankacılar, kalkınma bankacıları ve akademisyenler de aynı cevabın peşinde. Kriz nasıl yaratılır? Gelin dünyada gerçekleşmiş yüzün üzerindeki krizlerin ortak paydalarının üzerinden basitçe gidelim; biz de kriz edebiyatı yapalım.
Kriz modern dünyada eskisine oranla daha çok karşılaşılan bir durum. Aslında insanlar aynı insanlar, yani krize götüren hatalar aynı, ancak küresel finansal yapı birbirine daha çok eklemlendiği için daha çok kriz görüyoruz. Genelde orta gelirli ve fakir ülkelerde çıktığına inandığımız kriz, aslında gelir düzeyi yüksek ülkelerde de görülüyor. Sadece sonuçları bu kadar yıkıcı olmuyor.
Önce yabancı yatırımlar küçük ve nispeten derinliği az olan ülkeye doğru akmaya başlıyor. Bu sermaye akımından yararlanan ülkenin parası değerleniyor. Eğer ülke emtia malları zenginiyse, yerel emtia fiyatları şişiyor, değilse ülkedeki varlıkların değeri artıyor. Bu sermaye akımı, mali göstergelerde iyileşme yaratıyor ve krediler buyuyor. Akıllı idarecilerin yönettiği ülkeler de bazı önlemler alıyor. Mesela bankaların kredi vermesi zorlaştırılıyor, ek vergi çıkarılıyor, yerel paranın değerini korumak için çırpınılıyor. Nafile... Sadece yapısal reform adımlarını zamanında atan ülkelerin başarı şansı var. Sermaye akımları sonsuza dek artarak devam edemiyor. Bir yerde akım duruyor bunu neyin tetiklediği çok da önemli değil. Hatta sermaye akımı terse dönüyor: Hoş geldin kriz! Devalüasyon, enflasyon, dış borç ve bankacılık krizi…
Bu kriz süreci dışında duyduklarınız ve gerçekte başkasına anlatmakta zorluk çekeceğiniz tüm kelimeler teknik ekonomi kelimeleridir. Hepsi de hangi varlık fiyatının alet edildiğini açıklar, hangi yıkımların oluştuğunu gösterir veya hangi bilanço kaleminin değiştiğini anlatır.
Peki, her şey bu kadar netse, neden olanlar olduğu şekilde oluyor? Neden sermaye birden başka ülkeye akmaya başlıyor? Bunun cevabı; aslında sermayenin bulunduğu ülkede artık büyüyememesi, faiz oranlarının düşük olması ve daha hızlı büyüyen ve kolayca ulaşılabilecek bir ülkenin yıldız gibi parlaması.
Yatırım sürecinde neden ülkeler önlem alamıyor? Çünkü politika yapıcıları ve sermaye sahipleri yeni durumun bir geçici durum değil, artık yeni gerçeklik olduğu sanrısına kapılıyorlar. Aslında yapacakları şey basit; sermaye akarken devlet harcamaları kesilir, ekonominin genişlemesine darbe vurulur (zor bir karar, değil mi?).
Kriz öncesi yatırımlar ne kadar sürüyor? Çoğunlukla 2-4 yıl arası.
Sermaye akımına uğramamış ülke var mı dünyada? Evet. Brunei, Lüksemburg, Hollanda, İsviçre ve Birleşik Arap Emirlikleri. Çünkü bu ülkeler sermaye gönderiyor.
Sermaye akımları aslında yıkım mıdır? Belki… Ancak çok sermaye akımı krizi derinleştirir, bu kesin.

Kudret Akgün
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Yazarın Diğer Yazıları İçin Tıklayınız